Birçok insan New York'ta yaşama şansına atlardı.Many would jump at the chance to live in New York.
Nancy tek başına yurt dışında yaşamayı istemiyordu.Nancy didn't mind living abroad by herself.
Bay Thompson İskoçya'ya geri dönmeden önce iki yıl boyunca Tokyo'da yaşamıştı.Mr Thompson had lived in Tokyo for two years before he went back to Scotland.
Tom çocukluğundan beri New York'ta yaşamaktadır.Tom has lived in New York since he was a child.
Tom sürekli olarak Japonya'da yaşamaya niyetleniyor.Tom intends to live in Japan for good.
Tony geçen yıldan beri Kumamoto'da yaşamaktadır.Tony has lived in Kumamoto since last year.
Ahşap bir evde yaşamayı tercih ederim.I'd rather live in a wooden house.
Ne pahasına olursa olsun Amerika'da yaşamak istiyorum.At all costs, I want to live in America.
Onlar sana niçin yaşamak için İngilizce öğrenmek zorundasın diyorlar?Why do they say you have to learn English to survive?
TV günlük yaşamda önemli bir rol oynar.TV plays an important part in everyday life.
Sadece nefes yaşam anlamına gelmez.Merely to breathe does not mean to live.
Çok sayıda köpek yaşamaktadır.Many dogs are alive.
Bu yaşamlarımız üzerinde önemli bir etkiye sahiptir.It has an important influence upon our lives.
Gelenek, öyleyse, insan yaşamının büyük bir rehberidir.Custom, then, is the great guide of human life.
Yaşlı adam yaşama isteğini kaybetti.The old man lost the will to live.
Yaşlı adam kendi başına yaşamaktadır.The old man lives by himself.
Çift için artık birlikte yaşamak zordur.It is hard for the couple to live together any longer.
Emekli maaşı yaşam giderleri için yeterli değildir.The pension is not sufficient for living expenses.
Adada hiçbir yaşam belirtisi yoktu.There were no signs of life on the island.
Adada yaşam yoktur.There is no living on the island.
Bu ilçe yaşamak için güvenli bir yer değil artık.That district is no longer a safe place to live in.
Bu savaş, bir yaşam ya da ölüm mücadelesi gibi görünüyordu.That fight seemed like a life-or-death struggle.
Ev yaşamak için rahattır.The house is comfortable to live in.
Evde hiçbir yaşam işareti yoktu.There was no sign of life in the house.
Orada yaşamayı imkansız bulacaksın.You'll find it impossible to live there.
Her insanın yaşamına çok değer vermelisin.You should set a high value on every man's life.
Yakında bir yurtta yaşamaya uyum sağlayacaksın.You will soon adjust to living in a dormitory.
Yakında kendi başına yaşamaya alışacaksın.Soon you'll get used to living by yourself.
Yakında bu ülkede yaşamaya alışacaksın.You will soon get accustomed to living in this country.
John her zaman Lincoln örneğine uyarak yaşamaya çalıştı.John always tried to live up to the example of Lincoln.
Junko hâlâ yaşam giderleri için anne ve babasına bağlıdır.Junko still depends on her parents for her living expenses.
İstasyona çok yakın yaşamak elverişlidir.It's convenient living so close to the station.
Kıt kanaat yaşamaktan usandım.I'm sick of this hand-to-mouth existence.
Bugüne kadar yaşamış en büyük filozof kimdi?Who was the greatest philosopher that ever lived?
Yaşam için bu doğrudur.This is true to life.
Bu, modern İngiliz yaşamın bir örneğidir.This is an instance of modern British life.
Bu Amerikan yaşam tarzıdır.This is the American way of life.
Bu kitap size Amerikan yaşam tarzı hakkında net bir fikir verecektir.This book will give you a clear idea of the American way of life.
Bu kitap, İç Savaş sırasında Amerika'daki yaşamın iyi bir resmini verir.This book gives a good picture of life in America during the Civil War.
Bu kitap İngiltere'deki yaşamı ele alır.This book deals with life in the United Kingdom.
Bu şehirde yaşamak zordur.This city is hard to live in.
Bölgede insanlar hiç yaşamadı.The region has never been inhabited by people.
Bu hayatı yaşamaktan bıktım.I'm tired of living this life.
Bu yerleşim alanı yaşamak için rahat.This residential area is comfortable to live in.
Bu tecrübe onun yaşamında çok önemli sayılır.This experience counts for much in his life.
Bu ev yaşamak için çok rahat.This house is very comfortable to live in.
Bu ev senin ailenin yaşaması için yeterince büyük.This house is large enough for your family to live in.
Böyle gürültülü bir yerde yaşamayı sevmiyorum.I dislike living in such a noisy place.
Güney Afrika Birliği, son yıllarda ırkçı sorunlar yaşamıştı.The Union of South Africa has had racial problems in recent years.
Bu, ailemin yaşamış olduğu yerdir.This is where my family used to live.
Ne kadar süredir burada yaşamaktasın?How long have you lived here?
Burada yaşamak için geldiğimden beri üç yıl oldu.It has been three years since I came to live here.
Gerhard Schröder, II. Dünya Savaşı boyunca yaşamayan ilk şansölyedir.Gerhard Schroeder is the first German chancellor not to have lived through World War II.
Enflasyondan dolayı, maaşlar yüksek yaşam maliyetine ayak uyduramıyor.Because of inflation, salaries can't keep up with the high cost of living.
Karıncaların yaşamını önemsiz sayma.Don't think little of the ants' lives.
Yaşamın her adımında insanlar kiliseye gidiyor.People in every walk of life go to church.
Ortalama bir Amerikan yaşam alanı Japonya'daki yaşam alanının iki katı kadar büyüktür.The average American living space is twice as large as the living space in Japan.
Amerika'da yaşamaya alışıyordum.I was getting used to living in America.
Onun yaşamak için fazla zamanı yok.He doesn't have long to live.
Binada kimse yaşamaz.No man lives in the building.