Fransızcada akıcı olmak için Fransızca konuşan bir ülkede yaşamak gerekli midir?Is it necessary to live in a French-speaking country to become fluent in French?
Fransızca öğrenmenin en iyi yolu Fransızca konuşan bir ülkede yaşamaktır.The best way to learn French is to live in a French-speaking country.
Turin'de yaşamıyorum.I don't live in Turin.
Bu kitap yaşamınızı değiştirecek.This book will transform your life.
Yaşam çok adaletsizdir.Life is so unfair.
Ben daha sıcak bir iklimde yaşamak istiyorum.I'd like to live in a warmer climate.
Ailesiyle yaşamıyor.He doesn't live with his parents.
Bu yaşamımın en iyi günü.This is the best day of my life.
Tom bana tenha bir sahilde yaşamak istediğini söyledi.Tom told me he wanted to live on a secluded beach.
Marika ebeveynlerinin köyünde onunla yaşamamı istedi ama orada hava çok soğuktu.Marika wanted me to live with her in her parents' village, but it was very cold out there.
Tom şehirde yaşamaya alışkın değil.Tom isn't used to living in the city.
Yaşamanın maliyeti artıyor.The cost of living is rising.
O uzun süre yaşamayacak.He won't live long.
Lüksemburg'a gidip yaşamak istiyorum!I want to go and live in Luxembourg!
Tom ve Mary yaşamlarının geri kalanını birlikte geçirmek istediler.Tom and Mary wanted to spend the rest of their lives together.
Neden bizimle yaşamak istemediğini anlamaya çalışıyorum.I'm trying to understand why you don't want to live with us.
Böyle bir yerde yaşamanın nasıl olacağını merak ediyorum.I wonder what it would be like to live in a place like this.
Tom Boston'da yaşamaya alışacağını düşünmüyordu.Tom didn't think he'd ever get used to living in Boston.
Şu andan itibaren üç yıl boyunca nerede yaşamayı istersin?Where would you like to be living three years from now?
Tom'un artık Boston'da yaşamadığını söylediğini düşündüm.I thought you said Tom didn't live in Boston anymore.
Senin yaşaman için bir yer bulmakta herhangi bir sorunun olmayacaktır.You won't have any trouble finding a place to live.
Tom artık Boston'da yaşamak istemediğini söyledi.Tom said he didn't want to live in Boston anymore.
Elektriksiz yaşamaya alışık değilim.I'm unaccustomed to living without electricity.
Tom Boston'da yaşamak istemeyeceğini söyledi.Tom said he wouldn't want to live in Boston.
Artık Boston'da yaşamıyorsun, değil mi?You're not living in Boston anymore, are you?
Yaşamak için başka bir yer arayacağım.I'm going to look for another place to live.
Elektriksiz yaşamayı hayal bile edemiyorum.I can't imagine living without electricity.
Boston'da yaşamaktan zevk alacağımı sanmıyorum.I don't think I'd enjoy living in Boston.
Artık Tom'la hiç sorun yaşamayacaksın.You won't have any trouble with Tom now.
Biz Tom'un çok daha uzun yaşamasını beklemiyoruz.We don't expect Tom to live much longer.
Tom hapiste üç yıl yaşamaz.Tom won't survive three years in prison.
Sonunda burada yaşamaya alıştım.I've finally gotten used to living here.
Ben burada yaşamaya alışmaya başlıyorum.I'm starting to get used to living here.
Boston'da yaşamaya hâlâ alışkın değilm.I'm still not used to living in Boston.
Beni bulmakta herhangi bir sorun yaşamazsın.You won't have any trouble finding me.
Tom bu mahallede yaşamıyor.Tom doesn't live in this neighborhood.
Tom caddede yaşamak istemiyordu.Tom didn't want to live on the street.
Tom'un hâlâ Boston'da yaşayıp yaşamadığını merak ediyorum.I wonder if Tom still lives in Boston.
Tom'um bizimle yaşamak istediğinden eminim.I'm sure Tom wants to live with us.
Tom ailesiyle birlikte yaşamıyor.Tom doesn't live with his parents.
Hâlâ yaşamak için bir yerin var.You've still got a place to live.
Buradan uzakta yaşamazdım.I used to live not far from here.
Herhangi bir sorun yaşamıyorsun, Tom.You're not in any trouble, Tom.
Tom bir çiftlikte yaşamak istiyordu.Tom wanted to live on a farm.
Tom Boston'da yaşamıyor.Tom doesn't live in Boston.
Burada yaşamayacağım.I'm not going to live here.
Burada yaşamak istemiyorum.I don't want to live here.
Böyle yaşamayacağım.I won't live like that.
Yaşam zordur.Life is tough.
Ben geniş bir şehirde yaşamayı isterim.I would like to live in a large city.
Gerektiğinde yalnız yaşamaya alışacaksın.You'll get used to living alone in a pinch.
O henüz kendi başına yaşamak için çok genç.He's too young to live by himself yet.
Yaşam ondaydı ve o yaşam da insanların ışığıydı.In him was life, and that life was the light of men.
Su yaşamın temelidir.Water is the essence of life.
Henüz Boston'da yaşamıyorum.I don't live in Boston yet.
Seninle yaşamak istiyorum.I want to live with you.
Eğer müdahele etmeseydin hiç sorun yaşamazdık.If you hadn't interfered, we wouldn't have had any problems.
Tom anne babasıyla birlikte Boston'da yaşamak istiyordu.Tom wanted to live in Boston with his grandparents.
Sen her zaman senin Boston'da yaşamak istediğini söyledin.You always said you wanted to live in Boston.
Tom artık böyle yaşamak istemiyor.Tom doesn't want to live like this anymore.