Ana içeriğe geç
Sözlük

yaşam ile cümle

yaşam kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
6
ORT. KELİME
Son zamanlarda, birçok insan iyi yaşamayı zor buluyor.Recently, many people are finding it hard to make a decent living.
Sana mutlu bir evli yaşam diliyorum!I wish you a happy married life!
Organ bağışçısı olmayı kabul edersen, birinin yaşamını kurtarmasına yardım edebilirsin.If you agree to become an organ donor, you may help save someone's life.
Ailesini terk etti ve Tahiti'de yaşamaya gitti.He left his family and went to live in Tahiti.
O her birimize sonsuz yaşam için ödeme yaptı.He paid an eternal life for each one of us.
Yurtta yaşamaya alıştın mı?Have you gotten used to living in the dorm?
O, şehir merkezinde yaşamaktan hoşlanmaz.She doesn't like living downtown.
Altı aydır Çin'de yaşamaktayım.I've lived in China for six months.
O, başka bir kadınla yaşamak için, karısını ve üç çocuğunu terk etti.He left his wife and his three children to live with another woman.
Şehirde yaşamak taşrada yaşamaya göre gerçekten farklıdır.Living in the city is really different to living in the country.
Büyük bir şehirde yaşamak istiyorum.I wish to live in a big city.
Onlar evli yaşamdan sıkılmış gibi görünüyorlar.It seems that they're bored of married life.
Geyik, yaşamı için kaçtı.The deer ran for its life.
Daha anlamlı bir hayat yaşamayı öğrendim.I learnt to live a more meaningful life.
Bir evin olmadan yaşamak zor.It's hard to live without a house.
Yemek için yaşamıyorum; Yaşamak için yiyorum.I don't live to eat; I eat to live.
Böyle yaşamak istemiyorum.I don't want to live like this.
Hayal yaşamlarımızın her kısmını etkiler.Imagination affects every part of our lives.
Yaşam sürprizlerle doludur.Life is full of surprises.
Okumak, yaşamın büyük keyiflerinden biridir.Reading is one of life's great pleasures.
Tekerlekli sandalyede yaşamaya mahkûm.He is condemned to live on a wheelchair.
O Londra'da yaşamaktadır.She lives in London.
Sen burada yaşamıyorsun.You aren't living here.
Arkadaşım bu evde yaşamaktadır.My friend lives in this house.
Bir amfibinin yaşam döngüsü üç aşamadan oluşur: yumurta, larva ve ergin.The life cycle of an amphibian consists of three stages: egg, larva and adult.
Ziyaret etmek için güzel bir ülke ama orada yaşamazdım.It's a nice country to visit, but I wouldn't live there.
Her nefeste yaşam benden uzaklaşıyor.Life escapes from me in every breath.
Jenny Japonca eğitimi aldığı için Japoncada sorun yaşamadı.Since Jenny had studied Japanese, she had no trouble in Japan.
Onlar geri dönmemek üzere Amerika Birleşik Devletlerinde yaşamaya karar verdi.She has decided to live in the United States for good.
Ben genç bir kızken hep sualtında yaşamak istedim.When I was a young girl, I always wanted to live underwater.
İnsanların yaşamalarını istiyorum.I want people to live.
Evliya Çelebi 17. yüzyılda yaşamış bir Türk seyyahıdır.Evliya Celebi was a Turkish traveller who lived in the 17th century.
Genel olarak, kadınlar erkeklerden on yıl daha uzun yaşamak eğilimindedir.In general, women tend to live ten years longer than men.
Artık bu gezegende yaşamak istemiyorum.I don't want to live on this planet anymore.
Tom onu bulduğumuzda neredeyse yaşamıyordu.Tom was barely alive when we found him.
Senin evine yakın yaşamak istiyorum.I'd like to live near your house.
Onların yaşam biçimi bizimkinden farklı.Their lifestyle is different from ours.
Japonya'da yaşamak çok pahalıdır.Living in Japan is very expensive.
Hepimiz aynı çevrede yaşamaktayız.We all live in the same neighborhood.
Geçmişteki yaşam bugünkünden çok farklıydı.The living beings of the past were very different from those of today.
O, bitişikte yaşamasına rağmen, bize selam bile vermez.Even though he lives next door, he doesn't even say hello to us.
Onun yaşamı, zamana karşı bitmeyen bir yarıştır.His life is a neverending race against time.
Yaşam maliyeti düştü.The cost of living has gone down.
O adada yaşamak imkansızdır.It's impossible to live on that island.
O adada yaşamak mümkün değil.It's not possible to live on that island.
Tüm yaşam kimyaya dayalıdır ve yaşayan her şey kimyasal bileşiklerden oluşur.All life is based on chemistry and all living things are composed of chemical compounds.
Tom'un savurgan bir yaşam tarzı var.Tom has an extravagant lifestyle.
Tom etkin bir yaşam sürüyor.Tom lives an active life.
Dış uzayda yaşam var mı?Is there life in outer space?
Kırsal yaşamın rahatsızlığına katlanamam.I can't put up with the inconvenience of country life.
Bilim tüm yaşam sorunlarını çözemez.Science does not solve all of life's problems.
Herkes onun tek başına yaşamasının garip olduğunu düşündü.Everybody thought it was strange that he lived alone.
Tom yaşamak istiyordu.Tom wanted to live.
Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşamasına rağmen Tom İngilizce konuşamıyor.Even though he lives in the United States, Tom can't speak English.
Tom yaşamını bu olguyu incelemeye adamış.Tom devoted his life to the study of this phenomenon.
Tom yaşamın anlamını anlamak istiyor.Tom wants to understand the meaning of life.
Bir insan tüm yaşamı boyunca öğrenmelidir.A man must learn throughout his whole life.
İnsan sosyal yaşamı olmadan yaşayabilir mi?Can man live without having a social life?
Vampirler yaşamak için kan içmeli.Vampires must drink blood to survive.
Mary yaşamaya değer bir hayat sürmek istiyor.Mary wants to lead a life worth living.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod