Bu şehir, yağmur yağmazsa yakında şiddetli bir su sıkıntısı yaşayacaktır.Se non pioverà presto, questa città andrà incontro a una grave siccità.
Bu yıl çok yağmur yağmıyor.Non sta piovendo molto quest'anno.
Yağmur yağıyordu.Stava piovendo.
Maalesef yağmur yağacak.Sfortunatamente pioverà.
Dün bütün gün yağmur yağdı.Ieri ha piovuto tutto il giorno.
Yağmura rağmen, dışarı çıktım.Sono uscito nonostante la pioggia.
Geçen perşembeden beri yağmur yağıyor.Piove da giovedì scorso.
Yağmur yağıyor mu?Sta piovendo?
Tam dışarı çıktığımda, yağmur yağmaya başladı.Non appena sono uscito, ha iniziato a piovere.
Yağmur yağabilir. Bir şemsiye alsak iyi olur.Potrebbe piovere. Sarà meglio che prendiamo un ombrello.
Üç gündür yağmur yağmaya devam ediyor.Sono tre giorni che continua a piovere.
Dışarı çıkma. Çok yağmur yağıyor.Non uscire. Sta piovendo forte.
Koyu bulutlar yağmura işaret eder.Le nuvole scure annunciano pioggia.
Yağmur yağıyordu ve oyun iptal edildi.Stava piovendo e la partita fu annullata.
Geçen sene çok yağmur yağdı.L'anno scorso ha piovuto molto.
Yağmur yağmış olsaydı gitmezdik.Se avesse piovuto non saremmo andati.
Şimdi çok geç oldu. Üstelik, yağmur yağmaya başlıyor.Si è fatto molto tardi. In più sta iniziando a piovere.
Açık hava konseri yağmur yüzünden iptal oldu.Il concerto all'aperto è stato cancellato a causa della pioggia.
Geçen geceden beri yağmur yağıyor.Sta piovendo dalla scorsa notte.
Korkarım ki bu akşam yağmur yağacak.Ho paura che stasera pioverà.
Sen bana bugün yağmur yağmayacağını söyledin, bu yüzden bir şemsiye getirmedim.Mi hai detto che oggi non sarebbe piovuto, per questo non ho portato l'ombrello.
Yağmur tenis oyunumuzu bitirmemizi önledi.La pioggia ci ha impedito di finire la nostra partita a tennis.
Pula "lütuf" anlamına da gelir çünkü yağmur bir lütuf olarak sayılır."Pula" significa anche "benedizione", giacché la pioggia è una benedizione per questo popolo.
Yüksek dağlardan kaçınırlar, en başta yağmur ormanlarında ve savanalarda bulunurlar.Il suo habitat è costituito da ripidi pendii e montagne a prateria.
Yalnızca geceleri avlanmaz, özellikle yağmurlu havalarda gündüzleri de avlanır.Escono dai nascondigli solamente di notte, di giorno solo in occasione di piogge.
Örnek: “Eğer yağmur yağıyor ise, hava bulutludur.”Esempio: "Se piove, allora la strada è bagnata.
Hava durumunun yağmurlu ve soğuk olmasının Belçikalı bisikletçilere avantaj sağladığı söyleniyordu.Le condizioni atmosferiche (fredde e piovose) erano a vantaggio dei corridori belgi.
Ancak Rıfkı bu kişilere yağmurun bugün yağmayacağını söyler.Notevoli anche I Think It's Going to Rain Today e Living Without You.
Bu yüzden pH'ı 5.6'nın altındaki yağmur asit yağmuru olarak nitelendirilir.La pioggia con un pH inferiore a 5,6 è considerata pioggia acida.
Yağmurlu dönemlerin başlanıç ve bitişleri gökgürültülü fırtınalarla geçer.L'inizio e la fine della stagione delle piogge è segnato da forti temporali.
Son raund yağmur nedeniyle pazartesi gününe ertelenmiştir.La finale è stata posticipata al lunedì a causa della pioggia.
Artık yağmur nedeni ile maçların aksamadığı turnuvada ilk Pazar günü geleneksel olarak maç oynanmaz.Come da tradizione durante la prima domenica del torneo non viene giocato nessun incontro.
Yağmur başladığı için pikniği iptal ettik.Il torneo è stato cancellato per pioggia.
Yağmur damlaları fırtına nedeniyle donar.Lascia l'isola a causa della tempesta.
Film eleştirmenler tarafından adeta övgü yağmuruna tutuldu.Il film fu accolto da una pioggia di critiche.
Bu rüzgarların getirdiği yağmur bulutları yağmura dönmesinde rol oynar.L'incubo ritorna è presente Rain.
Paris Sokağı; Yağmurlu bir gün (1877, Chicago Sanat Enstitüsü).Strada di Parigi in un giorno di pioggia, Art Institute, Chicago.
Tropikal iklim bölgesi: Af: Tropikal yağmur ormanı iklimi (Örn.Af: climi tropicali delle foreste pluviali (Tropische Regenwaldklimate).
Göl, akarsu kaynakları, ilkbaharda eriyen kar suları ve yağmur suları ile beslenmektedir.Il lago è alimentato da fonti di acqua corrente, dalla neve che si scioglie in primavera e dall'acqua piovana.
GülSara) Yağmur (ft.Scende la pioggia (da un'ora) (feat.
Dik yağan yağmur altında ayakta duran bir kişi, şemsiyesini dik olarak başının üstünde tutar.A chi nasce sfortunato, piove sul culo anche da seduto.
Kasai'nin boşaltma havzaları genel olarak ekvatoryal yağmur ormanları bölgeleridir.Il bacino fluviale del Kasai consiste principalmente in regioni della foresta pluviale equatoriale.
Bu ziyaretin amacı aynı zamanda yağmur duasına çıkmaktır.Anche la sessione pomeridiana fu accompagnata dalla pioggia.
Daha sonra bir ara sokağa giderler ve yağmur altında kışkırtıcı bir şekilde dans ederler.Dopo le ragazze sono di nuovo insieme, e ballano sotto la pioggia.
Özellikle Güney Amerika'da yağmur ormanlarında bulunur.Soprattutto nelle foreste tropicali sudamericane.
Final yarışı yoğun yağmur altında gerçekleştirildi.La finale si giocò sotto la pioggia battente.
Hafif yağmur veya kar görülebilir.Ad esse possono essere associate piogge leggere o nevicate.
Yeryüzüne kırk gün kırk gece yağmur yağdı.Secondo la leggenda ne seguirono quaranta giorni di pioggia.
Harpiya kartalları yuvalarını yağmurdan korumak zorundadır.La diga di Vârșolţ la protegge dalle alluvioni.
Yağışlar yağmur ve dolu şeklindedir.Odia la pioggia e l'acqua in generale.
Köyde her yıl aşure yapılır, yağmur duasına çıkılır.Messa in cortile, la pianta trae ogni giorno profitto dalla pioggia.
Bu yağmurlar, sadece serinletici etkilidir ve yarım gün sürer.La pioggia si intensifica, e mancano solo tre giri e mezzo.
Tarladaki mahsul için yağmur yağması gereklidir ve yağmur duasına çıkılır.Mi manca la finestra, che quando piove entra dentro l'acqua.
Sensiz Üç Yağmur, şiir.La "Notte tricolore" pioggia e poca gente.
Bahar aylarında yağmurludur.Piove, è novembre.
Queenie, Jacob'ın hafızası yağmur ile silinirken ona veda öpücüğü verir.Queenie saluta Jacob con un bacio e, su ordine di Picquery, gli cancella la memoria.
Ancak kısa süre sonra güçlü bir yağmur bu umutları boşa çıkardı.Queste forti piogge hanno poi portato all'alluvione.
Yağmuru, güneşin parlayışı ve tarım ürünlerini yönetirdi.Egli domina sulla pioggia, sullo splendere del sole e il raccolto dei campi.
Bunun üzerine Yağmur, kardeşini tedavi ettirmeye ve onu kurtarmaya karar verir.Sarà Peter, ritornato da lei, a curarla e a salvarla.
Çünkü Tanrı henüz yeryüzüne yağmur göndermemişti.Così li punì smettendo di mandare la pioggia.