Yirmi öğrenciden sadece bir tanesi kitabı okumuş.Out of twenty students, only one had read the book.
Muriel henüz yirmi yaşına girdi.Muriel just turned twenty.
Bu toplantının yirmi dakikadan daha fazla sürmesini istemiyorum.I'd like this meeting to last no more than twenty minutes.
Tom yirmili yaşlardayken yakışıklıydı.Tom was handsome when he was in his twenties.
Beş kere beş yirmi beştir.Five times five is twenty-five.
O, bağ dokusunu yırttı.He tore his ligament.
Dört artı on altı yirmiye eşittir.Four plus sixteen equals twenty.
Yirmi birinci yüzyılın başında birçok teknolojik gelişmeler vardı.There were many technological advances at the beginning of the twenty-first century.
O bir günde yirmi sigara içer.He smokes twenty cigarettes a day.
Yirmi beş yaşındayım.I'm twenty-five.
Evsiz bir adama yirmi dolar verdim.I gave a homeless man twenty dollars.
Onlardan yaklaşık olarak yirmi tane var.There are about twenty of them.
Kaç yaşındasın? Ben yirmi altı yaşındayım.How old are you? I'm twenty-six years old.
Yirmi dört saate ihtiyacım var.I need twenty-four hours.
Zarfı dikkatle aç, yani yırtma.Open the envelope carefully so it doesn't tear.
Yazar George Orwell yaklaşık yirmi yıl İngiliz polisi tarafından gözlendi.The writer George Orwell was watched for about twelve years by the British police.
Benim yirmi dolarlık bir banknotum vardı, ama onu kaybettim.I had a twenty dollar bill but I lost it.
Yirmi, güzel bir yaştır.Twenty is a beautiful age.
Bu kitabın kapağı yırtılmış.The cover of this book has been torn off.
Yirmi dakika içinde döneceğim.I'll be back in twenty minutes.
Pantolonumu yırttım.I tore my pants.
Billy ve babasının yaklaşık yirmi yıldır birbirleriyle alakası yok.Billy and his father have had nothing to do with each other for nearly twenty years.
Yirmi öğrenciden sadece biri kitabı okudu.Out of twenty students, only one has read the book.
Yaklaşık yirmi kişi partiye geldi.About twenty people came to the party.
Yirmi yedinin küp kökü üçtür.The cube root of twenty-seven is three.
Tom cebinden bir yirmilik aldı.Tom took a twenty from his pocket.
Ben yirmi iki kasım bin dokuz yüz kırk sekizde doğdum.I was born on the twenty second of November, nineteen forty eight.
Yirmi beş yaşında olduğu için evlendi.Because she is twenty-five years old, she gets married.
O yirmi iki yaşındayken evlendi.He got married when he was twenty-two years old.
Onlar evleneli yirmi yıl oldu.It's been twenty years since they got married.
O bir ayı kadar yırtıcıydı.He was as ravenous as a bear.
Tom Mary'nin ona verdiği yirmi dolarlık faturayı gömlek cebine koydu.Tom put the twenty-dollar bill that Mary gave him in his shirt pocket.
O ülkeler yirmi yıldır barışı koruyorlar.Those countries have maintained peace for twenty years.
Yirmi yedi yaşındayım.I'm twenty-seven years old.
Tom defterinden birkaç sayfa yırttı.Tom tore out a couple of pages from his notebook.
Filipinler o yıl yirmiden fazla süper tayfun yaşadı.The Philippines experienced more than twenty super typhoons that year.
Bir tane yırttım.I tore one.
O bir fotoğrafı yırttı.She tore a photograph.
Tom notu yırttı.Tom ripped up the note.
Görgü kurallarınızın son yirmi yılda pek gelişmediğini görüyorum.I see that your manners haven't exactly improved in the last twenty years.
"Eve ne zaman döneceksin?" "Bilmiyorum, yaklaşık yirmi dakika içinde "."When will you be back home?" "I don't know, in about twenty minutes."
Masada neredeyse yirmi çeşit peynir vardı sanırım.I guess there were almost twenty kinds of cheeses on the table.
Sabahımı düzenlemek için yaklaşık yirmi dakikaya ihtiyacım var.I need about twenty minutes to organize my morning.
Yirminin üzerinde kimseye inanma.Don't trust anyone over twenty.
Tom öfkeyle Mary'nin mektubunu yırttı.Tom angrily tore up Mary's letter.
Tom taslak defterinden bir yaprak yırttı.Tom ripped a page out of his sketch book.
Tom sayfayı yırttı.Tom ripped out the page.
Tom zarfı yırtarak açtı.Tom ripped the envelope open.
Tom çeki yırttı.Tom ripped up the check.
Omurga yirmi dört kemikten oluşur.The spinal column is composed of twenty-four bones.
O çivide giysilerini yırtmamaya dikkat et.Be careful not to tear your clothes on that nail.
Son mektubumu yırttığını umuyorum.I hope you tore up my last letter.
Bu kitaptan yırtılmış bir sayfa görüyorum.I see a page has been torn out of this book.
Tom sözleşmeyi yırtıp attı.Tom tore up the contract.
Tom sözleşmeyi aldı ve onu yırttı.Tom picked up the contract and tore it up.
Onun yirmi çocuğu var.She has twenty children.
Dedem yirminci doğum günüm için bana bir araba verdi.My grandfather gave me a car for my twentieth birthday.
Büyükbabam yirminci doğum günüm için bana bir araba hediye etti.My grandfather gave me a car for my twentieth birthday.
O yirmi yaşında kitap yazdı.He wrote the book at the age of twenty.
O kazara sayfayı yırttı.She accidentally tore the page.