Tom uyuyamadı bu yüzden kalktı ve yürüyüşe çıktı.Tom couldn't fall asleep so he got up and took a walk.
Gençken, Tom çok daha hızlı yüzebiliyordu.Tom could swim a lot faster when he was young.
Tom yüzemez.Tom can't swim.
Tom yüzme bilmez.Tom can't swim.
Tom yarın yüzemez.Tom can't swim tomorrow.
Tom eskisi gibi yüzemiyor.Tom can't swim like he used to.
Tom hiç yüzemiyor.Tom can't swim at all.
Tom uzun süre kalamaz bu yüzden toplantıyı başlatalım.Tom can't stay for long so let's get the meeting started.
Tom buradaki sıcak ve bunaltıcı yazlara dayanamıyor bu yüzden dağlara gidiyor.Tom can't stand the hot and muggy summers here, so he heads for the mountains.
Tom bir araba süremez bu yüzden her zaman bir bisiklete biner.Tom can't drive a car so he always rides a bicycle.
Tom çok iyi pişiremez bu yüzden çoğunlukla dışarıda yer.Tom can't cook very well, so he often eats out.
Tom tüm bu bavulları taşıyamaz bu yüzden ona yardım etmelisin.Tom can't carry all those suitcases so you should help him.
Tom yüzebilir.Tom can swim.
Tom yüzebilir, değil mi?Tom can swim, can't he?
Tom yüzebilir fakat ben yüzemem.Tom can swim, but I can't.
Tom çok iyi yüzebilir.Tom can swim very well.
Tom balık gibi yüzebilir.Tom can swim like a fish.
Tom yüzme kursundaki başka birinden daha hızlı yüzebilir.Tom can swim faster than anyone else in his swimming class.
Tom parti için üç yüz dolarlık bütçe ayırdı.Tom budgeted three hundred dollars for the party.
Tom yeni bir fotoğraf makinesi aldı bu yüzden eski olanını sattı.Tom bought a new camera so he sold his old one.
Tom, liste fiyatından yüzde otuz daha ucuza bir bilgisayar aldı.Tom bought a computer at thirty percent off the list price.
Tom bütün ekmeği yedi, bu yüzden hiç kalmadı.Tom ate all the bread, so there is none left.
Tom ve arkadaşları sahilde oturdu ve erkek çocuklarının yüzmesini izledi.Tom and his friends sat on the beach and watched the boys swimming.
Tom her zaman yüzerken gözlük takar.Tom always wears goggles when he swims.
Tom otoritesini kötüye kullanıyor, bu yüzden hiç kimse onu sevmiyor.Tom abuses his authority, so no one likes him.
Bildiğim kadarıyla, Tom yüzemez.To the best of my knowledge, Tom can't swim.
Tom yüzemiyor gibi görünüyor.It seems that Tom can't swim.
Tom'a yüz dolar ödedim.I paid Tom one hundred dollars.
Tom'un gece boyunca bunu yapacağını düşünmedim, bu yüzden onun başucunun yakınında kaldım.I didn't think Tom would make it through the night, so I stayed by his bedside.
Tom'un olanlar hakkında yüzüme karşı yalan söylediğine inanamıyorum.I can't believe Tom lied to my face about what happened.
Tom yüzünde bir tebessümle Mary ile konuşuyordu.Tom was talking to Mary with a smile on his face.
Tom Mary ile yüz yüze konuşmak istedi.Tom wanted to talk to Mary face to face.
Tom Mary'ye yüzünü yıkamasını söyledi.Tom told Mary to wash her face.
Tom Mary'ye yüzmemesi gerektiğini söyledi.Tom told Mary that she shouldn't swim.
Tom Mary'ye orada yüzmemesini söyledi.Tom told Mary not to swim there.
Tom Mary'ye yalnız yüzmemesini söyledi.Tom told Mary not to swim alone.
Tom Mary'ye nasıl yüzeceğini öğretti.Tom taught Mary how to swim.
Tom Mary'ye bir elmas yüzük vermemeliydi.Tom shouldn't have given Mary a diamond ring.
Tom Mary'nin parmağına elmas bir yüzük taktı.Tom put a diamond ring on Mary's finger.
Tom Mary'yi tek başına yüzmeye gitmemesi konusunda ikna etti.Tom persuaded Mary not to go swimming by herself.
Tom Mary'yi yüzdürdü.Tom made Mary swim.
Tom mızmız görünüyordu, bu yüzden Mary ona yaklaşmadı.Tom looked grouchy, so Mary didn't approach him.
Tom yüzümü kara çıkardı ve ayrıca Mary'nin yüzünü de kara çıkardıTom let me down and he also let Mary down.
Tom Mary'den daha iyi bir yüzücüdür.Tom is a better swimmer than Mary is.
Tom Mary'nin yüzünü asla görmek istemiyor.Tom doesn't want to see Mary's face ever again.
Tom Mary için pahalı bir nişan yüzüğü almak istemiyor.Tom doesn't want to buy an expensive engagement ring for Mary.
Tom sigara içmeyi bırakmadı, bu yüzden Mary odayı terk etti.Tom didn't stop smoking, so Mary left the room.
Tom Mary'nin yüzündeki görüntüye bakarak onun çok heyecanlı olduğunu söyleyebiliyordu.Tom could tell by the look on Mary's face that she was very excited.
Tom yüzemez ve Mary de.Tom can't swim and neither can Mary.
Tom yüzebilir fakat Mary yüzemez.Tom can swim, but Mary can't.
Tom Mary kadar hızlı yüzebilir.Tom can swim as fast as Mary.
Tom neredeyse Mary kadar hızlı yüzebilir.Tom can swim almost as fast as Mary.
Tom neredeyse Mary'nin yüzebildiği kadar hızlı yüzebilir.Tom can swim almost as fast as Mary can.
Tom, Mary'yi ona özür dilemek için aradı fakat o onun yüzüne kapadı.Tom called Mary to apologize to her, but she hung up on him.
Tom son dilim ekmeği yedi bu yüzden Mary'nin yiyecek bir şeyi yoktu.Tom ate the last slice of bread so Mary had nothing to eat.
Tom Mary'ye yüzmeyi planlayıp planlamadığını sordu.Tom asked Mary whether she planned to swim or not.
Tom Mary'nin onu yapmasını rica etti, bu yüzden senin yapmana gerek yok.Tom asked Mary to do that, so you don't have to.
Tom ve Mary üç yüz yaşındaki bir restoranda yemek yediler.Tom and Mary ate at a three-hundred-year-old restaurant.
Sadece Tom ve Mary hikayenin iç yüzünü bilir.Only Tom and Mary know the inside story.
Tom Mary'ye John'la yüzmemesini söyledi.Tom told Mary not to swim with John.