Atölyesinde yüzlerce kitap var.There are hundreds of books in his studio.
Birçok balık, nehirde yüzer.Many fish swim in the river.
George her zaman elinden geleni yapar, ve onu bu yüzden seviyorum.George always does his best, and that's what I like about him.
Onun seks skandalı serpintisi sırasında yüzünü korumak için saçma bir girişimde bulundu.He made a farcical attempt to save face during the fallout of his sex scandal.
O yüzmeyi öğreniyor.He's learning to swim.
Denizaltı yüzeye doğru ince bir buz tabakasını yarıp geçmek zorunda kaldı.The submarine had to break through a thin sheet of ice to surface.
Büyük bir yemek yedikten sonra yüzmeye gitmemelisin.You shouldn't go swimming after eating a big meal.
Bu yüzden istifamı sunuyorum.I hereby tender my resignation.
İyi haber! Bu, Klingon dilindeki dört yüz kırk dördüncü cümle.Good news! This is the four hundred forty-fourth sentence in Klingon.
Qipao 17.yüzyıl Çin'inde yaratılmış klasik kadın giysisidir.The qipao is a classic female garment that originated in 17th century China.
O gülmeyen bir yüzle fıkra anlattı.She told the joke with a straight face.
Fıkrayı ifadesiz bir yüzle anlattı.She told the joke with a straight face.
Bu fabrikadaki üretim yüzde 20 arttı.Production at this factory has increased by 20%.
Adam bütün yolu yürümek istemedi;bu yüzden otobüse bindi.The man didn't feel like walking all the way; so he took the bus.
Bu yüzme havuzu kaç litre su alır?How many liters of water does this swimming pool hold?
O soğuk yüzünden titriyor.He’s shivering because of the cold.
Ayda üç yüz dolarla geçimimi sağlıyorum.I live off 300 dollars a month.
Yüz, benim en sevdiğim sayıdır.One hundred is my favorite number.
Senin yüzünü hatırlıyorum ama senin adını hatırlamıyorum.I remember your face, but I don't remember your name.
Onun yüzünü hatırlıyorum ama onun adını hatırlamıyorum.I remember her face, but I don't remember her name.
Birçok insan hız limitini aşıyor bu yüzden bu kabûl edilebilir olmalı.A lot of people exceed the speed limit so it must be acceptable.
Yol kalabalık bu yüzden muhtemelen söz verilen zamanda varmayacağız.The road is crowded so we probably won't get in promised time.
Çok meşgulüm bu yüzden muhtemelen yarın gelemeyeceğim.I'm very busy so probably I won't be able to come tomorrow.
Senin gerçeklerle yüzleşmen gerekir.You need to face the facts.
Bir dinozorla yüz yüze gelmek eğlenceli bir deneyimdi.Coming face to face with a dinosaur was a funny experience.
Bir tsunami geliyor, bu yüzden tetikte olun.A tsunami is coming, so please be on the alert.
Yüz savaşçıdan on tanesi yaralanmamış olarak geri geldi; gerisi öldü.Of one hundred warriors, ten came back uninjured; the rest died.
Tatoeba sekiz yüz bin cümleye ulaştı.Tatoeba has reached eight hundred thousand sentences!
Yerli Amerikalılar düşmanlarının kafa derisini yüzdüler.The Native Americans scalped their enemies.
Onlar güvenle yüzmeye çalıştı.They tried to swim to safety.
Onlar yüz yüze kalmalıdır.They must remain face to face.
Beş yüz vagon ile başladılar.They started with five hundred wagons.
Onlar gelecekle yüzleşmek zorunda kaldılar.They were forced to face the future.
Onlar arkalarında yüzlerce yaralı insan bıraktı.They left behind hundreds of wounded men.
Onlar gece seyahat etti bu yüzden kimse onları görmeyecekti.They traveled at night so no one would see them.
Senin yüzünden ben bir sakatım!It's because of you that I'm a cripple!
Amerikan siyasetinde yeni bir yüzdü.He was a fresh face in American politics.
Beş yüz İngiliz askeri esir edildi.Five hundred British soldiers had been captured.
Hoover oyların yüzde elli sekizini kazandı.Hoover won fifty-eight percent of the votes.
Yüzlerce insan öldürüldü.Hundreds of people were killed.
Yüzlerce insan öldürüldü veya yaralandı.Hundreds of people were killed or injured.
Altı yüz bin asker öldürüldü veya yaralandı.Six hundred thousand men were killed or wounded.
Yüzlerce gemi Amerikan limanlarından ayrıldı.Hundreds of ships left American ports.
Yüzden fazla ulus antlaşmayı onayladı.More than one hundred nations have approved the treaty.
Onun yüzüne bir tokat attı.She gave him a slap in the face.
Almanya olası bir açlıkla yüz yüze kaldı.Germany faced possible starvation.
Beş yüzden daha fazla kişi yaralandı.More than five-hundred were wounded.
Onlarla yüz yüze konuşmak istedim.I wanted to talk to them face to face.
Onun yüzünde neredeyse hiç renk yoktu.There was almost no color in his face.
Çiftlik fiyatları yüzde elli beş düştü.Farm prices had fallen fifty-five percent.
Yüzlerce şehir ve kasaba hasar gördü.Hundreds of cities and towns suffered damage.
Yüzlerce ailenin evi yakılmıştı.The homes of hundreds of families were burned.
Yüz binlerce insan işsiz kaldı.Hundreds of thousands of people were out of work.
Dört yüz elli siyah pilot gruptaydı.Four hundred fifty black pilots were in the group.
Bazı gümrük vergileri yüzde 60'a varıyordu.Some of the tariffs were as high as sixty percent.
Bina yüz metre yüksekliğindedir.The building is one hundred meters high.
Yüzünü kara çıkarmayacağım.I won't let you down.
Yugoslavya 20. yüzyılın sonlarında, ABD tarafından haydut devlet olarak kabul edildi.In the late 20th century, Yugoslavia was considered a rogue state by the United States.
Onlar kesinlikle aynı yüze sahipler.They have exactly the same face.
Bana gerçek yüzünü göster.Show me your true face.