Onun yüzünü tokatladı.She slapped his face.
O, yüzüncü doğum gününden birkaç gün önce öldü.He died a few days before his hundredth birthday.
O, hikaye yüzünden gözyaşlarına boğuldu.She was moved to tears by the story.
Onun maaşı düşük bu yüzden değişik işler yapmak zorunda.His salary is low so he has to do odd jobs.
Ben onun yüzünü sevmiyorum.I don't like her face.
Bugün kendimi iyi hissetmiyorum. Hep o kuyu suyu yüzünden.I don't feel well today. That well water is the reason.
Onun yüzü soldu.His face turned pale.
Seni yüzüstü bırakmayacağım.I won't forsake you.
Yoğun kar yüzünden, Pekin uçağı 20 dakika geç geldi.Because of heavy snow, the plane from Beijing arrived 20 minutes late.
Ne kadar çok denersem deneyeyim o kayaya kadar yüzemiyorum.No matter how hard I try, I can't swim to that rock.
Şu yüzen çocuğa bak.Look at that boy who's swimming.
Ben sadece onun yüzünün güzelliği tarafından büyülendim.I was simply entranced by the beauty of her face.
Onun yüzünü hatırlayabiliyorum ama onun adını hatırlayamıyorum.I remember his face but I can't remember his name.
Pencereden gelen ses yüzünden uyuyamadı.He couldn't sleep because of the noise outside his window.
Kar fırtınası yüzünden dışarı çıkamadık.We couldn't go out because of the snowstorm.
Onun yüzüne tokat attım.I slapped his face.
Saatim durmuştu, bu yüzden saati bilmiyordum.My watch stopped, so I didn't know the time.
Ben bir çocukken o gölette yüzerdim.When I was a child, I used to swim in that pond.
Burada değilsin, bu yüzden gerçekten üzgünüm.You're not here, so I'm really sad.
Yüzü ışık vermeyen asla yıldız olamaz.He whose face gives no light, shall never become a star.
Yaşlandım ve bu yüzden işlere farklı olarak bakmaya başladım.I got older, and so I started looking at things differently.
Kıllılığın erkekliğin bir sembolü olduğunu düşünüyorum, bu yüzden gerçekten seviyorum.I think hairiness is a symbol of masculinity, so I really like it.
Hâlâ yapacak bir sürü iş var, bu yüzden sıkılmayacağım.There's still a lot left to do, so I won't get bored.
Yazın nehirde yüzmeye gitmeye alışkındık.In the summer, we're used to going swimming in the river.
O, İngiliz Kanalında yüzmüş tek Amerikalı.He is the only American to have swum the English Channel.
O yüzemeyecek kadar çok yaşlıydı.He was too old to swim.
Haftada bir kez yüzmeye giderim.I go swimming once a week.
Onun iyi bir tarzı var, bu yüzden giydiği her şey iyi görünüyor.She has good style, so she looks good in anything she wears.
Ben bir yüzme kulübündeyim.I'm in a swimming club.
Onun imkansız olduğunu bilmiyorlardı, bu yüzden onu yaptılar.They did not know it was impossible, so they did it.
Yüzünü ve ellerini yıka.Wash your face and hands.
O yüzmeyi sever.He likes to swim.
Nişanlısı ona büyük bir yüzük verdi.Her fiancé gave her a very big ring.
O artık iyi bir adam, bu yüzden gelecekte iyi bir koca olacak.He's a good guy now, so he'll make a good husband in the future.
Yüz çiçek açsın!Let a hundred flowers bloom!
İngiliz kanalını yüzerek geçmeyi başardım.I was able to swim across The English Channel.
Yirmi dolar yüz kırk yuan eder.Twenty dollars are one hundred and forty yuan.
O, telefona cevap vermedi, bu yüzden ona bir e-posta bıraktım.He didn't answer the phone, so I left him an email.
Bu yüzükteki elmas parlatılır.The diamond in this ring is polished.
Hastalandım ve bu yüzden okula gelemedim.I got sick, and so couldn't come to school.
O, iyi yüzebileceğini söyleyerek cevap verdi.He answered by saying that he could swim well.
Hava karanlık, bu yüzden adımlarına dikkat et.It's dark, so watch your step.
Uyandıktan sonra yüzmeye gittim.I went swimming after I woke up.
Onun kirli bir yüzü var.She has a dirty face.
Onun çok güzel bir yüzü var.She has a very pretty face.
Yüzün siyah. Bir kömür madeninden mi geldin?Your face is black. Did you come from a coal mine?
Her seninle ilgili, bu yüzden gitmiyorum!Everything's about you, so I'm not going!
Erkek çocuk arkadaşları ile birlikte yüzüyor.The boy is swimming with his friends.
Baba yüzünü yıkar.The father washes his face.
Kadın yüzünü yıkıyor.The woman washes her face.
Biletleri satın alamadık, bu yüzden konsere gitmedik.We weren't able to buy tickets, so we didn't go to the concert.
Islanıp üşütmek istemezsin, bu yüzden bu şemsiyeyi yanına al.You don't want to get wet and catch a cold, so take this umbrella with you.
Üşütmek istemedim, bu yüzden kayak yapmaya gitmedim.I didn't want to catch a cold, so I didn't go skiing.
Bebeğin üşütmesini istemedim, bu yüzden pencereyi kapadım.I didn't want the baby to catch a cold, so I closed the window.
Onun emeli var, bu yüzden o çok çalışıyor.He has ambition, so he works hard.
Üstünde sadece yüz yeni vardı.He had only one hundred yen on him.
Siz burada yüzemezsiniz.You can't swim here.
Yüzmeyi severdim.I used to love swimming.
Anne, yüzmeye gidebilir miyim?Mom, can I go swimming?
Burası üç yıldızlı bir oteldir; bir gece üç yüz dolardır.This is a three-star hotel; three hundred dollars a night.