Yüzmeyi severim.I like swimming.
Yüzmeyi severim fakat burada yüzmeyi sevmiyorum.I like swimming, but I don't like to swim here.
Ben yüzmekten dolayı çok yorgunum.I am very tired from swimming.
Oldukça iyi bir yüzücü olduğumu düşündüm.I thought I was a fairly good swimmer.
Kayak yapmayı yüzmekten çok daha fazla severim.I like skiing much better than swimming.
Yüzme karşılaşmalarına gireceğim.I will enter the swim meet.
Ben yüzme kulübüne üyeyim.I belong to the swimming club.
Yüzme kulübünün bir üyesiyim.I'm a member of the swimming club.
Nehirde yüzüyordum.I was swimming in the river.
Nehirde yüzmekten hoşlandım.I enjoyed swimming in the river.
Ben fakir bir denizciyim, bu yüzden tekneyle gezmekten hoşlanmıyorum.I am a poor sailor, so I don't like to travel by boat.
Ben büyük annemin yüzünü tam olarak hatırlamıyorum.I don't remember my grandmother's face accurately.
Yüzmede koşmaktan daha iyi değilim.I'm as bad at swimming as I am at running.
Ben hızlı yüzebilirim.I can swim fast.
Onun yüzüne dikkatlice baktım.I looked at his face carefully.
Onu nehir boyunca yüzerken gördüm.I saw him swim across the river.
Onunla yüz yüze konuşmak istiyorum.I would like to talk to him face to face.
Ona yüz dolara arabamı yıkattım.I got him to wash my car for a hundred dollars.
Ona arabamı yıkamak için bir yüz dolar verdim.I got him to wash my car for a hundred dollars.
Onun yüzünden ona para ödedim.I paid him the money due to him.
Yüzüne karşı onun bir korkak olduğunu söyledim.I called him a coward to his face.
Ona yüz yüze şikâyette bulundum.I complained to him face to face.
Onun yüzdüğünü gördüm.I saw her swim.
Kamerayı onun yüzüne odakladım.I focused the camera on her face.
Onun yüzüne baktım.I stared her in the face.
Onun yüzünü bir an gördüm.I caught a glimpse of her face.
Onun yüzüne bakamadım.I was unable to look her in the face.
Çok yorgundum, bu yüzden yatmaya erken gittim.I was very tired, so I went to bed early.
Yorgundum bu yüzden gitmedim.I was tired, so I didn't go.
Soğuk algınlığı yüzünden çöküyorum.I'm coming down with a cold.
Soğuk algınlığı yüzünden hastalandım.I have been down with a cold.
Ben iyi bir yön duyusuna sahibim, bu yüzden kaybolmam.I have a good sense of direction, so I don't get lost.
Ben her gün yüzerim.I swim every day.
Her sabah yüzümü yıkarım.I wash my face every morning.
Geçerli bir vizem vardı, bu yüzden ülkeye girmeme izin verildi.I had a valid visa, so I was allowed to enter the country.
Ben kalktım bu yüzden yaşlı bir adam koltuğuma oturabildi.I got up so an old man could sit in my seat.
Keşke onun yüzebildiği kadar yüzebilsem.I wish I could swim as far as he can.
Benim yüzümü kara çıkarma.Don't let me down.
Nehri yüzerek geçebildik.We managed to swim across the river.
Biz okyanusta yüzmeyi severiz.We like swimming in the ocean.
Yüz yüze oturduk.We sat down face to face.
Dün nehirde yüzmeye gittik.We went swimming in the river yesterday.
Nehirde yüzmeye gittik.We went swimming in the river.
Yer yokluğu yüzünden bu sorunu atlamak zorunda kaldım.I had to leave out this problem for lack of space.
Diş ağrısı onun yüzünü şişirdi.The toothache made his face swell up.
Kaza yüzünden kör oldu.He went blind from the accident.
Aslında deniz bu yüzyılın başlangıcından beri on santimetre yükseldi bile.In fact, the sea has already risen 10 centimeters since the beginning of this century.
Şartlar yüzünden randevumuzu iptal etmek zorunda kaldık.Circumstances forced us to cancel our appointment.
Çok vaktim yok, bu yüzden bir fast-food restorana uğrayacağım.I don't have much time, so I'm going to drop in at a fast-food restaurant.
Çok zamanım yoktu bu yüzden makaleye sadece göz gezdirdim.I didn't have much time so I just skimmed through the article.
Zamanımız bitti, bu yüzden sunumumuzu kısa kesmek zorunda kaldık.We ran out of time, so we had to cut our presentation short.
Yeteri kadar zamanım vardı, bu yüzden acele etmeme gerek yoktu.I had enough time, so I didn't need to hurry.
Biz zamanında orada olmak zorundayız, bu yüzden yarın beni bekletme.We have to be there on time, so don't stand me up tomorrow!
Saatim bozuldu, bu yüzden yeni bir tane istiyorum.My watch is broken, so I want a new one.
Gelecek yüzyılı sabırsızlıkla bekleyelim.Let's look ahead to the next century.
Bisikletimin patlak bir lastiği vardı, bu yüzden yedi trenini kaçırdım.My bicycle had a flat tire, so I missed the seven o'clock train.
Gerçek benim yüzemememdir.The fact is that I can't swim.
Aslında o iyi yüzemez.In fact, he can't swim well.
Arabam bozuldu, bu yüzden bir otobüse binmek zorunda kaldım.My car broke down, so I had to take a bus.
Araba bozuldu, bu yüzden yürümek zorunda kaldılar.The car broke down, so they had to walk.