yürüme ile cümle
yürüme kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
Bu süre zarfında kişi yürümekte ve çalışmakta zorluk çekebilir.În această perioadă, mersul sau lucrul pot fi dificil de realizat.
Bir hortlak gibiydim... belli bir yön işaret edildi ve yürümem söylendi." demiştir.Am fost un zombie atunci... îndreptat într-o direcție si trimis la marș ".
Protestocuların sadece yürümek zorunda kaldığı kasabada protestocular gözaltına alınıyor.Blocați în oraș protestanții au puține șanse de scăpare.
Kendi şarkılarımı söylemeye karar verdiğimde ayıldım ki, böyle taklitle yürümez.Când am început să cânt eram foarte timidă, nu comunicam deloc cu publicul.
Gene de yürümeye devam eder .Cu toate astea, el decide să meargă.
Aynı mantık erkek flamingo çiftlerinin yavrularında da yürümektedir.Comportament asemănător este întâlnit și la păsările flamingo.
Ardından da kanyonu güneş altında yürümeye başladı.Cei patru călăresc apoi spre ieșirea din canion prin apusul de soare.
Bu süre zarfında kişi yürümekte ve çalışmakta zorluk çekebilir.Ez idő alatt a járás és munkavégzés nehézségekbe ütközhet.
Sesin oluşumu rüzgarın kumul üzerinde geçmesi veya kumun üstünde yürüme sonucu oluşabilir.A hang keletkezésének oka lehet a homokdűnék felett süvítő szél vagy a homokon való sétálás.
Karşı duranları ölümle ya da buz üzerinde yürümekle cezalandırırlar.Az ellenségeit fagyasztással és jéggel támadja.
(Yürüme, ayakta durmadan sonra öğrenilir.)(Aki nem hiszi, számoljon utána.)
İkisi birlikte yürümeye devam ettiler.Végül együtt sétálnak.
Haçlı askerleri hemen Kudüs'e yürümek istemekteydiler.A keresztesek azonban mégsem vonultak Jeruzsálem ellen.
Yürümek için koltuk değneği kullanır.Úszáskor az ügetés lábsorrendjét használja.
1) Çamur : Yürüme hızımızı azaltır.Pehelykönnyű lépések: Megnöveli a futás sebességét.
Merkez Komite toplantısında alınan bu karar Stalin'in iktidara yürümesinde önemli bir etken oldu.A Time magazin kiemelte, hogy a döntőbizottságban maga Sztálin is helyet kapott.
Tıpkı yemek, içmek, konuşmak, yürümek, düşünmek gibi...Képesek ember módjára enni, inni, beszélni és ruházkodni.
Jimmy Vulmer: Yürüme engellidir.In: Vita Zsigmond: Erdélyi sétáló.
Gece yürümeyi severim.Szeretek éjszaka sétálni.
Gece yürümeyi severim.Szeretek éjjel sétálni.
Gene de yürümeye devam eder .Hän jatkaa toimessa edelleen.
Parkta birlikte yürümeye başlarlar ve film sonlanır.Sen jälkeen perhe jatkaa vankkureineen matkaansa, ja elokuva päättyy.
İkisi, aynı salonda karşılaşır ve birbirlerine doğru yürümeye başlarlar.He kohtaavat toisensa tiellä ja jatkavat samaa matkaa.
Yürümek için koltuk değneği kullanır.Hän käyttää kävelykeppiä.
Çünkü kendi yapay vücuttur, yürümek için gürültüler yapar.Ihmisruumis saa aikaan äänet kuten tinnituksen.
İkincisi ise yollardaki kırmızı çizgileri takip ederek yürümek.Kummankin suoran keskellä on punaiset radan poikki menevät takaa-ajokilpailuissa käytettävät viivat.
Örneğin; dört ayak üstüne düşmek ya da dört ayak üstünde yürümek gibi.Siksi laji pystyi käyttää niitä niin kuin käsinä ja kävellä neljällä jalla.
Sonunda yürümediğine karar verdik ama hala iyi arkadaşız.Hän ei välitä menneestä eikä tulevasta, hän ei ole hyvä neuvottelija, mutta hän on hyvä ystävä.
İksirlerin Özellikleri: Kırmızı: Yürüme hızını arttırır.Ruusumaa, Tuula: Juoksutossu nousee yhä.
Oraya ulaşmak için uzun bir yol yürümek zorundasın.Sinun täytyy kävellä pitkän matkaa päästäksesi sinne.
Bu süre zarfında kişi yürümekte ve çalışmakta zorluk çekebilir.Σε όλο αυτό το διάστημα, το άτομο που έχει προσβληθεί μπορεί να περπατά ή να εργάζεται με δυσκολία.
Yürümeye devam et." der."Προχωρήστε", είπε.
"You Let Me Walk Alone" (Türkçe: Yalnız yürümeme izin verdin), Michael Schulte tarafından seslendirilen şarkı.Το "You Let Me Walk Walk Alone" είναι ένα τραγούδι που εκτελείται από τον Γερμανό τραγουδιστή Μιχαέλ Σούλτε.
Merkez Komite toplantısında alınan bu karar Stalin'in iktidara yürümesinde önemli bir etken oldu.Όταν το θέμα συζητήθηκε στην κεντρική Επιτροπή επικράτησε η άποψη του Στάλιν.
Huggies Pull-Ups eğitim pantolonu yeni yürümeye başlayan çocuklar için pazarlanmaktadır.Shounen-mangaer tegnes specielt for drenge, der er ved at vokse op.
Bebekler bu dönemde yürümeyi ve ayakta durmayı öğrenirler.Barnet lærer i denne periode at gå, tale og sætte sin vilje igennem.
Buna rağmen evlilik iyi yürümez.Ægteskabet går slet ikke.
Poe'nun sarhoşluğu ve dengesiz davranışları nedeniyle ilişkileri yürümedi.Forlovelsen gik i stykker på grund af Poes druk og ustyrlige opførsel.
Turaç da diğerleri gibi uçmaktan çok yürümeyi yeğler.Angolaturakoen foretrækker at løbe langs grene, frem for at flyve.
Gene de yürümeye devam eder .De fortsatte derfor til fods.
Bir süre sonra yürümeye başlar.Så vil de efter noget tid gå i takt.
Merkez Komite toplantısında alınan bu karar Stalin'in iktidara yürümesinde önemli bir etken oldu.Hans indflydelse på centralkomitéen forsvandt, mens Stalins blev styrket.
Ancak Avrupa'daki ilk macerası pek güzel yürümemiştir.Stilen fik dog ikke rigtig i første omgang noget gennembrud andre steder i Europa.
Grup ölüm odasına doğru yürümeye devam eder.Han deltager også i kampen i Mysterie Departementet i Døds Salen.
Koşma, yürüme, ağır şeyler kaldırma yakınmayı arttırabilir.Du kan gå, løpe og plukke opp ting.
Dışarıya çıkıp karanlıkta yürümeye başlar.«Vi vandrer alle i mørket.
Fransız askerler ise çatışma alanına ulaşabilmek için kilometrelerce yürümek zorunda kaldı.Lojalistfangene var i stand til å gå i flokker til leire flere kilometer fra slagmarken.
Karısı Elif, çocukları Hasan, Ummuhan ve kendisi ise yürümektedir.Liáng-klanen og familien til hans kone Sūn Shòu (孫壽) ble massakrert.
Spartaküs, ister istemez güneye yürümek zorunda kaldı.Straks måtte Aleksander reise sørover.
Diğer 4 çift üye, yürüme görevini yüklenmiştir.Alle fire deltakerne fullførte oppgaven.
Fırlatıcı dört geçersiz atış yaparsa, vurucuya birinci kaleye yürüme hakkı vermiş olur.Hvis en pitcher får fire balls mot seg får slagmann gå fritt til første base.
Karşı duranları ölümle ya da buz üzerinde yürümekle cezalandırırlar.Snøscootere er konstruert for å brukes på snø eller is.
İkisi, aynı salonda karşılaşır ve birbirlerine doğru yürümeye başlarlar.De to møtes på soverommet og omfavner hverandre.
Bu nedenle ayaklar yürümeden çok, yakalamaya yönelik bir şekil almıştır.Dermed legger de ut på en lang og strabasiøs ferd til fots.
Haçlı askerleri hemen Kudüs'e yürümek istemekteydiler.Korsfarerne begynte nå på sin reise til Jerusalem.
Yeni yürümeye başlayan çocuklar için halkalı yağlı kömbe yapılır, çocuğun ayağına ince bir iple bağlanır.Guttene bærer kjettinger rundt livet lenket til det ene beinet.
Yine de erzak bulamayan Mesud, Merv şehrine yürümeye karar verdi.Alle andre som ikke er munker er påkrevd å leve i halvøyas hovedstad, Karyes.
Bu arada Devlet Düşmanı ilan edilen Maximinus, başka bir ordu ile Roma'ya doğru yürümeye başlamıştı.Sementara itu Maximinus, kini dinyatakan sebagai musuh masyarakat, mulai bergerak ke Roma dengan tentara lain.
Bu süre zarfında kişi yürümekte ve çalışmakta zorluk çekebilir.Saat itu terjadi, penderita mengalami kesulitan untuk berjalan dan bekerja.
Aynı mantık erkek flamingo çiftlerinin yavrularında da yürümektedir.Hal yang serupa juga ditemukan pada anak-anak dari pasangan flamingo jantan-jantan.