yürüme ile cümle
yürüme kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
Bana en büyük cezayı versinler, ama konuşma, yürüme özgürlüğümü elimden almasınlar.أطلق سراحي ، وإذا كان العكس ، فلا تطلق سراحي ..
Yürümez, uçar."أطير أو لا أطير".
Tutuş bu teklifi kabul ederek İsfahan üzerine yürümeye karar verdi.يصل مراد إلى درجة اخذ القرار عن شاكر.
Buna rağmen evlilik iyi yürümez.لم يكن الزواج ناجحا.
Bu çocuklar büyüdükçe normal şekilde yürümeye başlarlar.يعود هؤلاء الأطفال بالعادة الي النمط العادي من المشي عندما يتقدمون بالسن.
Karısı Elif, çocukları Hasan, Ummuhan ve kendisi ise yürümektedir.منهم ابن زنباع وابن الزيتوني وابن القابلة السبتي وعبد الله التادلي.
İngiliz Parlamentosu'na yürüme mesafesindedir.تولى منصب عضو مجلس النواب في البرلمان البريطاني.
Sonunda yürümediğine karar verdik ama hala iyi arkadaşız.عادة نتوقف عن العمل حين نكبر في السن ، لكنني لا أزال أعمل وهو أمر جيد...
Uygulamaların, sürüş, yürüme, koşu veya uyku gibi kullanıcının yaşadığı hareketin farkında olmasını sağlarlar.هذا يسمح للتطبيقات أن تدرك وتتعرف على حركة الجسم الحالية, مثل القيادة, المشي, الركض, النوم.
O benimle yürümekten hoşlanır.إنها تحب أن تمشي معي.
Tom yürümeye devam etti.استمر توم بالمشي.
Buradan Belediye binasına yürümek aşağı yukarı ne kadar zaman alır?كم يستغرق المشي تقريبا من هنا الى بناء البلدية
Bu süre zarfında kişi yürümekte ve çalışmakta zorluk çekebilir.Nesse estágio a pessoa poderá apresentar dificuldades para caminhar e trabalhar.
Gene de yürümeye devam eder .Eles então continuam a caminhar.
Abruzzi elinde silahla motel odasının dışında yürümektedir.Descaradamente, Abruzzi sai do quarto de motel com uma arma na mão.
Bu sırada Berkeley’deki siklotronlarla ilgili iş yürümeye devam etti.Enquanto isso, o trabalho continuou em Berkeley com cíclotrons.
(Ahmet yürümeli) imperativus: Emir kipi.Empowerment: um imperativo.
"You Let Me Walk Alone" (Türkçe: Yalnız yürümeme izin verdin), Michael Schulte tarafından seslendirilen şarkı.You Let Me Walk Alone é uma canção do cantor alemão Michael Schulte.
Yürümek için koltuk değneği kullanır.Ele precisa usar muletas para poder andar.
Her halukarda, Vitellius'un Germanya'dan İtalya'ya yürüme şeklinden rahatsız olmuştu.Problema, de qualquer forma, na forma de Vitélio, estava marchando para a Itália a partir da Germânia.
Dağlarında herkesin yürümesi kolay değildir.Assim ela aprende que a vida nas montanhas não é fácil.
Bazı yönleriyel ipte yürüme etkinliğinden ayrılır.1)Ela nos afasta da vida ativa.
Egzersiz öncesi esneme egzersizleri 5 darika yürüme gibi ısınma hareketleri önerilebilir.Os atletas podem apresentar uma necessidade calórica até 5 vezes a de uma pessoa sedentária.
Yürümez, uçar.Ela corre, ela voa, ela nada.
Hastalık, kendini yürümede zorluklar, dizde genel bir ağrı olarak göstermektedir.Para continuar a servir-me, vai onde a dor é imensa.
Hatti ülkesi toplanmadı ve bana karşı yürümedi, bu yüzden ben istediğimi yaptım.O país dos Hititas não marchou contra mim eu pude fazer o que quis.
Video, Rihanna'nın uzaklaşıp siyah arka plana yürümesiyle bitiyor.O video termina com Rihanna se virando na cadeira.
Çünkü kendi yapay vücuttur, yürümek için gürültüler yapar.Movido a vapor, o seu barulho espantava os transeuntes.
Sonunda yürümediğine karar verdik ama hala iyi arkadaşız.Não sabíamos se ele iria funcionar, mas acabou ótimo.
6000 m² kapalı alana sahip, yerleşkeye yürüme mesafesindedir.Possui área de 3 mil m², próximo ao estacionamento.
Karşı duranları ölümle ya da buz üzerinde yürümekle cezalandırırlar.Seus crimes são temáticos sobre gelo ou frio.
İkisi birlikte yürümeye devam ettiler.Os três começam a andar juntos.
Ancak birden Ninetta'nın meydanda yürümeye başladığı görülür.Ela parece desenvolver alguns sentimentos por Keita após o grupo viajar para a praia.
İngiliz Parlamentosu'na yürüme mesafesindedir.Abriu caminho para a instituição do governo parlamentar no Brasil.
Buradan istasyona yürümek yaklaşık 15 dakika sürüyor.Caminhando daqui até a estação leva apenas quinze minutos.
Yarın yürümeyi planlıyoruz.Nós planejamos caminhar amanhã.
Yürümez, uçar.Ik liep niet, ik vloog!
Bu süre zarfında kişi yürümekte ve çalışmakta zorluk çekebilir.Gedurende deze tijd kan het moeilijk zijn om te lopen of te werken.
Kocasından boşanmıştır, ikili tekrar bir araya gelseler de işler yürümez.Wanneer zij van haar man wordt gescheiden, slikt zij een vergif.
Bu arada Devlet Düşmanı ilan edilen Maximinus, başka bir ordu ile Roma'ya doğru yürümeye başlamıştı.Ook werd bekend dat keizer Maximinus met een leger op weg was naar Rome.
MotorCity Casino Hotel'e yürüme mesafesindedir.De route van het Circuit de Monaco loopt voor het hotel langs.
Ancak Avrupa'daki ilk macerası pek güzel yürümemiştir.Maar de eerste race in Australië verliep niet vlekkeloos.
Buna rağmen evlilik iyi yürümez.Toch bleef hun huwelijk niet probleemloos.
Örneğin; dört ayak üstüne düşmek ya da dört ayak üstünde yürümek gibi.Net als halfapen lopen ze op vier voeten.
Ertesi sabah Frederic, iki erle birlikte Udine’ye doğru yürümeye devam ederler.De volgende ochtend rijden de twee rechercheurs naar Utrecht.
Fırlatıcı dört geçersiz atış yaparsa, vurucuya birinci kaleye yürüme hakkı vermiş olur.Heeft de werper vier keer wijd gegooid, dan mag de slagman vrij naar het eerste honk lopen.
Kemiğe baskı yaptığı için ağrıya neden olur, yürümeyi zorlaştırır.Dit veroorzaakt pijn en bemoeilijkt het lopen.
Jimmy Vulmer: Yürüme engellidir.James M. Fox : Geen grapjes alsjeblieft !
İki arkadaşı ise yürümeye devam etmiştir.Zijn werkzaamheden werden voortgezet door twee ambtgenoten.
Genellikle dört ayak üzerinde yürümesine rağmen, genç bir Bulbasaur arka ayakları üzerine de çıkabilir.Hij liep meestal op vier poten maar kon ook op alleen de achterpoten rennen.
1926 yılında Marguerite Cerruti ile evlense de evlilikleri yürümez ve 1928 yılında boşanırlar.Hij trouwde met Marguerite Cerruti in september 1926, maar het paar scheidde in 1928.
Dere kıyısında biraz yürümeye başlamışlar.Langs de oevers loopt een wandelpad.
Yürümeye devam et." der.'Je loopt te vlak', zei hij.
Büyük babam yürümeyi sever.Mijn opa houdt van wandelen.
Buz üzerinde yürümek için yeteri kadar kalın.Het ijs is dik genoeg om er op te stappen.
Onun suratı asık, çünkü metroyu kaçırmış ve işe yürümek zorunda kalmıştı.Zij is chagrijnig, omdat ze de metro gemist had en naar het werk moest lopen.
Bazen yürümekten kendimi yorgun hissediyorum.Soms voel ik me moe van het wandelen.
Çıplak ayakla yürümeyi sever misin?Hou je ervan om barrevoets te lopen?
Yalın ayak yürümeyi sever misin?Hou je ervan om barrevoets te lopen?
Çoğu yabancılar, burada sokaklarda yürümenin tehlikeli olduğunu düşünüyorlar.De meeste buitenlanders denken dat het gevaarlijk is om hier in de straten te lopen.