Genellikle yüklü parçacıkları hızlandırmak için elektrik alan kullanılır.Se accelerează în general doar particulele ce poartă sarcină electrică.
Birçok sayıda uyuşturucu tedarikçisi yakalanmıştır ve yüklü miktarda uyuşturucu madde ele geçirilmiştir.Tom l-a atins și a luat multe medicamente.
Ayrıca Bizanslılar Bulgarlara yüklü bir yıllık tazminat vermeyi kabul etmişlerdir.În final, venețienii au acceptat să plătească sultanului un tribut anual substanțial.
Babası yüklü bir miktar para karşılığında ona göçmenlik konusunda yardım eder.Tatăl lor este nevoit să plătească, cu mare dificultate, sume considerabile pentru a le susține studiile.
Fazla duygu yüklü ve benim için iyi bir işti," dedi.Am fost crescuți foarte ordonat; a fost un lucru bun".
İlki; güneşin etrafındaki gezegenlerin aksine, elektronlar yüklü parçacıklardı.Az egyik, hogy a nap körül keringő bolygóktól eltérően az elektronok töltött részecskék.
Yüklü partiküller elektrik ve manyetik alanlarda oldukça etkilenirler.A töltött részecskéket a mágneses és elektromos mezők erősen befolyásolják.
Genelde birinci dizesinde anlam yüklüdür.Általában az első sorban ül.
Yunanlar, yüklü amber düğmelerin saç gibi hafif objeleri kendine çekebildiğini yazmışlardır.A görögök észrevették, hogy a töltött borostyángombok magukhoz vonzanak könnyű anyagokat, mint a szőrszálakat.
Eseri retorik süslemelerle yüklüdür.Stílusát retorikai dagályosság jellemzi.
Hindistan'dan İran'a her yıl dokuma yüklü 25 bin deve Kandahar'da konaklamıştır.Az Egyesült Arab Emírségekből évente 2500-an utaznak németországi kezelésre.
24 Haziran'da sülfür yüklü bir nakliye gemisini batırdı.Június 24-én egy tengeralattjáróval csapott össze.
Ayrıca Bizanslılar Bulgarlara yüklü bir yıllık tazminat vermeyi kabul etmişlerdir.Ezen felül évente hűbért kellett fizetniük Bulgáriának.
Elektromanyetizma, elektrikle yüklü parçacıklar arasındaki etkileşime neden olan fiziksel kuvvet'tir.Az elektromágnesség az az erő, amely az elektromosan töltött részecskék között hat.
Bu kuvvet, yüklü parçacığın yönünü değiştirebilir fakat onun hızlanmasını ya da yavaşlamasını sağlayamaz.Se voi muuttaa hiukkasen suuntaa mutta ei hidastaa tai nopeuttaa sitä.
1895 yılında Engels öldüğünde ise yüklü bir mirasa sahip oldular.Engelsin kuoltua 1895 he saivat perinnöksi kohtalaisen rahasumman.
Tam elektrik yüklü bir nesne sıfırdan farklı ve hareketsizse, bu olay statik elektrik olarak bilinir.Kun kappaleen sähkövaraus on nollasta poikkeava ja liikkumaton, siinä sanotaan olevan staattista sähköä.
Bu altı leptonun üç tane yüklü parçacığı vardır: elektron, muon ve tau.Näistä kuudesta leptonista kolme on varautuneita hiukkasia, elektroni, myoni ja tau.
Genelde birinci dizesinde anlam yüklüdür.Sanojen paino on yleensä ensimmäisellä tavulla.
14. Yüklü soru / loaded question: Sorunun ardında yatan varsayımların doğru olduğu savı.57) Neljäs mietiskely: Todesta ja epätodesta käsittelee ongelmaa, joka seuraa edellä käsitellyistä.
Kuarklar, leptonlar ve W bozonlarının hepsinin karşıt yüklü antiparçacıkları vardır.Kvarkeilla, leptoneilla ja W- ja Z-bosoneilla on myös antihiukkaset joilla on vastakkainen sähkövaraus.
Ayrıca Bizanslılar Bulgarlara yüklü bir yıllık tazminat vermeyi kabul etmişlerdir.Bysantin valtakunta suostui myös maksamaan vuosittaista suojelurahaa bulgaareille.
11 Mayıs 2013'te, Reyhanlı'da belediye önünde iki bomba yüklü araç patladı.Kaksi autopommia räjähti Reyhanlıssa, Hatayn maakunnassa Turkissa 11. toukokuuta 2013.
13 Mart - Ankara'da bomba yüklü araçla bir ay içinde ikinci saldırı yapıldı.13. maaliskuuta - Ankarassa tehtiin pommi-isku.
Sanatçının bu albümündeki eserler oldukça duygu yüklüdür.Tämä taiteilijaan liittyvä artikkeli on tynkä.
Çünkü Mısır, İngilizlere yüklü miktarda borcu vardı.Historiansa takia monet afgaanit olivat syvästi brittiläisvastaisia.
Yüklü partiküller elektrik ve manyetik alanlarda oldukça etkilenirler.Τα φορτισμένα σωματίδια επηρεάζονται πολύ από μαγνητικά και ηλεκτρικά πεδία.
Negatif yüklü bir iyondur.Αληθές αν είναι πεζό γράμμα.
Windows Mağazası, Windows Server 2012-de mevcuttur, ancak varsayılan olarak yüklü değildir.Το Windows Store είναι διαθέσιμο και στα Windows Server 2012, χωρίς όμως να είναι εγκατεστημένο από την αρχή.
Filmin romantik ve duygu yüklü yönlerinden eşit derecede övgüyle bahsedildi.Η ρομαντικές και συναισθηματικά φορτισμένες όψεις της ταινίας επαινέθηκαν εξίσου.
Yüklü arka tekerlekler direksiyonu olmadan ana ünite uzunluğu 5.87 m'dir.Το μήκος χωρίς την εγκατάσταση των πίσω τροχών διεύθυνσης ήταν 5,87 m.
Filmde kullanılan birçok şarkı da anlam yüklüdür.Πολλά από τα τραγούδια που ερμήνευε στις ταινίες έγιναν επιτυχίες.
Girişin sol tarafında yüklük vardı.Η είσοδος ήταν στην αριστερή μεριά.
Annesi kocası yedi yıl sonra ölünce, kendisine oldukça yüklü bir miras kalarak geri döndü.Μετά το θάνατο της μητέρας του, κληρονόμησε μία αρκετά μεγάλη περιουσία.
1853'teki anayasada din özgürlüğü garanti ediliyordu ve ülkede yüklü miktarda boş arazi vardı.Forfatningen af 1853 garanterede religionsfrihed, og landet havde store, ubeboede landreserver.
Yunanlar, yüklü amber düğmelerin saç gibi hafif objeleri kendine çekebildiğini yazmışlardır.Grækerne bemærkede at ladede ravklumper kunne tiltrække lette objekter som hår.
Bunun için yüklü miktarda besine ihtiyaç duyar.Han har i den forbindelse haft en lang række tillidshverv.
Babası ona yüklü miktarda elmasları borç olarak bırakmıştır.Peter Christian indskød større summer af sin egen formue.
Yazıcı, bir Apple II (yüklü Apple II seri kartları ile) veya Apple III bilgisayara bağlanabilirdi. ^Det kom med et sort Apple Keyboard II (samme modelnummer).
Flip Flopta 1 yüklü yani Q(n)=1 Sistem c=1 olacak şekilde tetiklendi.Altså eksisterer en invertibel matrix C, så C-1AC = AT.
Bunun sonucu olarak da kutuplar negatif yüklü, ekvatora yakın bölgeler ise pozitif yüklü olur.Som et resultat bli polene negativt ladede og regionene nærmere ekvator blir positivt ladet.
1984 - Beyrut'ta ABD elçiliğine patlayıcı yüklü kamyonla intihar saldırısı yapıldı; 22 kişi öldü.1983 – Amerikansk militærforlegning i Libanon angrepet med lastebil fylt med sprengstoff; 241 døde.
Babası ona yüklü miktarda elmasları borç olarak bırakmıştır.Hun fikk blant annet diamanter for store beløp.
İlki; güneşin etrafındaki gezegenlerin aksine, elektronlar yüklü parçacıklardı.Pertama adalah bahwa, tidak seperti planet mengorbit matahari, elektron adalah partikel bermuatan.
Yüklü partiküller elektrik ve manyetik alanlarda oldukça etkilenirler.Partikel bermuatan ini sangat dipengaruhi oleh medan magnet dan listrik.
Thomson saçılmasında yüklü parçacıklar özel durumlu ışık altında radyasyon açığa çıkarırlar.Dalam hamburan Thomson partikel bermuatan memancarkan radiasi di bawah cahaya yang jatuh.
Bombalı araç veya bomba yüklü araç, bir araç içine yerleştirilen ve patlatılan patlayıcılardır.Bom mobil adalah bahan peledak yang diletakkan di mobil atau truk untuk diledakkan.
Bu anlaşmaya göre Çin, Birleşik Krallık'a yüklü bir tazminat ödemek zorunda kalmıştır.Setelah itu Loulan setuju untuk membayar upeti kepada China.
Negatif yüklü bir iyondur.Ia adalah ion bermuatan negatif.
Tabii ki gelin hemen çıkarılmaz. kız evi yüklü miktarda kapı parası ister.Bila beruntung dan si gadis belum tidur, si gadis akan membalas pantun tersebut dari beranda rumah.
Bunun için yüklü miktarda besine ihtiyaç duyar.Vì thế mà cần đến rất nhiều rây.
Akımlar ortada kalan kuvvetin yüklü kuvvete eşit olana kadar devam eder.Ông chỉ huy đơn vị trú phòng chống trả mãnh liệt cho đến lúc thế cùng lực kiệt.
Voznesenski Stalin'e 26 Haziran 1907'de bankaya at arabasıyla yüklü miktarda para gönderileceğini haber verdi.スターリンは彼を通じて、1907年6月26日に馬車で大量の現金がこの支店に輸送されることを掴んだ。
Kuarklar, leptonlar ve W bozonlarının hepsinin karşıt yüklü antiparçacıkları vardır.クォーク、レプトンおよびWボソンはすべて反対の電荷を備えた反粒子を持つ。
1944) Babası 1935'te öldüğü zaman yüklüce bir miras eline geçti.1953年に父親が死亡し、その莫大な財産を相続した。
24 Haziran'da sülfür yüklü bir nakliye gemisini batırdı.4月10日朝、スレッシャーは大型の貨物船を発見した。
Bu dönemde birinci köpek sahibine oldukça yüklü tutarlar ödül olarak verlmiştir.ある場合には犬の飼い主に犬1頭1ドルの税金を課すことを論じた。
Ancak bu ameliyat için oldukça yüklü bir para gerekmektedir.なかなか手術費用が貯まらない。
Thomson saçılmasında yüklü parçacıklar özel durumlu ışık altında radyasyon açığa çıkarırlar.トムソン散乱では、荷電粒子は入射する光の下で放射光を放出する。
Babası yüklü bir miktar para karşılığında ona göçmenlik konusunda yardım eder.多額の借金を抱え母の介護をしている。