Ana içeriğe geç
Sözlük

yükümlü ile cümle

yükümlü kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
9
ORT. KELİME
Usul hukuku, kişilerin haklarını, yükümlülüklerini vb. göstermez.A felvett név nem sértheti mások érdekeit, jogait.
Yangın söndürmekle yükümlü personele itfaiyeci denir.A tűzoltó habot tűz eloltására tűzoltók használják.
Tüm üyeler yüzde yüz bu kurallara uymakla yükümlüdür.Ebben minden tagunk 100 százalékosan egyetért.
Belediyeler, yönetimin istediği görevleri yapmakla yükümlüdür.Ennek az a hátránya, hogy főnököm van, aki elvárásainak meg kell felelnem.
Almanya, ödeme kabiliyetinin çok üstünde bir savaş tazminatıyla da yükümlü tutuluyordu.Roger azonban egyéb kifizetendő kötelezettségei miatt vesztett a hatalmából.
Kaymakam, ilçede dirlik ve düzeni sağlamakla yükümlüdür.A fő feladat az enyv- és koromréteg eltávolítása volt.
Her Gürcü ve Kıpçak ailesi, orduya bir asker, bir at ve bir silah sağlamakla yükümlü tutuldu.Jokaisen perheen täytyi toimittaa yksi sotilas hevosen ja aseistuksen kanssa.
Hukuk alanında ise edim borçlu kişinin yerine getirmekle yükümlü olduğu davranış biçimidir.Velvoite on velkasuhteessa olevan velallisen velvollisuus tehdä velkojalle tietty suoritus.
Olağan dışı bir vergi yükümlülüğü olarak sayılan bu vergi avârız gelirleri içerisine girmiştir.Vanhojen verolukujen sijaan tuli siten yksi ainoa veroluku.
Araştırma enstitüsü, araştırma yapmakla yükümlü bir kuruluştur.Rakennetutkimuksen tärkeä tutkimuskohde ovat solut.
Süvariler savaş donanımlarını kendileri sağlamakla yükümlüydüler.Joukot piti pikaisesti siirtää omille linnakkeilleen.
Bu kişi iddiasını kanıtlarla sunmakla yükümlüdür.Todistuksen taakka on väitteen esittäjällä.
Bütün Alman vatandaşları eşit haklara ve yükümlülüklere sahiptir.Όλοι οι πολίτες έχουν ίσα δικαιώματα και υποχρεώσεις.
En önemli görevli ya da yükümlü memur, Kardinal Tarcisio Bertone, Kutsal Makam'ın başbakanı gibidir.Ο τωρινός κάτοχος, Καρδινάλιος Ταρκίζιο Μπερτόνε, είναι το αντίστοιχο του πρωθυπουργού στην Αγία Έδρα.
Birçok kişi devletin dini tarafsızlık yükümlülüğüne inanıyor.Πολλοί πιστεύουν στην υποχρέωση του κράτους για θρησκευτική ουδετερότητα.
Bir çok genç askerlik yapmakla yükümlüydü.Πολλοί νεαροί υποχρεώθηκαν να κάνουν στρατιωτική θητεία.
Avrupa Birliği anlaşmaları çerçevesinde devletin yükümlülükleri uyarınca, Balıkçı Polisliği yapmak.Fiskerikontrol i overensstemmelse med statens forpligtelser ifølge aftaler med EU.
Üyelik boyunca her 4 yılda bir ve Komite'nin talebi olduğunda da rapor vermekle yükümlüdürler.Derefter skal det gentages mindst hvert fjerde år og når komiteen beder om det.
Buna "ispat yükümlülüğü" denir.Det kan man kalde pligtopfyldendhed!"
Bunun yanında CESG, Kurumlardaki bu iletişimdeki şifreleme işini de yapmakla yükümlüdür.Udover dette arbejde varetager KR også behandlingen af klager beboerne imellem.
Şimdi kızlar, Tokyo'yu savunmakla yükümlüdürler.Nå slåss hun for å beskytte Tokyo.
Gözle görülen eşyanın tasavvufî mânalarını kaldıran İbn-i Meymûn idi ve her Bâtınî ona itaatle yükümlüydü.De ble regnet blant eldaene (altså de alvene som valgte å fare til Aman) og hadde Finwë som sin herre.
Haçlıların şövalyeleri açıkça atların transferi ile yükümlüydü ve Bizans ordusu güneye kaçmıştı.Korsfarernes riddere angrep rett fra transportskipene og den bysantinske hæren flyktet sørover.
Avrupa Birliği anlaşmaları çerçevesinde devletin yükümlülükleri uyarınca, Balıkçı Polisliği yapmak.Fiskerikontroll, i overensstemmelse med landets forpliktelser etter EU-regelverket.
Bu geçici başkan kısa süre içinde ülkeyi yeni bir seçime götürmekle yükümlüydü.Dette var en midlertidig regjering inntil det kunne avholdes nyvalg.
Çocuklar ailelerine destek olmakla yükümlüdürler.Ayah mereka pun cukup mendukung keinginan anak-anaknya.
Buna "ispat yükümlülüğü" denir.Apakah yang disebut hutang.
Aksi halde işletme ceza faturası ödemek ile yükümlüdür.Jadi, buat apa ia harus susah-susah membayar ongkos kirim surat.
Haçlıların şövalyeleri açıkça atların transferi ile yükümlüydü ve Bizans ordusu güneye kaçmıştı.Para kesatria berkuda Tentara Salib menyerbu langsung, dan tentara Romawi Timur melarikan diri ke selatan.
B, bu parayı ödemekle yükümlüdür.Kini, tiba saatnya untuk membayar utang tersebut.
Moldova, eski Sovyetler Birliği ile ilgili tüm silahların kontrolü yükümlülüklerini kabul etmiştir.Moldova đã chấp nhận mọi quy định kiểm soát vũ khí có liên quan của Liên Xô cũ.
Bununla beraber eşit fırsatlar ve yükümlülükleri de içerir, böylece toplumun bütününü kapsar.Nó cũng bao gồm các cơ hội và nghĩa vụ ngang nhau, và do đó liên quan đến toàn bộ xã hội.
İmzaladığı insan hakları yükümlülüklerine saygı göstermesini İran'dan bekliyoruz. "Chúng tôi kêu gọi Iran đảo ngược phán quyết hiện tại và tuân thủ các nghĩa vụ nhân quyền quốc tế của mình. "
Windows görev çubuğu, çalıştırıldıklarında bir penceresi olan her uygulamayı temsil etmekle yükümlü idi.Thanh tác vụ Windows có nhiệm vụ biểu thị mỗi ứng dụng có cửa sổ khi chúng chạy.
Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.Vai trò của nhà nước là bảo vệ sự bình đẳng này.
İsmi “' işler, yükümlülükler, görevler“ anlamına gelir.Các thuật ngữ này có nghĩa là "kinh doanh, thương mại và giao thông".
Belediyeler, yönetimin istediği görevleri yapmakla yükümlüdür."Gia đình" sẽ hoàn thành những nhiệm vụ được chủ nhà để lại.
Haçlıların şövalyeleri açıkça atların transferi ile yükümlüydü ve Bizans ordusu güneye kaçmıştı.Các hiệp sĩ Thập tự chinh tấn công thẳng từ tàu chở ngựa và quân đội Byzantine tháo chạy về phía nam.
Araştırma enstitüsü, araştırma yapmakla yükümlü bir kuruluştur.Viện nghiên cứu (tiếng Anh: research institute) là một cơ sở dành riêng cho hoạt động nghiên cứu.
Gelecekteki yükümlülükler emeklilik açığının hakimiyeti altındadır.将来の負債は年金赤字に左右されている。
Maddi hukuk bakımından hak sahibine davacı, yükümlü olana ise davalı denmektedir.例えば、債権者が保証人を訴えた場合の主債務者である。
Kayıtlı Arapça/İngilizce “Çevresel Maliyetler ve Yükümlülüklere İlişkin Muhasebe ve Mali Raporlama” (1999).認可されたアラビア語版/英語版の《環境コストと負債の会計と財務報告》(1999年)。
Bütün Alman vatandaşları eşit haklara ve yükümlülüklere sahiptir.国民は全て同等の権利と義務を持たねばならない。
Ciddi şekilde hasta olan kız kardeşine bakmakla yükümlü kalmıştı.病弱な姉の面倒を見る。
Bu bir yükümlülük duygusudur.これは責任感の問題だ。
Bütün kadınlar devrimci kanun ve yönetmeliklerce öngörülen tüm hak ve yükümlülüklerine sahiptir.女性は革命法で定められるすべての権利と義務をもつ。
Buna "ispat yükümlülüğü" denir.「義務説」とも称される。
Gazetecilik, haberi doğru kaynaktan almakla yükümlüdür.記者は報道すべき情報を情報源から入手する。
Her ikisinin masrafları devlet desteği ve yükümlülüğü tarafından kısıtlı olarak ödenmiştir.運営費用は政府援助と寄付により賄われている。
Hissedarların sorumluluk ve yükümlülükleri Şirket Kuruluş Sözleşmesi ile belirlenir. ^社員同士の関係や権利義務は、運営契約(operating agreement)により規定される。
Erkekler aileyi geçindirmekle yükümlü olduğundan evde pek vakit geçirmezlerdi.仕事人間で家庭をあまり顧みなかった。
Nafile (tatavvu) namazlar, herhangi bir yükümlülüğü olmadan, içten gelerek kılınan namazlardır.被A班稱做不畏懼的人,不喜歡鋒頭老被A班搶走。
Kadınlar aileye bakmakla yükümlüdür, ayrıca el işiyle uğraşırlar.與一馬一樣因太忙而疏於照顧家庭。
Kaymakam, ilçede dirlik ve düzeni sağlamakla yükümlüdür.他的特長,是處理棘手問題井然有序。
Bu tarihten önce Kartacalılar her yıl Romalılara tazminat ödemeleri yükümlülüğü altında bulunmaktaydılar.並且,下令猶太人要每年交稅給羅馬。
Gözle görülen eşyanın tasavvufî mânalarını kaldıran İbn-i Meymûn idi ve her Bâtınî ona itaatle yükümlüydü.貴格利曾任長老和主教,但都是在不情不願的情況下接受的。
Almanya, ekonomik ve siyasi bakımdan ağır yükümlülükler altında idi.这个状态对于整个德国来说是经济上和政治上无法忍受的。
Firma ise çalışanlara dağıtılmak üzere, üretim için gerekli olan malzemeleri temin etmekle yükümlüdür.国家提供罪犯劳动必需的生产设施和生产经费。
Çocuklar ailelerine destek olmakla yükümlüdürler.부모는 자녀를 구조할 의무가 있다.
Bütün Alman vatandaşları eşit haklara ve yükümlülüklere sahiptir.모든 시민은 동등한 권리와 의무를 향수한다.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod