vurgu ile cümle

vurgu kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
9
ORT. KELİME
Özellikle Azerbaycan, Türkiye ile ilişkilerinin önemini vurguladı.Azerbeidzjan heeft een bijzondere nadruk gelegd op de 'speciale relatie' met Turkije.
Dönüşümü ve döngüyü vurgular.Restauratie en herbestemming.
Ting konuşmasında deneysel çalışmanın kuramsal çalışma kadar önemli olduğunu vurgulamıştır.In zijn toespraak legde Ting de nadruk dat experimenteel werk net zo belangrijk is als theoretisch werk.
Zaman zaman, onur ya da ödüle vurgu yapan temsili bir çelenk de bulunurdu.Sommigen lieten ook vlak voor hun vertrek een boodschap of een eerbetoon achter.
Bu oyunda ahlakı vurgulayarak kanıtlamıştır.Het kaartspel zorgde er op deze manier voor dat het moreel werd opgekrikt.
Bu yüzden "kadınsı nitelikleri" ni vurguladılar.En men hechtte aan de ‘kwaliteit’ van die leden.
Partinin yasal yönüne vurgu yapıldı.De demonstratie vond dan ook geheel legaal plaats.
Bu terim aynı zamanda, bir veya birkaç yöntemin teorik veya sistematik yönünü vurgulamakta kullanılır.Daarna herhalen ze dat één of twee keer in een bepaalde stijl of emotie.
Bu detayla çiftin çocuk özlemi vurgulanıyor.De andere kinderen van het koppel werden door deze voorkeur verwaarloosd.
Devlet başkanlığı boyunca ekonomik kalkınmanın siyasi özgürlüklerden önce geldiğini vurguladı.Aan het begin van zijn regering stond een liberalisering van de politiek in Tibet voor.
Bu sembolik tezat, Alman ve İngiliz romantizmi arasındaki zıtlığı vurgular.Te symboliczne zestawienie sugeruje kontrast między niemieckim i angielskim romantyzmem.
Gök bilimcilerin Uranüs ve Neptün'e bazen buz devleri demesinin nedeni de işte bu farklılığı vurgulamaktır.Astronomowie czasami kategoryzują Urana i Neptuna jako „lodowe olbrzymy” w celu podkreślenia tych różnic.
Strateji video oyunları, stratejik, taktiksel ve bazen lojistik zorlukları ve keşifleri vurgular.Gry strategiczne akcentują wyzwania o charakterze strategicznym, taktycznym, a czasami także logistycznym.
Dupin'in metodu, okumanın ve yazılı iletişimin önemini vurgular.Metoda Dupina podkreśla ważność słowa czytanego i pisanego.
Bu da Jakobenlerin halkçı yönünü vurgulamak isteyenler için bir birer tez konusu oldu.Mając złoczyńcę, postanowili posłać go wraz z Hlawą do Juranda, by ten uczynił z nim, co zechce.
1990'ların sonunda, şovun tonu ve vurgusu değişmeye başladı.Pod koniec lat 90. jego działania i wypowiedzi zaczęły budzić kontrowersje.
Özellikle Azerbaycan, Türkiye ile ilişkilerinin önemini vurguladı.Azerbejdżan położył szczególny nacisk na swoje „szczególne stosunki” z Turcją.
Yeni seçilen devlet armasının Beyaz Rusya halkının barışçıl doğasını vurgulamak olduğu ifade edilmiştir.W swoim założeniu nowa symbolika państwowa miała podkreślać pokojowy charakter narodu białoruskiego.
Fakat bu adaleti tesis etmek için gerektiğinde zor kullanılcağını vurgular.Uznali oni jednak, że używanie takiego instrumentu będzie zbyt skomplikowane.
(Soru sormak için ek yok ancak soru vurgusuyla okumak gerekiyor.)(Nie, ma pan prawo mówić, ale Izba ma prawo osądzić, czy pana wysłucha.)
Senkop : Vurgu değişimi temel alınarak yazılır.Na podstawie. * - zmiana istotna statystycznie.
Bakire Meryem bir göğsü açık olarak vurgulanmaktadır.Boginie przedstawiano z odsłoniętymi piersiami.
Aynı zamanda hareket, şiddet içermeyen direniş yöntemlerine uyduğunu vurguladı.Brała ona udział także w akcjach przeciwko ruchowi oporu.
Portrelerin her birinde Gachet'nin melankolik tavrına vurgu yapılmıştır.Wszystkie trzy dzieła ukazują Gacheta w melancholijnym nastroju.
İlahi tekliği vurgulamaktadır.Bożena Dykiel poleca.
Sessiz Harflerde: Sert ve vurgulu bir söyleyiş kazandırır.Ruchom ręki towarzyszy głośne i wyraźne mówienie.
Bu şekilde Hammer şirketi Frankenstein adının Yaratığın değil, onu yaratan kişinin adı olduğunu vurgular.Jest to pierwszy styl w meblarstwie angielskim nazwany nie od imienia władcy, ale od nazwiska twórcy.
Diğer kısım da, başlarına koyun derisinden kara papak koyarak Sünni olduklarını bu yolla vurgulamıştır.Na końcu dodał, że będzie obdzierać dzieci ze skóry.
İdeoloji ayrıca kadın haklarının sağlanması ve desteklenmesine özel bir vurguda bulunur.Ma ono również za zadanie zapewnić kobiecie dodatkowe wsparcie i równowagę.
Bu oyunda ahlakı vurgulayarak kanıtlamıştır.W tej grze wręcz wskazane jest stosowanie oszustw!
Saplantıları, düşünmeye ve çalışmaya olan ilgisini vurgular.Zajmują się zbieractwem i myślistwem.
Sürüm numarası Windows 3.1'e vurgu yapmak için 3.1 olarak konulmuştur.Program jest przeznaczony dla Windows 3.1.
Rodin yazışmalarında, "Balzac"ın, en beğendiği eseri olduğunu vurgular.Mario Puzo stwierdził, że jest to jego ulubiona książka.
Yunanlar için yasa, özgürlüğü vurgulamaktaydı.Otóż kierunek północny znaczył dla niewolników Wolność.
Ayrıca gardiyanların yaşayacağı tereddütlerin ciddi bir tehlike doğuracağı vurgulandı.Müller podkreślił przy tym, że jakiekolwiek wahanie ze strony strażników stanowić będzie niebezpieczeństwo.
Bunlarda "Mefisto", Okonşar'ın pek çok yerde vurgulayarak eleştirdiği popülist yaklaşımı simgelemektedir.W Szwajcarii były znane już poglądy Zwingliego, który w wielu sprawach podzielał zdanie Lutra.
Sonunda bu sistemin Fransa için 'uygun olmadığı' vurgulanır.Francja wcale nie stała się dla nich "ziemią obiecaną".
İsa'nın tanrısallığına ve özüne vurgu yapılır, İsa'nın başlangıçtaki "logos" olduğu söylenir.Tylko u Marka wypowiedź Jezusa zaczyna się od słów: „Miejcie wiarę w Boga!"
Poe aynı zamanda sözlü iletişimin de önemini vurgular.Poe podkreśla również moc słowa mówionego.
Kullanıcı yerine hafif bir tema seçebilir ve aynı zamanda çeşitli vurgu renkleri arasından seçim yapabilir.Användaren kan byta till ett ljusare tema, och kan även välja mellan ett flertal kontrastfärger.
Bu, sese, perküsyona yakın bir vurgu sağlar.Detta för henne närmare ett möjligt helgonförklarande.
Fotosentezde klorofilin önemini vurgulamıştır.Han upptäckte vikten av klorofyll.
Kararda, Darfur'daki çatışmaya askeri bir çözüm bulunmadığı vurgulanmıştır.FN varnar för katastrof i Darfur.
(Nesne vurgulanmak istenmiş.)(Skulle du vilja ge mig ett handtag?)
Yazı tipi 2002 yılından itibaren değiştirilerek daha vurgulu hale getirilmiştir.Denna variant var mycket populär före år 2002.
Özellikle saldırı vurgusu ön planda olan sahneler çekmiştir.Det blir nu primärt ett attackplan som kravställs.
(Vurgular eklendi) Bu kavramın Marksist teori içinde de özgül bir yeri vardır.Begreppet spelar en stor roll inom den marxistiska teorin.
Toplumu hastalıklardan korumanın önemini vurgular.Målet med vaccinering är att skydda befolkningen från svåra sjukdomar.
Bakire Meryem bir göğsü açık olarak vurgulanmaktadır.På så sätt riktas Marshalls hela uppmärksamhet till hennes bröst.
Kaodaiizm, toplumda kadın-erkek eşitliğini vurgulamaktadır.Jämställdhet innebär jämlikhet mellan män och kvinnor.
Aynı zamanda hareket, şiddet içermeyen direniş yöntemlerine uyduğunu vurguladı.Officiellt förordade dock partiet kamp genom icke-våldsamma direkta aktioner.
Bazen vurgu için çoğul kullanılır: -İki kişiydiler.Vaxtavlor för personligt bruk var ofta hopfästade två och två.
Ormanda yalnız gezilmemesi gerektiğini vurgular.Det är därför förbjudet att gå runt på egen hand i området.
Çünkü Amerika Birleşik Devletleri'nin önemi hiç vurgulanmamıştı.Försäljningen i USA blev dock aldrig uppmärksammad.
Kelimenin başında veya ortasında olan vurgular için işaret kullanılmaz.Teträdolja bör inte användas i eller runt munnen.
(Not: Humboldt burada özellikle, atların boğulduğunu vurguluyor.För andra betydelser, se Arroyo Ahoga Caballo.
Ünlü harflerin uzun biçimleri vurgu imi ile gösterilir: Á, É, Í, Ó, Ú.Följande är långa vokaler: á, é, í, ó, ú.
MGK laikliğin Türkiye'de demokrasi ve hukukun teminatı olduğunu vurguladı.KSČ fortsatte proklamera sin nationella och demokratiska orientering.
İki kavramı özellikle vurgulamıştır: Özgürlük ve pragmatizm.Hon framhöll då två begrepp som särskilt centrala: frihet och pragmatism.
Gecede sizi de bekliyoruz. (ki) bağlacı vurgusuz ilgi zamiri olan ve sıfat türeten –ki vurguludur.Ніч; Ранок; Порт; Чи змогли б ви?; Вивіскам; Від утоми; Пеклище міста; Нате!; А однак!; Мерзота.
İlgili Sayfalar