Tüm bu yiyeceklerin boşa gitmesine izin vermek utanç olurdu.It would be a shame to let all this food go to waste.
Sana vermek istediğim bir şeyim var.I've got something I'd like to give you.
Tom'u kendisine zarar vermekten durdurmak için bir şey yapmak zorundayız.We have to do something to stop Tom from hurting himself.
Ben sadece selam vermek için arıyordum.I was just calling to say hi.
Tom'un gitmesine izin vermek zorunda kaldık.We had to let Tom go.
Gitmesine izin vermek zorundasın.You have to let go.
Bugün o kararı vermek zorunda mıyız?Do we have to make that decision today?
Şimdi ona karar vermek zorunda mısın?Do you have to decide that now?
Tom bir karar vermek zorunda kaldı.Tom had to make a decision.
Tom bazı kararlar vermek zorunda.Tom has got to make some decisions.
Tom Mary'nin araba sürmesine izin vermek niyetinde değildi.Tom didn't intend to let Mary drive.
Tom gerçekten gitmesinin gerekip gerekmediğine karar vermekte sorun yaşıyor.Tom is having trouble deciding whether or not he really needs to go.
Mary için sürpriz bir doğum günü partisi vermek Tom'un fikriydi.It was Tom's idea to have a surprise birthday party for Mary.
Tom size ödünç para vermekten daha iyisini bilmeli.Tom should know better than to lend you money.
Sorulara cevap vermekten usandım.I'm tired of answering questions.
Tom oy vermek için yeterince yaşlı değil.Tom isn't old enough to vote.
Bütün zor işimizin boşa gitmesine izin vermek yazık olurdu.It would be a pity to let all our hard work go to waste.
Tom kendi kararını vermek zorunda.Tom has to make up his own mind.
Tom kendi kararlarını vermek zorunda.Tom has to make his own decisions.
Komite üyeleri oturuma son vermek istese de, başkan devam etmek istiyor.The Chair wants to continue, even though the committee members want to adjourn.
Tom'un onun üstesinden gelmesine izin vermek en iyisi.It's best to let Tom handle it.
Karar vermek sadece Tom'un biraz zamanını aldı.It only took Tom a moment to decide.
Onlar gitmene izin vermek için istekli.They're willing to let you go.
Mola vermek istemediğinden emin misin?Are you sure you don't want to take a break?
Sadece selam vermek istiyorum.I just want to say hello.
Karar vermek için sadece 24 saatim kaldı.I only have 24 hours left to decide.
Karar vermek için sadece 24 saatin kaldı.You only have 24 hours left to decide.
"da" eki "arabanın içinde" anlamı vermek için araba ismine eklendi.The suffix "da" is added to the noun "araba" to give the meaning of "in the car."
Vermek almaktan daha iyidir.It is better to give than to receive.
Bunu Tom'a şahsen vermek istiyorum.I'd like to give this to Tom in person.
Gitmene izin vermek zorundayım.I have to let you go.
Neden bunu sana vermek zorundayım?Why do I have to give this to you?
Tom bana biraz para ödünç vermek için yeterince kibardı.Tom was kind enough to lend me some money.
Kaynak vermek her zaman gereklidir.It is always necessary to give sources.
Sana iyi haber vermek için dün gece seni aradım.I called you last night to give you the good news.
Başka bir karar vermek için onu bekliyoruz.We are waiting for him to make another decision.
Karar vermek için bir dakikan var.You have one minute to decide.
Ölmene izin vermek üzere değiliz.We're not about to let you die.
Tom'un balıklarına yem vermek için uğramıştım.I came by to feed Tom's fish.
Selam vermek için uğradım.I came by to say hi.
Tom'a zarar vermek isteyenler var.There are those who wish to hurt Tom.
Tom'a zarar vermek isteyen kişi ben değilim.I'm not the one that wants to hurt Tom.
Eğer o bir erkekse ona Tom adını vermek istiyorum.If it's a boy, I want to name the baby Tom.
Tom o kararı vermek için her hakka sahip.Tom had every right to make that decision.
Tom yanlış bir izlenim vermek istemedi.Tom didn't want to give the wrong impression.
Tom'un gitmesine izin vermek bir seçenek değildi.Letting Tom go wasn't an option.
Tom kendini ele vermek istemedi.Tom didn't want to blow his cover.
Tom cevap vermek için çok şeye sahip.Tom has a lot to answer for.
Belki de onlar pozisyonlarını vermek istemiyorlar.Maybe they don't want to give away their positions.
Tom bir yanıt vermek istiyor ama tabii ki, o veremez.Tom wants to give an answer, but of course, he can't.
Sana zarar vermek için burada değiliz.We aren't here to hurt you.
Asla vermek istemiyorsun.You never want to give anything away.
Tom hiçbir şey vermek istemiyor.Tom doesn't want to give anything away.
Çok fazla uzağa vermek istemiyoruz.We don't want to give too much away.
Tom, Mary'yle konuşana kadar kesin bir cevap vermek istemedi.Tom didn't want to give a definite answer until he talked to Mary.
Tom kendi kararını vermek için yeterince yaşlı.Tom is old enough to make up his own mind.
Tom cevap vermek istemedi.Tom didn't want to answer.
Tom'a doğum günü için faydalı bir şey vermek istiyorum.I want to give Tom something useful for his birthday.
Tom eski arabasını Mary'ye vermek istiyor.Tom wants to give his old car to Mary.
Tom yıl dönümlerinde Mary'ye özel bir şey vermek istiyor.Tom wants to give Mary something special on their anniversary.