Bugün karar vermek zorundayız.We have to decide today.
Bu gece gideceğim yere karar vermek benim için zor.It's hard for me to decide where to go tonight.
Tom'un patronu onun çalışmasını takdir ediyor fakat ona zam vermek istemiyor.Tom's boss appreciates his work, but he doesn't want to give him a pay raise.
Tom isim vermek istemedi.Tom didn't want to name names.
Karar vermek zorundayız, ve saire!We have to decide, and soon!
Bu soruya cevap vermek kolay.This question is easy to answer.
Bir mola vermek ister misin?Do you want to take a break?
Onun vermek için çok şeyi yok.He hasn't got a lot to give.
Yarın, çok önemli bir karar vermek zorundayım.Tomorrow, I have to make a very important decision.
Ne zaman başlayacağımıza karar vermek zorundayız.We've got to decide when we'll start.
Görüşmeye ara vermek istemedim.I didn't want to interrupt the discussion.
Oy vermek için kayıtlı mısın?Are you registered to vote?
Bu mektuba hemen cevap vermek zorundayım.I have to answer this letter right away.
Sana cevap vermek istemeyebileceğin bazı kişisel sorular sormak zorundayım.I have to ask you some personal questions that you may not want to answer.
Onların teklifini kabul edip etmeyeceğimize karar vermek için üç saatimiz var.We have three hours to decide whether we're going to accept their offer.
Size zarar vermek istemedim.We never meant to harm you.
Tom bana biraz para vermek için istekli olup olmayacağımı sordu.Tom asked me if I would be willing to contribute some money.
Tom bize üç bin dolar vermek için istekli.Tom is willing to lend us three thousand dollars.
Gitmene izin vermek istemiyorum.I don't want to let you go.
Karar vermek senin ellerinde.The decision is in your hands.
Karar vermek için çok erken.It's too early to decide.
Tom yakında bir karar vermek zorunda.Tom has to make a decision soon.
Tom zor bir karar vermek zorunda kaldı.Tom had to make a tough decision.
O soruya cevap vermek zorunda değilsin.You're not obligated to answer that question.
Nereye gideceğine karar vermek zor.It is difficult to decide where to go.
İnsanlar günümüzde popüler kültüre eskisinden daha çok önem vermekte.People attach more importance to popular culture today than in the past.
Yakında bir karar vermek zorundayız.We have to make a decision soon.
Kararını vermek zorundasın.You have to make up your minds.
Sen bir karar vermek zorundasın.You have to make a decision.
Bana bir şey vermek zorunda değilsin.You don't have to give me anything.
Mola vermek ister misin?Would you like to take a break?
Bunun bir daha olmasına izin vermek niyetinde değilim.I don't intend to let that happen ever again.
Neden bu sorulara cevap vermek zorundayım?Why do I have to answer these questions?
Tom benim soruma cevap vermek istemedi.Tom didn't want to answer my question.
Tom, Mary'nin sorusuna cevap vermek istemedi.Tom didn't want to answer Mary's question.
O, Tom'un cevap vermek istemediği bir soruydu.That was a question Tom didn't want to answer.
Bana biraz daha zaman vermek zorundasın.You've got to give me more time.
Ona biraz zaman vermek zorundasın.You've got to give it time.
Bana zaman vermek zorundasın.You have to give me time.
Sana bunları vermek istedim.I wanted to give you these.
Tom'a daha fazla zaman vermek zorundasın.You have to give Tom more time.
Onu Tom'a geri vermek zorundaydın, değil mi?You had to give it back to Tom, didn't you?
Bunu Tom'a vermek niyetindeyim.I intend to give this to Tom.
Bana bir şans daha vermek zorundasın.You've got to give me another chance.
Tom'a doğum günü için güzel bir şey vermek istiyorum.I want to give Tom something nice for his birthday.
Tom'a bir parti vermek istiyorum.I want to give Tom a party.
Sadece kendine daha fazla zaman vermek zorundasın.You just have to give yourself more time.
İşlemesi için plana bir şans vermek zorundayız.We have to give the plan a chance to work.
Tom, Mary'ye kötü haberi vermek için isteksiz görünüyordu.Tom seemed reluctant to give Mary the bad news.
Bunu sana vermektense ölmeyi tercih ederim.I'd rather die than give you this.
Bunları sana vermek istedim.I meant to give these to you.
Tom'a biraz yardım vermek zorunda kalacaksın.You're going to have to give Tom some help.
Bunu Tom'a vermek için kim sana izin verdi?Who gave you permission to give that to Tom?
Her zaman bunu sana geri vermek istedim.I always meant to give this back to you.
Tom'a bir bisiklet vermek iyi bir düşünceydi.Giving Tom a bicycle was a good idea.
Tom'un vermek için istekli olduğundan daha fazla yardıma ihtiyacım olabilir.I may need more help than Tom is willing to give.
İçeri girmeme izin vermek zorundasın.You have to let me in.
Sadece kararını vermek zorundasın.You only have to make your decision.
Onlar krize yanıt vermek için para sıkıntısı çekiyorlar.They are short of money to respond to the crisis.
Çabuk karar vermek iyi olur.It would be good to decide quickly.