Tom'a biraz para vermek zorunda kaldım.I had to give Tom a little money.
İstediği her şeyi Tom'a vermek zorunda kaldım.I had to give Tom everything he asked for.
Kirasını ödeyebilsin diye Tom'a parayı ödünç vermek zorunda kaldım.I had to lend Tom money so he could pay his rent.
Tom'un gitmesine izin vermek zorunda kaldım.I had to let Tom go.
Tom'un kazanmasına izin vermek zorunda kaldım.I had to let Tom win.
Bunu sana vermek için gönderildim.I've been sent to give you this.
Ne yapacağıma karar vermek zorundayım.I have to decide what to do.
Sana bunu vermek için uğradım.I just came by to give you this.
Sana herhangi bir zarar vermek istemiyorum.I don't mean you any harm.
Sana zarar vermek istemiyorum.I don't want to harm you.
Ara vermek istiyorum.I want to take a break.
Sadece sana bir ders vermek istedim.I just wanted to teach you a lesson.
Tom'a bir bıçak vermekten pişman olacağımızı biliyordum.I knew we'd regret giving Tom a knife.
Bunu kime vermek zorunda olduğumu bilmem gerekiyor.I need to know who I have to give this to.
Asla sana umut vermek istememiştim.I never meant to get your hopes up.
Asla sana herhangi bir zarar vermek istemedim.I never meant you any harm.
Asla sana zarar vermek istemedim.I never meant you harm.
Biraz temiz havanın girmesine izin vermek için pencereyi açtım.I opened the window to let in some fresh air.
Sanırım Tom'a borç para vermek kötü bir fikir.I think it's a bad idea to loan Tom money.
Tom'a hiç para vermek istemedim.I didn't want to give Tom any money.
Mektupla cevap vermek zorunda değilsin.You don't have to respond by letter.
Bugün ders vermek istiyorum.I want to teach today.
Tom, Mary'ye telefon numarasını vermek istemedi.Tom didn't want to give Mary his phone number.
Tom, Mary'ye bir doğum günü hediyesi vermek istedi.Tom wanted to give Mary a birthday present.
Tom Mary'nin sorusuna cevap vermekten kaçındı.Tom avoided answering Mary's question.
Size eziyet vermek için burada değilim.I'm not here to cause you any trouble.
Tom ona biraz zaman vermek zorundasın.Tom, you've got to give it some time.
Tom'un herhangi bir zarar vermek istemediğinden eminim..I'm sure Tom didn't mean any harm.
Eve gitmeme izin vermek zorundasın.You've got to let me go home.
Gitmeme izin vermek zorundasın.You've got to let me go.
Ara vermekteyim.I'm taking a break.
Buna bir son vermek istiyorum.I want to end this.
Ona son vermek istiyorum.I want it to stop.
Sana sonsuza kadar kalbimi vermek istiyorum.I want to give you my heart for ever.
Ona zarar vermekten korkuyordu.She was afraid of hurting him.
Bush asla kimseye zarar vermek istemedi.Bush never wanted to harm anyone.
Tom bir sunum vermek zorunda.Tom has to give a presentation.
Büyükanne torunlarına tatlılar vermektedir.The grandmother gives sweets to her grandchildren.
Tom Mary'ye onun cevap vermek istemediği bazı sorular sordu.Tom asked Mary some questions that she didn't want to answer.
Tom'un onun istediğini Mary'ye vermekten başka çaresi yoktu.Tom had no choice but to give Mary what she asked for.
Tom'un Mary'ye istediğini vermekten başka seçeneği yoktu.Tom had no choice but to give Mary what she wanted.
Buna kendin için karar vermek zorundasın.You have to decide that for yourself.
Karar vermek için otuz dakikan var.You have thirty minutes to decide.
Sabaha kadar karar vermek zorundasın.You have until morning to decide.
Tom kilo vermek için umutsuzdu.Tom was desperate to lose weight.
Tom bize zarar vermek niyetinde değil.Tom means us no harm.
Üzgünüm, ama sipariş vermek istiyorum.I'm sorry, but I'd like to order.
En büyük sorunum daha sonra ne yapmam gerektiğine karar vermektir.My biggest problem is deciding what I should do next.
Benim en büyük sorunum ne giymem gerektiğine karar vermektir.My biggest problem is deciding what I should wear.
Bir dahaki sefere ne yapacağıma karar vermek en büyük sorunumdur.My biggest problem is deciding what to do next.
Başkalarının yardım etmesine izin vermekte sorunum yok.I have no problem letting others help.
Sipariş vermek için henüz hazır değiliz.We're not ready to order yet.
Kilo vermek zor.It's hard to lose weight.
Tom ihtiyacım olan parayı bana ödünç vermek için yeterince nazikti.Tom was kind enough to lend me the money I needed.
Annem bana anahtarlarını ödünç vermek zorunda kaldı.My mom had to lend me her keys.
Telefona cevap vermek istersen, evde kal.If you want to answer the phone, stay home.
Bu soruya cevap vermek zorunda değilsin.You don't have to answer that question.
Soruların hepsine yanıt vermek zorunda değilsin.You don't have to answer all of the questions.
Soruların hepsine yanıt vermek zorunda değilsiniz.You don't have to answer all of the questions.
Başkan emir vermek için toplantıyı aradı.The chairman called the meeting to order.