Ayrıca kendisi Yeditepe Üniversitesinde Ceza Hukuku derslerini vermektedir ^Cuenta asimismo, con siete niveles de maestría en su ejecución.
Alma kelimesi ise İspanyolca da gönül anlamını vermektedir.Su nombre en español tiene claro su significado.
Kütüphane 1872 yılında kurulmuştur ve 72 bölümde hizmet vermektedir.Fue fundado en 1872 y se desempeña en la Conference National.
Bu bize Hubble’ın bulduğu basit formülü vermektedir.Ésta es de hecho la relación empírica encontrada por Hubble.
Tanrı'nın bana ihsan ettiği yeteneğim aracılığıyla onlara biraz olsun 'kaçış duygusu' vermek amacım.Y sin embargo, doy gracias a Dios por su bondad que me ha dado tiempo para arrepentirme.
Ona bir köpek aldı. Ancak, o köpeklere alerjisi vardı, bu yüzden birine vermek zorunda kaldı.Lei gli comprò un cane. Comunque lui era allergico ai cani, così dovettero darlo via.
Tom Mary'nin gitmesine izin vermek istemiyor.Tom non vuol lasciar andare Mary.
Asla sana herhangi bir zarar vermek istemedim.Non ho mai voluto farti del male.
Biraz temiz havanın girmesine izin vermek için pencereyi açtım.Ho aperto la finestra per far entrare un po' d'aria fresca.
Ara vermekteyim.Io sto facendo una pausa.
Neden bunu sana vermek zorundayım?Perché dovrei dartelo?
Tom eski arabasını Mary'ye vermek istiyor.Tom vuole dare la sua vecchia auto a Mary.
Nereye gideceğine karar vermek zor.È difficile decidere dove andare.
Bu metinlerin çoğu ahiret yahut öteki dünya hakkında bilgiler vermektedir.Molti di loro recitano o hanno recitato.
Diğer antik kaynaklar da buna yakın rakamlar vermektedir.Anche altre fonti antiche forniscono numeri simili.
Burgess burada b piyonunun ilerlemesine izin vermek yerine tempo ile 11....a6 önermektedir.Burgess suggerisce invece 11…a6 per consentire in seguito al pedone b di avanzare.
Evde ise, babası Maria’ya kendi şahsi teleskopu ile astronomi dersleri vermekteydi.A casa, il padre di Maria le insegnò l'astronomia con il suo telescopio personale.
Yol göstermek, öğüt vermek, ibret aldırmak gibi kaygılar güdülmez.Ma non è un regista (e lo ammette).
Yahudi Yılı Takvimi ise bu rakamı 14,6 milyon olarak vermektedir.Il Calendario Ebraico cita 14,6 milioni.
Satraplık, imparatorluğun üçüncü derecede vergi bölgesiydi ve yılda 360 talent vergi vermekle mükellefti.La Satrapia apparteneva al terzo distretto e pagava un tributo stimato di 360 talenti all'anno.
Samguk Sagi Baekje'nin kurucusu hakkında ayrıntılı bir bilgi vermektedir.Il Samguk Sagi ci fornisce una dettagliata storia sulla fondazione di Baekje.
Tüm Windows Phone özelliklerinin ve uygulamalarının çalışmasına izin vermek için RAM'i 1 GB'a çıkarır.Aumenta la RAM a 1GB per consentire tutte le funzionalità di Windows Phone e applicazioni per eseguire.
Londra merkezli gazete İşçi Partisi'ne 1945 yılından bu yana destek vermektedir.È l'unico quotidiano nazionale britannico che sostiene dal 1945 il Partito Laburista.
Projelerin uygulanması hız kazanmaktadır ve projeler uygulandıkları yerlerde olumlu sonuçlar vermektedir.L'attuazione dei progetti sta procedendo a ritmo sostenuto e sta producendo risultati positivi sul campo.
Hastalık nedeniyle öğrenimine ara vermek zorunda kaldı.Per malattia dovette tuttavia rinunciare all'insegnamento.
Astana Garı şehrin ana tren istasyonu olup her gün yaklaşık 7 bin kişiye hizmet vermektedir.La Union Station è la stazione ferroviaria principale della città e serve circa 70.000 persone ogni giorno.
Babil tableti YBC 7289, beş adet ondalık yerlere bir doğru √2 yaklaşma değeri vermektedir.La tavoletta "YBC 7289" fornisce un'approssimazione di radice di 2 accurata alla quinta cifra decimale.
Sonra bir temizlenme programından geçtim, kendime yeniden çeki düzen vermek için.Beh, ho promesso loro che mi ripulirò...
Ancak iktidarı ele almış olan Toussaint, iktidarı Fransızlara vermek istemez.Resosi il padrone dell'isola, a ogni modo, Toussaint non voleva concedere troppo potere alla Francia.
Frikik, istemiyerek erotik poz vermek.Ben giura di no suggerendo una cena romantica.
Sonunda suçlamalara yanıt vermekten vazgeçti.Alla fine le accuse vennero ritirate.
Bunun anlamı kesin ve açık bir varyasyon vermek imkânsızdır.Il che ne fa un incipit quanto mai esplicito e ineludibile.
Dikişler ve gölgeler dokunmada neler yapabileceğiniz hakkında anlam vermektedir.E come spire e tentacoli t'avviluppano le conseguenze delle tue azioni.
Konuya bir başka yaklaşım ise hikâyeyi kısaltarak vermek ve rasyonalize etmektir.Minimizzare: corrisponde a negare e razionalizzare allo stesso tempo.
Bina, HSBC'nin uluslararası genel merkezi olarak hizmet vermektedir.L'edificio è nato per ospitare la sede centrale dell'HSBC.
Ama ne kadar büyüktür sorusunun cevabını vermek na-mümkündür.Il modo in cui si pone la domanda può dunque influenzare l'efficacia della risposta.
Ali ona tavsiyeler vermektedir.Cassie gli dà dei consigli.
Eve girildiğinde ona selam vermek gerekir.Quando lui si allontana lei sottovoce gli dice addio.
Binanın köşelerinde yer alan silindir şeklindeki kuleler yapıya basit bir geometrik şekil vermektedir.Le torri cilindriche agli angoli dell'edificio danno alla struttura una forma geometrica semplice.
Çalışanlara uygun talimatlar vermek.La parola ai registi.
1999'dan bu yana Barcelona'daki Pompeu Fabra Üniversitesinde ders vermektedir.Due anni dopo, comincia a dare lezioni all'Università Pompeu Fabra di Barcellona.
Tutamayacağınız sözler vermek yanlıştır."Quello di cui parliamo non vi rientra."
Tanrı'nın bana ihsan ettiği yeteneğim aracılığıyla onlara biraz olsun 'kaçış duygusu' vermek amacım.Alzati, perché Dio desidera rivelarti un grande segreto».
İlçe eğitime önem vermektedir.Il suo primo discorso ha riguardato l'istruzione superiore.
2. Hukuk karar vermek zorundadır; adalet, hakkında karar verilemez.La volontà non determinata da ragione è arbitrio; la legalità può non essere la giustizia.
Herodot tarafların güçleri hakkında kesin sayılar vermese de bu konuda yine de bir fikir vermektedir.Erodoto non fornisce numeri completi per entrambi gli schieramenti, ma dà un'idea della forze in campo.
Yaprakları ise gıdalara koku vermekte kullanılır.Viene usato principalmente come aromatizzante nei cibi.
Daimi ikamet izni ve geçici statü vermek.Contattami tre volte e ti concederò poteri speciali.
Artık yaşamına yeni bir yön vermek ve kariyer yapmak ister.Vuole dare una svolta alla sua vita, alla sua produzione e iniziare la carriera di attore.
Naziler, Litvanyalı kurum ve kuruluşlara fiilen zarar vermekteydi.I nazisti molestarono fisicamente le organizzazioni lituane.
Ekonomik durumu genellikle pek iyi değildi ve Hilda'nın ziynet eşyalarını rehine vermek zorunda kalmıştı.La sua situazione economica era piuttosto precaria e fu costretto a dare in pegno alcuni gioielli di Hilda.
Birçok Hristiyan kilisesi tapınılan varlıkların sanatsal üretimlerine icâzet vermektedir.La maggioranza della chiese cristiane permette la creazione artistica di oggetti di culto.
Günümüzde saray manastır okulu olarak hizmet vermektedir.Oggi l'ex-convento ospita una scuola di restauro.
Şehre Aomori Havalimanı hizmet vermektedir.La città dispone dell'aeroporto di Aomori.
Dolayısıyla kekeme birine tavsiye vermek gereksizdir.È consigliabile quindi un consulto da un urologo.
Daça, Rusça “vermek” fiilinden türemiştir.La Russa: "Sì all'invio dei militari.
Örnek vermek gerekirse Bologna Üniversitesi dünyadaki en eski üniversitesidir.L'Università di Bologna è considerata la più antica università del mondo occidentale.
O Şili Birinci Bölümü'nde hizmet vermektedir.Ha giocato nella prima divisione cilena.
Edim, borçlunun bir şey vermek, bir şey yapmak ya da bir şey yapmamak şeklindeki yükümlülüğüdür.Una promessa è un impegno da parte di qualcuno a fare o non fare qualcosa.
Yalan şahitlik yapılmaz, mümin olmasalar bile hem cinsine yalan söylenmez ve birbirini ele vermek olmaz.Non sono credenti, non sono Apostoli, non sono traditori, ma al tempo stesso lo sono.