Ona daha fazla zaman vermek zorundasın.You have to give him more time.
Onlara daha fazla zaman vermek zorundayız.We have to give them more time.
Onlara bir şans vermek zorundayız.We have to give them a chance.
Sana bir şans vermek zorundayım.I have to give you a chance.
Onlara bir şans vermek zorundayım.I have to give them a chance.
Ona bir şans vermek zorundayım.I have to give him a chance.
Sana bir şey vermek zorundayım.I've got to give you something.
Onlara bir şey vermek zorundayım.I've got to give them something.
Ona bir şey vermek zorundayım.I've got to give him something.
Tom'a bir şans vermek zorundayız.We have to give Tom a chance.
Tom'a bir şey vermek zorundayız.We've got to give Tom something.
Tom Mary'ye bir şey vermek zorunda.Tom has to give Mary something.
Onun seni korumasına izin vermek zorundasın.You have to let him protect you.
Kendi kararımı vermek için yeterince yaşlıyım.I'm old enough to decide for myself.
Tüm trafik, başkanlık konvoyunun geçmesine izin vermek için durduruldu.All traffic was halted to let the presidential motorcade pass.
Dan kime inanacağına karar vermek zorundaydı.Dan had to decide whom to believe.
Bugün karar vermek zorunda mıyız?Do we have to decide today?
Tom onun doğum günü için Mary'ye güzel bir şey vermek istedi.Tom wanted to give Mary something nice for her birthday.
Zahmet vermek istemem.I do not want to bother.
Tom'a doğum günü için özel bir şey vermek istiyorum.I'd like to give Tom something special for his birthday.
Neden buna bugün karar vermek zorundayız?Why do we have to decide this today?
Tom soruma cevap vermek için isteksiz görünüyordu.Tom seemed reluctant to answer my questions.
Benim açımdan, güvenli bir şekilde karar vermek mümkün değil.From my point of view, it's not possible to make a decision safely.
Tom kız arkadaşına çok özel bir hediye vermek istedi.Tom wanted to give a very special present to his girlfriend.
Ne zaman taşınacağımıza karar vermek zorundayız.We're forced to decide when we'll move.
Başkan benim mektubuma cevap vermek için yeterince kibardı.The president was nice enough to respond to my letter.
Kızım lisede ders vermek istiyor.My daughter wants to teach in high school.
Sana bir şey vermek istiyorum.I want to give you something.
Baban sana her şeyi vermek isterdi.Your father would have given you everything.
Sanırım çocukların şarap içmesine izin vermek iyi bir fikir değil.I think it's not a good idea to let children drink wine.
Cevap vermek istemiyor musun?Do you not want to respond?
Ben kilo vermek için birkaç yıl önce bir spor salonuna katıldım.I joined a gym a few years back to lose weight.
Karşılık vermek için rahatsız olma.Don't bother to respond.
Tom'a moral vermek için boşuna uğraştık.We tried in vain to cheer Tom up.
Bu kararı vermek zordu.It was hard to make this decision.
Karar vermek kolaydı.The decision was easy to make.
Tom cevap vermek zorunda.Tom has to respond.
Tom, caddenin karşısındaki lisede tarih dersi vermektedir.Tom teaches history at the high school across the street.
Onun kaçmasına izin vermek için çok iyi bir fırsat.It's too good an opportunity to let slip away.
Japonya'da bahşiş vermek uygun değildir.It's not appropriate to give tips in Japan.
O cevap vermek için zor bir soru.That's a tough question to answer.
O, onu Jack'e vermek istiyor.He wants to give it to Jack.
Ted komünistler için oy vermek istedi.Ted wanted to vote for the communists.
Eğer istemiyorsa Tom cevap vermek zorunda değil.Tom doesn't have to answer if he doesn't want to.
Tom hemen karar vermek zorunda değil.Tom doesn't have to make up his mind right now.
Tom bu sorulara cevap vermek zorunda değil.Tom doesn't have to answer those questions.
Tom bu sorulara cevap vermek zorunda değildi.Tom didn't have to answer those questions.
Tom o soruya yanıt vermek zorunda değil.Tom doesn't have to answer that question.
Tom bana bir şey vermek zorunda değil.Tom doesn't have to give me anything.
Tom derhal karar vermek zorunda değil.Tom doesn't have to decide right now.
Tom sorularımıza cevap vermekten kaçındı.Tom avoided answering our questions.
Tom soruma cevap vermekten kaçındı.Tom avoided answering my question.
Tom bugün karar vermek zorunda değil.Tom doesn't have to decide today.
Tom buna cevap vermek zorunda değil.Tom doesn't have to answer that.
Tom cevap vermek zorunda değil.Tom doesn't have to answer.
Tom eve gitmeme izin vermek zorunda.Tom has to let me go home.
Tom bunu yapmama izin vermek zorunda.Tom has to let me do this.
Tom gitmeme izin vermek zorunda.Tom has to let me go.
Tom cevap verme bölümünde fikrini vermek için sık sık radyo istasyonunu arar.Tom often rings the radio station to give his opinion on the talk-back segment.
Kararımı vermekte sıkıntı yaşadım.I had trouble making up my mind.