Ona bir akşam yemeği veriyoruz.We're giving a dinner for him.
Onun için bir akşam yemeği veriyoruz.We're giving a dinner for her.
Çocuk, izin verilmemesine rağmen sigara içti.The boy smoked even though it was not allowed.
Dan'ı ne için mahkemeye veriyorsun?What are you suing Dan for?
Bu belli ki çok acı verici.It's obviously very painful.
Bana sadece bir an izin verir misin?Would you excuse me just one moment?
Bize bir an için izin verir misin?Will you excuse us for one moment?
Siz ikiniz bana bir an izin verir misiniz?Would you two excuse me one moment?
Bir an için bana izin verir misiniz?Would you excuse me for a moment?
İkiniz de bana bir an izin verir misiniz?Would you both excuse me a moment?
Lütfen bize bir an izin verin.Please excuse us a moment.
Birçok ülke biraz tarihsel revizyonizme izin verirler.Most countries indulge in a little historical revisionism.
Bana düşünmek için biraz zaman verin.Give me a little time to think.
Bir kullanım örneği verin lütfen.Please give an example of usage.
Bu soru iki cevaba izin veriyor gibi görünüyor.This question seems to allow two answers.
O, köpeğe et verir.He gives meat to the dog.
Verin ve size verilecektir.Give, and it will be given to you.
Sana yardım etmeme izin verilmiyor.I'm not allowed to help you.
Savaş Odası'nda savaşmaya izin verilmemektedir.Fighting is not permitted in the War Room.
Ben dikkat edeceğim. Söz veriyorum.I'll pay attention. I promise.
Bir şey olursa bilecek ilk kişi sen olacaksın. Söz veriyorum.If anything happens, you'll be the first to know. I promise.
Senin davranışın utanç verici.Your conduct is disgraceful.
Bunu yapmayla ilgili yeni yöntemimiz daha hızlı ve daha verimli.Our new method of doing that is quicker and more efficient.
O bize umut verir.That gives us hope.
O bana umut verir.That gives me hope.
Her gün sana e-posta yazmaya söz veriyorum.I promise to write you email every day.
O, şeker gibi tat verir.It tastes like sugar.
O umut vericiydi.That was promising.
O acı verici bir biçimde utangaçtı.She was painfully shy.
Bir süre onun hakkında düşünmeme izin verir misin?Would you let me think about it for a while?
Bana onun hakkında düşünmek için biraz zaman verir misin?Would you give me some time to think about it?
Binaya girmemize izin verilmedi.We weren't allowed into the building.
Onu sadece bir kez yapmamıza izin verildi.We were only allowed to do that once.
Bunu sadece bir kez yapmamıza izin verildi.We were only allowed to do that once.
Dualarıma cevap verildi.My prayers have been answered.
Bize kuliste izin verilmedi.We weren't allowed backstage.
Jack'a elma veriyorum.I give Jack the apple.
İpleri Tom'un eline verirsen gelir tepene çıkar.If you give Tom any lead way, he'll probably just walk all over you.
Bilgiye değer verip öğrenmek Yahudilerin tekelinde değildir.Learning and cherishing data are not just the domain of Jewish people.
Sadece sorsaydın cevap verirdim.I would've helped you if you'd only asked.
Neden Tom'un bunu senin için yapmasına izin veriyorsun?Why do you let Tom to do this to you?
Tom'un onu yapmasına izin verilmeyecek.Tom won't be allowed to do that.
Tom'un buraya girmesine izin verilmiyor.Tom isn't allowed in here.
Tom'un onu yapmasına izin verildi.Tom is allowed to do that.
O gezegene Satürn adı verilir.That planet is called Saturn.
O ne kadar verimli bir enerji?How energy efficient is that?
Tom ne yapmasına izin verileceğini bilmiyordu.Tom didn't know what he'd be allowed to do.
Yöneticiler yemek yemenin heyecan verici olmadığını düşünüyor.The managers think that it isn't exciting to eat.
Kime oy verirsen ver, onun dürüst olduğundan emin ol.Whoever you vote for, make sure he's honest.
İris göze rengini veriyor.The iris gives the eye its color.
O kelimeyi tek başına anlamıyorum. Bana bir bağlam verir misin?I do not understand that word in isolation. Could you give me some context?
Bu çamaşır makinesi çok enerji verimlidir.This washing machine is very energy-efficient.
Tom ve Mary yüksek verimli üstten yüklemeli bir çamaşır makinesi aldı.Tom and Mary bought a high-efficiency top-loading washer.
Tom yüksek verimli önden yüklemeli bir çamaşır makinesi aldı.Tom bought a high-efficiency front-loading washing machine.
Tom'a babasının adı verildi.Tom is named after his father.
Onun heyecan verici olduğunu düşündüm.I thought that was thrilling.
Sana söz veriyorum, daha sonra her şeyi açıklayacağım.I promise you, I will explain everything afterwards.
İlk öneri için oy veriyorum.I'm voting for the first proposal.
O tavuk gibi tat veriyordu.That tasted a lot like chicken.
Halen birçok ülkede fiziksel cezaya izin verilmektedir.Corporal punishment is still allowed in many countries.