Gitmene izin veriyorum.I'm letting you go.
Lütfen sadece soruya cevap verir misin? Bütün gün seni bekleyemeyiz.Could you just please answer the question? We don't have all day.
Dalkavukluk hem alıcıyı hem de vericiyi bozar.Flattery corrupts both the receiver and the giver.
Endişelenme. İstediğini yapacağıma söz veriyorum.Don't worry. I promise I'll do what you ask.
İnekler bize süt verir ve tavuklar bize yumurta verir.Cows give us milk and chickens give us eggs.
Bilim çok heyecan vericidir.Science is very exciting.
Ona cihazı kullanmak için izin verildi.He was accorded permission to use the device.
O hem enerji verici hem de yorucu.It was both energizing and exhausting.
Söz veriyorum. Tekrar onu asla yapmayacağım.I promise I'll never do it again.
Lütfen gizlilik politikamızı okumak için bir dakikanızı verin.Please take a moment to read our privacy policy.
İlk paragraf güven vericidir.The first paragraph is reassuring.
Bu soruya nasıl cevap verirsin?How would you answer this question?
Söz veriyor musun?Do you promise?
Bunu yapacağına dair bana söz verir misin?Do you promise me you'll do that?
Bana izin verir misin?Would you excuse me?
Bana biraz izin verir misiniz?Would you excuse me a moment?
Bunu Tom'a verir misin?Will you give this to Tom?
Ben onu ay sonundan önce yapacağıma söz veririm.I promise I'll do that before the end of the month.
Yarın sabah zemini paspas edeceğime söz veriyorum.I promise I'll mop the floor tomorrow morning.
BLütfen bana bir yastık ve battaniye verin.Please give me a pillow and a blanket.
Lütfen ödememe izin verin.Please let me pay.
Her öğrenciye kütüphaneyi ziyaret etmesi için izin verilir.Every student is allowed to visit the library.
Biz bir konferans veriyoruz.We're having a conference.
Neden o binaya girmemize izin verilmediğimizi bulamadık.We haven't been able to find out why we weren't allowed to enter that building.
Tüm bu verileri işlemek için zamanımız yok.We don't have time to process all this data.
Aşırı tepki veriyorsun.You're overreacting.
Motorumuz verimlidir ve daha az CO2 üretir.Our engine is efficient and produces much less CO2.
O heyecan verici görünüyor.That sounds exciting.
O utanç verici.That's embarrassing.
Alarm verin!Sound the alarm!
Bu eğlenceli ve heyecan verici.It's fun and exciting.
Birkaç yaş daha büyük olsaydım, onlar bara girmeme izin verirdi.If only I'd been a couple of years older, they would've let me into the bar.
Hayat sana limonlar veriyorsa, limonata yap.If life gives you lemons, make lemonade.
On sekiz yaşın altındaki Amerikalılara başkanlık seçimlerinde oy kullanma izni verilmez.Americans under the age of eighteen aren't allowed to vote in presidential elections.
İzin verirseniz Tom'la konuşmak istiyorum.I'd like to speak to Tom if I may.
Dur! Ona zarar veriyorsunuz!Stop! You're hurting her!
Kendi kararınızı verin.Make up your own mind.
Eğer ona bir fırsat verirsem Tom'un işin üstesinden gelebileceğini düşündüm.I thought Tom could handle the job if I gave him a chance.
Tom'un şekerleme yemesine izin verilmediğini düşündüm.I thought Tom wasn't allowed to eat candy.
Tom'un ziyaretçi almasına izin verilmediğini düşündüm.I thought Tom wasn't allowed to have visitors.
Dostluğumuza herhangi bir şeyden daha fazla değer veriyorum.I value our friendship more than anything.
Dostluğumuza değer veriyorum.I value our friendship.
Dostluğumuza oldukça çok değer veriyorum.I value our friendship a great deal.
Sana bu problemi çözmen için beş dakika veriyorum.I give you five minutes to resolve this issue.
Üzgünüm ama burada balık avlamaya izin verilmiyor.Sorry, but you're not allowed to fish here.
Tom'a istediği her şeyi yapmak için izin verilmiyor.Tom isn't allowed to do just anything he wants.
Sana zarar verilmesini istemiyorum.I don't want you to be hurt.
Tom, lütfen bu açlıktan ölen insanlara yemek için bir şey verir misin?Tom, would you please give these starving people something to eat?
Buna zarar verilmesini istemiyoruz, değil mi?We don't want this to get damaged, do we?
Eğer istiyorsanız size bir şans daha veririm.I'll give you another chance if you want it.
O hayır kuruluşuna yaklaşık iki milyar yen bağışta bulunan birinin adı verildi.That charity is named after someone who contributed about two billion yen.
Günün sonunda bunun Tom'a verilmesini istiyorum.I want this delivered to Tom by the end of the day.
Modern teknoloji bize çok şey verir.Modern technology gives us many things.
İspanyolca verilmiş bir söz basit bir sözden daha fazladır.A promise made in Spanish is more than a simple promise.
Bu çiçeği Kate'e verir misin?Will you give Kate this flower?
Yarın söz verilmiş değil.Tomorrow is not promised.
Açık kalp ameliyatı laparoskopik girişime izin veriyor.Open-heart surgery is giving way to laparoscopic intervention.
Ben bu göreve gitmek istemiyordum ama bana emir verildi.I didn't want to go on this mission, but I was ordered to.
Bazen dualarımıza onların olmasını istediğimiz şekilde cevap verilmez.Sometimes our prayers aren't answered the way we want them to be.
Mutlu olacağına söz veriyorum.I promise you'll be happy.