İçeriye girmemize izin verin.Let's get inside.
Burada durmama izin verin.Let me stop here.
Söz veriyorum.You have my word.
Bu çok heyecan verici.This is very exciting.
O çok heyecan verici.That is very exciting.
Bana izin verirsen bunu yapabilirim.I can do that if you let me.
Pasaport numaranızı ve doğum tarihinizi verin.Give your passport number and your date of birth.
Onu John'a verir.He gives it to John.
O onu ona verir.She gives it to him.
Markette alış veriş yapıyorum.I am doing shopping at the market.
Ustabaşıyla konuşmama izin verin.Let me speak with the foreman.
Yediye kadar dönmüş olacağım, söz veriyorum.I'll be back by seven, I promise.
O dehşet verici.That's terrifying.
Bu ilk defa para cezası verişim.This is the first time I've paid a fine.
Bana izin verirsen sana yardım edebilirim.I can help you if you let me.
Erkek kardeşime ödünç para verir misiniz?Could you loan money to my brother?
Aşağıda verilen boşluğa seri numarasını kaydet.Record the serial number in the space provided below.
Tüm uyarılara kulak verin.Heed all warnings.
Ne zaman mola verirsin?What time do you have a break?
İşçilerimin erken ayrılmalarına izin veriyorum.I authorize my workers to leave early.
İşçilere şirket arabalarını eve götürmelerine izin veriyoruz.We authorize the workers to take company cars home.
Sen çocuklarının geceleri sokakta oynamalarına izin veriyorsun.You allow your children to play in the street at night.
O çalışanlarının ofiste yemek yemelerine izin veriyor.He authorizes his workers to eat at the office.
O çocuklarına saçlarını uzatmaları için izin veriyor.She authorizes her children to grow their hair long.
Müslüman çalışanlara Ramazan ayında erken çıkış izni veriyorlar.They authorize Muslim workers to leave early in Ramadan.
O umut verici bir işte iki yüz dolarlık yatırım yaptı.He invested two hundred dollars in a promising business.
Neredeyse her gün sadaka veririm.I give charity almost every day.
Baldır kaslarındaki gece krampları özellikle acı vericidir.Night cramps in the calf muscles are particularly painful.
Yalvarırım bana bir şişe verin!I beg you, give me a bottle!
Suudi Arabistan'da kadınların araba sürmelerine izin verilmez.Women are not permitted to drive cars in Saudi Arabia.
Suudi kadınların ülkelerinden yalnız ayrılmalarına izin verilmiyor.Saudi women are not permitted to leave their country alone.
Tüm eleştrilerine önem verirsem, olduğum yerde olmam.If I cared about all your criticism, I wouldn't be where I am.
Kız kardeşin orada ders veriyor mu?Does your sister teach there?
O bize öğüt verir.He advises us.
O her gün öğretmene bir elma verir.He gives an apple to the teacher every day.
Güvenli biçimde nasıl kilo verilir bilmek istiyor.She wants to know how to lose weight safely.
Bana yarım kilo elma verin.Give me half a kilo of apples.
Bana bir parça odun verir misin?Will you give me a piece of wood?
Bu kuşa martı adı verilir.This bird is called a seagull.
Tibetçede Butan'a "Druk Yul" adı verilir.Bhutan is called "Druk Yul" in Tibetan.
Sen bize fikirler veriyorsun.You give us ideas.
O bize para verir.He gives us money.
O bize elbiseler verir.She gives us clothes.
Onlar bize ilaçlar verir.They give us medicines.
Biz onu her ne zaman arasak bize cevap verir.He answers us whenever we call him.
Biz onlara ne zaman soru sorsak onlar hemen cevap veriyor.They answer us whenever we ask them questions.
O veri topluyor.He is collecting data.
Söz veriyorum seni koruyacağım.I promise I will protect you.
Seni koruyacağıma söz veriyorum.I promise I will protect you.
Henüz hiçbir şeye karar verilmedi.Nothing has been decided yet.
Sen küçük olduğun için girmene izin verilmez.Since you're a minor, you aren't allowed to enter.
O çok güven verici değil.That's not very reassuring.
İşimizi yapmamıza izin verin.Let's do our job.
Tom köpeğine Cookie ya da Pochi adını verip vermeyeceğine karar veremedi.Tom couldn't decide whether to name his dog Cookie or Pochi.
Onu halletmeme izin verin.Let me handle it.
Öğle yemeğini yemesi için Tom'a sadece on beş dakika veriliyor.Tom is only given fifteen minutes to eat his lunch.
Tom'a, masasında öğle yemeği yemesi için izin verilmedi.Tom wasn't allowed to eat lunch at his desk.
Öğle yemeği yemek için öğrencilere yeterli zaman verildiğini düşünüyor musun?Do you think students are given enough time to eat lunch?
İnsanlar bazen mantıksız kararlar verirler.People sometimes make illogical decisions.
Bu tren istasyonunda sigara içmeye izin verilmez.No smoking is allowed at this train station.