Bana kılıcımı verin.Give me my sword.
Mary iş teklifini kabul etmeye karar verirse, Tom çok şaşırmazdı.Tom wouldn't be too surprised if Mary decided to accept the job offer.
Bir kontrol için Tom'a program verildi.Tom was scheduled for a checkup.
Tom'a sıcak bir kabul verildi.Tom was given a warm reception.
Tom aklını verirse herhangi bir şey yapabileceğini düşünüyor.Tom thinks he can do anything if he puts his mind to it.
Tom, Mary'nin neredeyse her şeyi ile gitmesine izin veriyor.Tom lets Mary get away with almost anything.
Tom birisi ya da bir şey tarafından gözdağı verilen insan türü değildir.Tom isn't the kind of person who is intimidated by anyone or anything.
Tom bir yılda iki ya da üç kez parti verir.Tom has a party two or three times a year.
Tom sonunda kendi bilgisayarına ücretsiz bir veritabanı uygulamasını yüklemeyi anladı.Tom eventually figured out how to install a free database application on his computer.
Tom onların ayrılığının ne kadar acı verici olduğunu hatırlamadan Mary'yi düşünemedi.Tom couldn't think of Mary without remembering how painful their breakup had been.
Tom kesinlikle onun ne yaptığını bilmediği izlenimini verir.Tom certainly gives the impression that he doesn't know what he's doing.
Tom verilerine erişecek gibi görünmüyor.Tom can't seem to access his data.
Sizlerden biri 20 dakikalığına bisikletini ödünç verir mi?Would one of you be willing to lend me your bicycle for twenty minutes or so?
Bahçemde birçok ağaç meyve veriyor.In my garden many trees are bearing fruit.
Bana düşüncelerinizi verin.Give me your thoughts.
Erkek torunumu görmeye gittiğimde her zaman ona bir şey veririm.When I go to see my grandson, I always give him something.
Bu tartışmanın türünün sonuncusu olacağına söz veriyorum.I promise that this discussion will be the last of its kind.
Neden bana para veriyorsun? Bu normal değil.Why are you giving me money? That's not normal.
Yalan söylemek utanç verici.Lying is shameful.
Ben herkese selam veriyorum.I give greetings to everyone.
Bu öğrenim hibesi bana bölüm konseyi tarafından verildi.This study grant was given to me by the departmental council.
Evimde 80'in üzerinde insan var. Biz bir parti veriyoruz.There are over 80 people in my house. We're having a party.
Pil düşük olduğunda benim cep telefonu bip sesi verir.My cellphone beeps if the battery is running low.
Papyon ona savurgan bir hava verir.The bow tie gives him an air of extravagance.
Çok yakındın, bu yüzden sana son bir şans veriyoruz.You were so close, so we'll give you one last chance.
Tom ızdırap verici ağrı içindeydi.Tom has been in excruciating pain.
Allah bana mutluluk verir.God gives me happiness.
Tanrı bana mutluluk verir.God gives me happiness.
Neden adama para veriyorsun?Why are you giving money to the man?
İş izin verirse, Nisan ayında sizi görmeye gitmek isterim.If work permits, I would like to go see you guys in April.
Neden her şeyi hayırseverliğe veriyorsun?Why do you give everything to charity?
Birçok yoksul öğrenciye burs verilir.Many poor students are given bursaries.
Sadece bana biraz daha zaman verin.Just give me a bit more time.
O çok heyecan vericidir!That is very exciting!
O çeşitli veri topluyor.He's collecting various data.
Zengin olsam sana para veririm.If I'm rich, I'll give you money.
Lütfen bana hardal ve ketçaplı iki sosisli sandviç verin.Please give me two hot dogs with mustard and ketchup.
Lütfen bana her çeşitten üç tane verin.Please give me three of each kind.
Kurtarma operasyonuna "Tomodachi Operasyonu" adı verildi.The rescue operation was called "Operation Tomodachi".
Düşünmek acı verir.Thinking hurts.
Ne ilham verici bir konuşmacı!What an inspiring speaker!
Lütfen işi yapmamıza izin verin.Please allow us to do the work.
Sophie'nin kendi midillisi vardı. Ona babası tarafından verilmişti.Sophie had her own pony. It had been given to her by her father.
Geçmişin gözyaşları geleceği verimli kılar.The tears of the past fertilize the future.
Koç oyun başlamadan önce takımına moral verici bir konuşma yaptı.The coach gave his team a pep talk before the game started.
Onun verileri hiç de doğru değil.His data is not accurate at all.
Onun verileri genellikle yanlıştır.His data is often inaccurate.
Tehlike maceraya zevk verir.Danger gives relish to adventure.
18 yaşın üzerindeki insanların araba sürmelerine izin verilir.People over 18 are allowed to drive cars.
Bu nehire ne ad veriyorsunuz?What is this river called?
Cevap veriyorum: Hayır.And I answer: no.
Şimdi sana ölümümü veriyorum.Now I offer you my death.
O, bize çok heyecan verici bir macera hikayesi anlattı.He told us a very exciting adventure story.
Geri geleceğim, söz veriyorum.I'll come back, I promise.
New York'ta taksicilere ne kadar bahşiş verirsiniz?How much do you leave for a tip to a taxi driver in New York?
Söz veriyorum!I promise!
Bana bir sigara verir misiniz?Would you give me a cigarette?
İyi cevaplar için iyi dereceler veriyorum.I give good grades for good answers.
Bazen, gerçeği bilmek çok acı verir.Sometimes, knowing the truth hurts a lot.
Söylediğim her şeyin bir yalan olduğunu bilmek acı veriyor.It hurts to know that everything I say is a lie.