Nerde yapacağıma karar veremiyorum.Galiba burda aşağıda yapsam daha iyi olacak çünkü daha çok yer var.Rozmýšľam, kde násobiť, tu dole je miesto. -
Nerde yapacağıma karar veremiyorum.Galiba burda aşağıda yapsam daha iyi olacak çünkü daha çok yer var.Rozmýšlím, kde násobit, tady dole je místo. -
Nerde yapacağıma karar veremiyorum.Galiba burda aşağıda yapsam daha iyi olacak çünkü daha çok yer var.Waar zal ik het neerzetten
Nerde yapacağıma karar veremiyorum.Galiba burda aşağıda yapsam daha iyi olacak çünkü daha çok yer var.Zastanawiam się gdzie powinienem to zrobić i myślę, że zrobię to tutaj na dole, bo będę miał więcej miejsca.
Nerde yapacağıma karar veremiyorum.Galiba burda aşağıda yapsam daha iyi olacak çünkü daha çok yer var.ここだと、もっとスペースがあるからね。 では、この下でやるとしよう。
Nerede doğacağımıza karar veremediğimiz için geleceğimizi şans belirliyor.Kita tidak memilih dimana kita dilahirkan, jadi masa depan kita ditentukan oleh kesempatan.
Nerede doğacağımıza karar veremediğimiz için geleceğimizi şans belirliyor.Non possiamo scegliere dove nascere, quindi il nostro futuro è determinato dal caso.
Nerede doğacağımıza karar veremediğimiz için geleceğimizi şans belirliyor.No podemos elegir donde nacer, así que nuestro futuro está determinado por el azar.
Nerede doğacağımıza karar veremediğimiz için geleceğimizi şans belirliyor.Не можем да избираме къде да се родим и нашето бъдеще е определено от шанса.
Nerede doğacağımıza karar veremediğimiz için geleceğimizi şans belirliyor.富豪の家に生まれた子は、無理に働かずとも不自由しない。
Niçin bunları yasaklıyorlar anlam veremiyorum.Antes era ilegal que la gente negra se casara con gente blanca
Niçin bunları yasaklıyorlar anlam veremiyorum.Antigamente era comum ser ilegal o casamento entre negros e brancos
Niçin bunları yasaklıyorlar anlam veremiyorum.Dans le passé, la loi a interdit le mariage entre un blanc et un noir.
Niçin bunları yasaklıyorlar anlam veremiyorum.Hồi xưa, người da đen cưới người da trắng cũng từng là chuyện trái pháp luật.
Niçin bunları yasaklıyorlar anlam veremiyorum.Nielegalny był związek małżeński czarnej i białej rasy.
Niçin bunları yasaklıyorlar anlam veremiyorum.Una volta era illegale per una persona di colore sposarne una bianca.
Niçin bunları yasaklıyorlar anlam veremiyorum.一体なぜ そんなことが
Ninem verem olmuştu, ve saati 10 sente gömlek diktiği dikiş dükkanında çalıştı.할머니는 결핵을 앓으셨고 재봉가게에서 일하며 시간당 10센트정도를 받으며 셔츠를 만드셨습니다.
Ninem verem olmuştu, ve saati 10 sente gömlek diktiği dikiş dükkanında çalıştı.1時間10セントでシャツをつくっていました 彼女や AtoZ社 のほとんどの女性は
Ninem verem olmuştu, ve saati 10 sente gömlek diktiği dikiş dükkanında çalıştı.A nagymamám tbc-s volt, és egy varrógép üzletben dolgozott, ahol óránként 10 centért ingeket készített.
Ninem verem olmuştu, ve saati 10 sente gömlek diktiği dikiş dükkanında çalıştı.Babcia cierpiała na gruźlicę, i pracowała w sklepie z maszynami do szycia, zarabiając 10 centów za godzinę.
Ninem verem olmuştu, ve saati 10 sente gömlek diktiği dikiş dükkanında çalıştı.Mijn oma had tuberculose. Ze werkte in een naaiatelier, waar ze hemden maakte voor 10 cent per uur.
Ninem verem olmuştu, ve saati 10 sente gömlek diktiği dikiş dükkanında çalıştı.Stará mama mala tuberkulózu a pracovala v krajčírskej dielni, kde šila košele za asi 10 centov na hodinu.
Ninem verem olmuştu, ve saati 10 sente gömlek diktiği dikiş dükkanında çalıştı.Баба ми имаше туберкулоза и работеше в шивашка работилница, шиела ризи за 10 цента на час.
Ninem verem olmuştu, ve saati 10 sente gömlek diktiği dikiş dükkanında çalıştı.У бабушки был туберкулёз, она работала в швейной мастерской, зарабатывая 10 центов в час за пошив рубашек.
Ninem verem olmuştu, ve saati 10 sente gömlek diktiği dikiş dükkanında çalıştı.לסבתא שלי הית שחפת, והיא עבדה בחנות תפירה כשהיא מכינה חולצות עבור 10 סנט לשעה.
Ninem verem olmuştu, ve saati 10 sente gömlek diktiği dikiş dükkanında çalıştı.أصيبت جدتي بالسُل، وكانت تعمل بمتجر ماكينات الخياطة تصنع القمصان مقابل 10 سنتات للساعة.
O artık evli olduğuna göre adını veremem. Bir psikolog.Я не могу Вам назвать его имя, потому, что он был женат, он был психолог.
O artık evli olduğuna göre adını veremem.Dat kan ik niet zeggen, want hij is getrouwd.
O artık evli olduğuna göre adını veremem.Kann ich nicht verraten. Er war verheiratet, ein Psychologe.
O artık evli olduğuna göre adını veremem.Nem mondhatom meg a nevét, mert nõs
O artık evli olduğuna göre adını veremem.Nu-i pot spune numele, fiindcă e căsătorit.
O artık evli olduğuna göre adını veremem.To nemůžu říct, už se oženil.
O artık evli olduğuna göre adını veremem.Δεν μπορώ να πω το όνομά του γιατί είναι παντρεμένος.
O artık evli olduğuna göre adını veremem.- Не мога да ви кажа, женен и.
O buradaki şeye yanıt veremez.Nem tud választ adni rá.
O buradaki şeye yanıt veremez.Nu poate răspunde problemei tale. [I:]
O buradaki şeye yanıt veremez. [S:]Es kann dieses Ding hier nicht beantworten.
O iyi beyefendiye bir şey yapmana izin veremem!I må ikke ødelægge det for den rare mand.
O iyi beyefendiye bir şey yapmana izin veremem!Não vos deixarei incomodar o bom cavalheiro!
O iyi beyefendiye bir şey yapmana izin veremem!Ni får inte förstöra för den snälle mannen.
O iyi beyefendiye bir şey yapmana izin veremem!Non vi permetterò di interferire con il gentiluomo!
O iyi beyefendiye bir şey yapmana izin veremem!Δεν θα επιτρέψω να τα βάλετε με τον καλό κύριο!
O iyi beyefendiye bir şey yapmana izin veremem!Я не позволю тебе помешать хорошему человеку!
‹‹Olmaz, kızkardeşimizi sünnetsiz bir adama veremeyiz›› dediler, ‹‹Bizim için utanç olur.Kata mereka kepada kedua orang itu, "Kami malu mengizinkan adik kami kawin dengan orang yang tidak bersunat
‹‹Olmaz, kızkardeşimizi sünnetsiz bir adama veremeyiz›› dediler, ‹‹Bizim için utanç olur.야곱의 아들들이 그들에게 말하되 우리는 그리하지 못하겠노라 할례 받지 아니한 사람에게 우리 누이를 줄 수 없노니 이는 우리의 수욕이 됨이니라
‹‹Olmaz, kızkardeşimizi sünnetsiz bir adama veremeyiz›› dediler, ‹‹Bizim için utanç olur.ter jima reko: Ne moremo storiti tega, da damo sestro svojo možu neobrezancu, zakaj to nam je sramotno.
‹‹Olmaz, kızkardeşimizi sünnetsiz bir adama veremeyiz›› dediler, ‹‹Bizim için utanç olur.Не можем да сторим това, да дадем сестра си на необрязан човек; защото това би било укор за нас.
‹‹Olmaz, kızkardeşimizi sünnetsiz bir adama veremeyiz›› dediler, ‹‹Bizim için utanç olur.ויאמרו אליהם לא נוכל לעשות הדבר הזה לתת את אחתנו לאיש אשר לו ערלה כי חרפה הוא לנו׃
‹‹Olmaz, kızkardeşimizi sünnetsiz bir adama veremeyiz›› dediler, ‹‹Bizim için utanç olur.فقالوا لهما لا نستطيع ان نفعل هذا الامر ان نعطي اختنا لرجل اغلف. لانه عار لنا.
‹‹Olmaz, kızkardeşimizi sünnetsiz bir adama veremeyiz›› dediler, ‹‹Bizim için utanç olur.對 他 們 說 、 我 們 不 能 把 我 們 的 妹 子 給 沒 有 受 割 禮 的 人 為 妻 、 因 為 那 是 我 們 的 羞 辱
‹‹Olmaz, kızkardeşimizi sünnetsiz bir adama veremeyiz›› dediler, ‹‹Bizim için utanç olur.對他們說 、 我 們 不 能 把 我 們的 妹子 給沒 有 受 割禮 的 人 為妻 、 因為 那 是 我 們的 羞辱
Ölmesine izin veremeyiz, değil mi?Emme voi jättää häntä kuolemaan.
Ölmesine izin veremeyiz, değil mi?Não o podemos deixar morrer, certo?
Ölmesine izin veremeyiz, değil mi?Nie możemy mu dać umrzeć.
Ölmesine izin veremeyiz, değil mi?Non possiamo lasciarlo qui a morire, vero?
Ölmesine izin veremeyiz, değil mi?No podemos dejarle morir aquí, ¿verdad?
Ölmesine izin veremeyiz, değil mi?Vi kan ikke lade ham dø, vel?
Ölmesine izin veremeyiz, değil mi?Vi kan väl inte låta honom dö?
Ölmesine izin veremeyiz, değil mi?Δεν μπορούμε να τον αφήσουμε να πεθάνει.