Rabbi, dağa tecelli edince onu parça parça etti. Ve Mûsa baygın vaziyette yere yığıldı.So when his Lord disclosed Himself to the mountain, He levelled it, and Moses fell down swooning.
Daha sonra onlar kurur, sen onu sararmış vaziyette görürsün.Then He brings forth with it crops of diverse hues.
O gün bütün ümmetleri, bir araya toplanmış ve diz çökmüş vaziyette görürsün.You shall see every nation hobbling on their knees.
Köpekleri de girişte iki kolunu (ön ayaklarını) uzatmış vaziyettedir.We turned their bodies from right to left and their dog stretched its front legs on the ground.
Budva'daki inşaat şantiyesi atıl vaziyette duruyor. [Getty Images]A construction site stands idle in Budva. [Getty Images]
Bir "gerçek", varlığından emin olunan bir şey olarak tanımlanır ve "vaziyet" bildirir.[12][13]A "fact" can be defined as something that is the case—that is, a state of affairs.[12][13]
Confitebor tibi, domine 789 El yazması zarar görmüş vaziyette bulunmuştur.Confitebor tibi, domine 789 Manuscript found in damaged condition.
Küçük erkek kardeşim anadan doğma vaziyette oturma odasına koştu.Mein kleiner Bruder rannte splitternackt durchs Wohnzimmer.
Vaziyet o kadar da kötü değil.Die Situation ist auch nicht so schlimm.
Buna rağmen Monty, içinde bulunduğu vaziyeti çok da önemsememektedir.Doch Jody ist mit dem, was er dort vorfindet, nicht zufrieden.
Boşaltılan tesis binaları 20 yıl boyunca atıl vaziyette kaldı.Grades gelistete Gebäude seit 20 Jahren unbewohnt.
Sıklıkla çok dik vaziyette durur.Er ist oft mühsam.
Yapıdan geriye kalan semahanesi uzun müddet harap vaziyette idi.Der Rest der Baureihe war noch länger im Einsatz.
Secde vaziyeti insanın Rabbine en yakın olduğu haldir.Siehe, es ist der Herr, der die Herzen der Menschen erregt und den Menschen ein neues Herz gibt.
Romalılar tarafından yapılma ihtimali güçlü olan kale harap vaziyettedir.Eine repressive römische Politik im Aufstandsgebiet ist sehr wahrscheinlich.
Uyandığında elleri ve ayakları prangaya vurulmuş vaziyette bulur kendisini.Als er aufwacht, findet er sich an Armen, Beinen und Haaren mit Schnüren an den Boden gefesselt.
Secde vaziyeti insanın Rabbine en yakın olduğu haldir.Et c'est un mois durant lequel les œuvres sont élevées vers le Seigneur de l'Univers.
İnfazı, ayağı kırık olduğu için sandalye üzerinde oturur vaziyette gerçekleştirildi.Elle se retrouve en chaise roulante car sa jambe est cassée.
Ceset tanınmaz bir vaziyettedir.À noter le corps disproportionné.
Kulüp lokali günümüzde Kooperatife aitken Esence Stadyumu da atıl vaziyettedir.C’est encore aujourd’hui un syndicat au niveau municipal en termes de représentation.
Günümüzde yıkık vaziyette bulunan hisarın kalıntılarına rastlanmaktadır.On conçoit la frayeur qui règne à cet instant.
Oyun, karakterlerin değişmeyen durağan bir vaziyette yaşadıklarını vurgular.Le rôle joué par les ouvriers semble être celui d’une figuration passive autant que muette.
Bazı kişilerin karşı propagandasıyla halk tereddüt etmiş ve vaziyeti iyice kavrayamamıştı.Le Peuple a devancé la Chambre, qui hésitait.
Bu suretle ülke kendi kaderine terk edilmiş vaziyettedir.De esta manera, el país ha quedado abandonado a su suerte.
"Vaziyet genel bir halet-i ruhiye".«El clima en torno a un hombre tranquilo».
Japon Zelkovaları yapraklarını dökmüş bir vaziyettedir.Las rocas japonesas, por el contrario, son escarpadas.
Yeni zamanlarda da vaziyet memnunluk verici bir manzara arz etmekten uzaktı.Estaba reservado a nuestros días ver tan triste espectáculo.
Sıklıkla çok dik vaziyette durur.Se siente intimidado con frecuencia.
"Geyik Muhabbeti"nde de vaziyet aynen böyle oldu.Al parecer también fue este el caso de Las Golondrinas.
Yapıdan geriye kalan semahanesi uzun müddet harap vaziyette idi.La mayor parte de lo que el hombre ha construido desde hace mucho tiempo se destruyó.
Bu kaplar ölünün baş ve ayakucuna bırakılmış vaziyettedir.In essa si fondono il vivo e il morto.
Palladio, villalarını daima vaziyetlerine referans alarak tasarladı.Palladio progettava sempre le sue ville in funzione dell'ubicazione.
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Kebir Camii terk edilmiş vaziyette kalmıştır.Dopo la seconda guerra mondiale, Kebir-Jami è rimasta in uno stato di abbandono.
Sıklıkla çok dik vaziyette durur.Spesso tende a preoccuparsi.
Sadece bir adet Jagdpanther çalışır vaziyettedir.Solo un ovario della femmina è funzionante.
Orta Çağ'da bölgenin terk edilmiş vaziyette olduğu düşünülmektedir.È possibile che nel Medioevo il paese fosse circondato dall'acqua.
Buna rağmen Monty, içinde bulunduğu vaziyeti çok da önemsememektedir.Nonostante dorma è molto attento a quello che viene detto attorno a lui.
Vaziyetine bakılırsa, bir dilenciye benziyor.Судя по его виду, он похож на нищего.
Secde vaziyeti insanın Rabbine en yakın olduğu haldir.Народ: Возносим ко Господу.
Ayrıca, 2014 yılında Sıla'nın Yeni Ay albümünde yer alan Vaziyetler isimli şarkının video klipinde oynadı.Также в клипе присутствует сама группа Blue October, выступающая в гостиной этого дома.
Ceset tanınmaz bir vaziyettedir.Тело, не знающее печали.
Kalanlar Ebrehe de içlerinde olduğu halde perişan bir vaziyette Yemen'e doğru kaçtılar.Иудеи выпускали пустыню козла («козла отпущения»), который должен был унести с собою все грехи людей.
İki çeşmesinden biri restorasyon görmüş diğeri bakımsız vaziyettedir.Из окна они видят двух мужчин, один из которых по-видимому болен.
Buna rağmen Monty, içinde bulunduğu vaziyeti çok da önemsememektedir.Однако Моника не довольна тем, как теперь стоят вещи.
Şimdi vaziyeti düşünün.Подумайте об этом, пожалуйста.
Kuhn söylentiyi şaşkın bir vaziyette karşılamaktadır.Кузьма утешает несчастную Глашу.
Bu suretle ülke kendi kaderine terk edilmiş vaziyettedir.С этой страной оказалась связана вся его дальнейшая судьба.
Ormanın içinde harabe vaziyette tarihi kale vardır.На территории леса находится древнее жертвенное место.
Mayının Ki.Z.43 fünyesi toprağın üzerinden dışarıya çıkmış vaziyette duruyordu.94-му погранотряду пришлось отступать на другой рубеж.
Simav cephesinde de vaziyet iyi değildi.Не все спокойно было и в Куэ.
Sadece bir adet Jagdpanther çalışır vaziyettedir.Работал только один узкоболваночный цех.
Albay von Hippel, geminin terk edilmesini emretti ve saat 09.07'de Midilli kıç üzerine dik vaziyette battı.أمر العقيد هون هيبل بترك السفينة، و غرقت بصورة مستقيمة على مؤخرة السفينة في الساعة 09:07.
Tüm bu duygular Picasso’nun o zamanki kötü vaziyetini ve toplumun haline yönelik eleştirisini yansıtmaktadır.كل هذه المشاعر تعكس مأزق بيكاسو في ذلك الوقت وانتقاده لحالة المجتمع.
Şu an çalışır vaziyette bir anaokulu bulunmaktadır.يحمل حالياً رتبة مقدم.
Sıklıkla çok dik vaziyette durur.يتشتت ذهنه غالبا بسهولة.
Japon Zelkovaları yapraklarını dökmüş bir vaziyettedir.هناك بعض الروبوتات اليابانية التي تتحرك بالدحرجة.
Kollarını arkada bekletir, yüzünü sola döndürür ve çenesini yukarıda dik vaziyette tutar.ثم يضع كف يده اليمنى على ظهر كف يده اليسرى فوق صدره.
Sağ uçtaki süvari attan düşmüş vaziyette tasvir edilmiştir.عندما تخرج اقتل الجندي الذي على الجانب الأيمن.
Sağlık ocağı vardır işler vaziyette bir tane ebe ve haftada bir gün doktor gelmektedir.الذي يتجمع في بئر أمام البيت و تأخذه شاحنة مرة في الأسبوع.
Secde vaziyeti insanın Rabbine en yakın olduğu haldir.E ele julgará as tribos do povo santificado pelo Senhor Deus deles.