Kuzey Kore Muhabirleri, başkan Kim'e iltifat makaleleri yazmakta vakit geçirmektedirler.Los periodistas norcoreanos pasan su carrera escrbiendo artículos de alabanza sobre los Kim.
Karakter ekranın alt kısmında kaybolduğu vakit oyun sona erer.Si el personaje se va fuera de la pantalla, la partida termina.
Akşam daha geç bir vakitte birlikte olmak için anlaşırlar.No saben que más pronto que tarde emprenderán un camino juntos.
Hasta her vakit bu fobiyi hissedebilir.Durante cada paso de este procedimiento el paciente podría experimentar mareos.
Procopius, hiç vakit kaybetmeden kendini imparator ilan etmek için harekete geçti.Procopio se movió inmediatamente para declararse emperador.
Uzun bir vakit Arap Alfabesi kullanılmıştır.Hoy en día, no se usa el alfabeto árabe.
Artık 9 yaşındaki kızı Lisa ile vakit geçirir onu kabullenmeye başlar.Él pasa el tiempo con Lisa, ya con 9 años de edad, a quien ahora reconoce como su hija.
Bu vakitlere kerahat vakti denir.De esta época son los Fueros de Tardajos.
Ticaret o vakitlerde kadınların büyük çoğunluğunun mesleğiydi.El comercio era una de las principales actividades de las mujeres en Nigeria en esa época.
Zaten, yeni arkadaşı Clea ile harika vakit geçirmektedir.Ben pasa tiempo con Alicia, su nueva novia.
Vakitlerini eğlenerek geçirirler.A ellos les gusta divertirse.
Bir süre eğlenceli vakit geçirirler.Es solo por diversión en este momento.
Daha çok küçük gruplar halinde vakit geçirmek için uygundur.Es mejor crear el menor número de grupos.
Bunlar nasıl, ne vakit yapıldı, edildi?Si es así, ¿cómo y por qué se rompió?
Eğlence, insanların boş vakitlerini keyifli şekilde geçirmek için yaptığı çeşitli faaliyetler.Lo fundamental es que la gente lo pase bien, que disfrute sus vacaciones.
Özel günlerde çoğu zaman dışarda geç vakitte yenilen akşam yemekleri vardır.Particularmente en temporadas tempranas, salen a comer un par de veces.
1944 ve 1946 yılları arasında Vakit gazetesinde eleştiriler ve tanıtma yazıları yazmıştır.Para ello utilizó, entre 1940 y 1942, presiones diplomáticas y campañas de prensa.
Yazmayı, okumayı, fotoğraf çekmeyi, film izlemeyi seviyor ve ailesiyle vakit geçirmekten hoşlanıyor.Le gusta leer, ver la TV, practicar deportes, tocar el piano y pasar tiempo con sus amigos.
Böylece bu küçük kızların okula devam etmeleri için daha fazla vakitleri oluyor.Y cada semana los menos preparados deberán abandonar la Escuela.
“Bir vakit, vakitler ve yarım vakit.Sanción, duración y consecuencias».
Geleneksel Sünni fıkıhçılara göre Müslümanlar'a günlük olarak beş vakit namaz farzdır.La oración o salat es el precepto según el cual los musulmanes deben orar regularmente cinco veces al día.
Ana madde: Namaz Geleneksel Sünni islam anlayışında bir günlük süre içinde beş vakit namaz kılınır.Una obligación en sí misma (como las prescritas cinco veces al día por el islam).
Facebook'taki arkadaşlarının resimlerine bakmak vakit kaybıdır.Guardare le foto dei propri amici su Facebook è solo una perdita di tempo.
Yarın bu vakitte ailesiyle konuşuyor olacak.Domani a quest'ora starà parlando con la sua famiglia.
“Beş vakit namazını kılar, fakat çok cimrice davranırdı.Cinque dei suoi compagni furono riconosciuti non colpevoli, un altro fu prosciolto.
Kendilerine yeterince vakit ayıramadıkları için birbirlerinden özür dileyen sevgililer sarılıp uyurlar.Essi amano la ricchezza e dimenticano il tempo della resurrezione.
“Bir vakit, vakitler ve yarım vakit.Ore, ore e ore».
Ve yine de onu seyretmek isterdiniz, onunla vakit geçirmek isterdiniz."E così lo si vuole guardare ancora, si vuole trascorrere altro tempo con lui.»
Yeterince vakit yoktu.Non c'era tempo.
Ailesiyle daha fazla vakit geçirmek istediğini söyledi.Il principe ha affermato che voleva trascorrere del tempo con la famiglia.
1945 yılında Albrecht, Hitler'e yardımcı olarak görev yapacağı Führerbunker'de vakit geçirdi.Nel 1945, Albrecht trascorse molto tempo nel Führerbunker servendo sempre come aiutante di Hitler.
Geleneksel Sünni fıkıhçılara göre Müslümanlar'a günlük olarak beş vakit namaz farzdır.Ogni musulmano ha l'obbligo di pregare cinque volte al giorno con orari e regole precise.
"Allahım vakit yetecek mi?Hai un momento, Dio?
Sonra, Rose ve Mickey buluşup beraber vakit geçirirler.Alla fine Gus e Mickey decidono di uscire l'indomani per un vero appuntamento.
Diğer çocuklarla vakit geçirmezdim." demiştir.Ma non potevo dimenticare che non c'erano altri bambini".
Bir süre eğlenceli vakit geçirirler.Per altri, anni di gran divertimento.
PJ ile uğraşmayı ve onunla vakit geçirmeyi sever.Adora passare il tempo con il commissario Gordon.
Paris, Dresden, Prag ve Viyana'da vakit geçirdikten sonra 1753'te memleketi Venedik'e döndü.In seguito si recò a Vienna, Dresda, Berlino e Potsdam e infine nel 1755 torno alla sua città natale, Amburgo.
İnzivaya çekildikleri manastırda vakitlerini dua, ibadet ve tefekkürle geçirirler.Commiato dai genitori, Preghiera e Predicazione nel deserto.
Vakit'te yazı işleri müdürü oldu.Oggi è diventato scrittore a tempo pieno.
Yazmayı, okumayı, fotoğraf çekmeyi, film izlemeyi seviyor ve ailesiyle vakit geçirmekten hoşlanıyor.Ama leggere, giocare col computer portatile e guardare la TV e i film con la sua famiglia.
Hayatının son döneminde, resim sanatına fazla vakit ayıramadı, ancak birkaç tablo yapabildi.Trascorse il resto della sua vita dipingendo, ma con pochi successi finanziari.
Bunlar nasıl, ne vakit yapıldı, edildi?Perché e in che modo ha funzionato?
Hasta her vakit bu fobiyi hissedebilir.Alla fine di questo periodo, il paziente si sfebbra.
Ben iyi vakit geçirdim.Я хорошо провела время.
Kart oynayarak iyi vakit geçirdik.Мы хорошо провели время за игрой в карты.
İyi vakit geçirin.Хорошо провести время!
Seninle daha çok vakit geçirmek istiyorum.Я хотел бы проводить с тобой больше времени.
Eğer bir şey değişirse, biz vakit kaybetmeden bunu bildireceğiz.Если что-то изменится, мы сразу же сообщим об этом!
Yeterli vakitleri var.Времени у них достаточно.
Bu iş çok vakit alacak.Эта работа потребует много времени.
Bu son derece vakitli bir karardı.Это было очень своевременное решение.
Rabbimin tayin ettiği vakit gelince, bunu yerle bir eder.Господь мой, прости меня)Саджда.
Otto çocukluğunda arkadaşlarıyla birlikte boş vakitlerinde senaryolar yazar, kostümler ve afişler tasarlardı.В детстве Отто и её друзья в свободное время писали сценарии и придумывали костюмы.
Geleneksel Sünni fıkıhçılara göre Müslümanlar'a günlük olarak beş vakit namaz farzdır.Каждый совершеннолетний мусульманин обязан пять раз в день совершить молитву.
Yeterince vakit yoktu.Но времени не хватило.
(O vakit) kişi mü'min olarak sabaha erer de kâfir olarak akşama kavuşur.Пост в день Арафат считается самым важным из тех поступков, которые приближают верующих к Аллаху.
O sabah ise uykuya dalmış ve ancak son vakitte uyanabilmişti.И был вечер, и было утро: день шестой».
Fakat vakit çok azdır ve düşman hemen arkalarındadır.И ЦЕЛОГО СРОКА МАЛО (неопр.).
Charlie, geç vakitte eve gelen bir sarhoştur.Джон вернулся домой ночью пьяным.