Rabbimin tayin ettiği vakit gelince, bunu yerle bir eder.But when my Lord's promise is come, He will make it dust.
O vakit kendisine: “İşte bu, dünyada işlediklerinin cezasıdır.'This, is the reward for what your hands have forwarded.
Peki, o kendisinde kuşku bulunmayan günde, onları bir araya topladığımız vakit halleri nice olacak!So how will it be when We assemble them for a Day about which there is no doubt?
Kayaya sığındığımız vakit doğrusu ben balığı unutmuşum.Indeed, I forgot [there] the fish.
O vakit azabım nasıl imiş (gördüler).Then I struck them with a terrible retribution.
Sana hilal halindeki ayları sorarlar. De ki: "Onlar, insanların ve hac vakitlerinin ölçüsüdür".They ask you concerning the new moon.
O vakit görürsün ki o sakin yeryüzü, çalkanıp durmada, titreyip kıvranmada.Then lo! it shall be in a state of commotion.
Fakat çağırıldığınız vakit girin.Do not linger until a meal is ready.
O zaman daha masum bir vakitti.It was a more innocent time.
Bu vakit boyunca ailemle iletişimim yoktu.I could not have any contact with my family during this time.
İşin özü insanların iyi vakit geçirmesi değil mi?"Isn't the idea for people to have a good time?"
Belge, “Yeni bir polis kavramı üzerinde görüşecek vakit yok.The document continues, "There is no time to negotiate a new police concept.
Cumhurbaşkanı, Podgorica'nın vakit geçirmeden Sırbistan'a yeni bir büyükelçi atamasını bekliyor.He expects Podgorica will quickly appoint a new ambassador to Serbia.
Babası onu bulduğunda vakit öğleden sonrayı geçmişti.It was late afternoon before his father found him.
Komisyon başkanı, "Iliescu ve partisi yıllardır geçmişle uğraşmanın vakit kaybı olduğunu iddia etti."For years, Iliescu and his party have claimed that dealing with the past is a waste of time.
İyi vakit geçirdik.We had a nice time.
Sullivan, "Ülkelerinin önünde bir seçim var ve vakit giderek azalıyor."There is a choice facing their country and time is running out.
İstanbul'daki bir parkta vakit geçiren Japon turistler.Japanese tourists enjoy an Istanbul park.
Bu durumda ise sanata ayıracak vakit kalmaması gibi bir sorun ortaya çıkıyor.The problem in this case is that there is little time left for practising art.
Birlikte yine harika vakit geçirdik.We had great time together again.
14 yaşındaki Milan Rajiç, "Buraya arkadaşlarımla vakit geçirmeye ve eğlenmeye geldim." dedi."I am here to spend time with friends and have fun," said 14-year-old Milan Rajic.
Vakit giderek daralıyor."The net is closing."
SC Başbakanı Milorad Dodik de vakit geçirmeden aynı şeyi yaptı.RS Prime Minister Milorad Dodik followed suit immediately.
Kopenhag’a gitmeden İngiltere Cambridge’de biraz vakit geçirdi.He spent a period in Cambridge, England, before going to Copenhagen.
Yeterince vakit yoktu.There wasn't enough time.
Bu çıkarma işlemi sırasında aynı vakitte protonların içeri pompalanması olayı gerçekleşir.The efflux is coupled to an influx of protons.
Daha sonra, Heroes for Hire için avukatlık yaparken, She-Hulk Luke Cage'le biraz vakit geçirdi.Later, while doing legal work for Heroes for Hire, She-Hulk spent some time dating Luke Cage.
Bu yılın başlarında, tüm sorunlarımızı çözmeyi ve birlikte vakit geçirmeyi başardık.Earlier this year, we were able to reconcile all of our differences and spend time together.
Çok karmaşık, katmanlı ve komik birini oynarken harika vakit geçiriyorum. "I'm having a wonderful time playing someone so complex and layered and funny."
Ancak birlikte vakit geçirdikçe hastasını sevmeye ve saygı duymaya başlar.As they spend time together, however, she grows to like and respect her patient.
Tanrı'nın tahtının önünde secdeye gitmek için ne zaman vakit buluyordu? [1]When would it be free to engage in this prostration before the throne of God?[1]
Sivil ve politik hakları ve kendi vakitlerini ve yapacaklarını planlama kabiliyetleri reddedildi.They were denied civil and political rights, and the ability to plan their own time and movement.
Erkeklerin günde beş vakit namazı en yakın camide kılmaları bekleniyor.Men are expected to offer the five times daily prayers at the nearest mosque.
17 yaşında bir çocukken Malabar ormanlarında vakit geçirdi.As a boy of 17 he spent time in the jungles of Malabar.
Hayatı boyunca kırsal kesimde bitkileri kataloglayarak vakit geçirecekti.He would go on, throughout his life, spending time in the countryside cataloguing plants.
Birlikte iyi vakit geçirdiniz mi?Habt ihr euch gut unterhalten?
Yarın bu vakitte onunla akşam yemeği yiyor olacak.Er wird morgen zu dieser Zeit mit ihr das Abendessen essen.
Vakit geldi.Die Zeit ist gekommen.
Kızınla vakit geçirip sohbet etmelisin.Du solltest Zeit mit deiner Tochter verbringen und dich mit ihr unterhalten.
Yeterli vakitleri var.Sie haben genug Zeit.
Vakit ayırıp bana yardımcı olduğunuz için çok teşekkür ederim.Ich bin dir sehr dankbar fürs Zeit nehmen und mir zu helfen.
“Beş vakit namazını kılar, fakat çok cimrice davranırdı.Dort wurde er fünfmal eingesetzt (kein Tor).
Almanlar burada oldukları vakit geldi.Nun kommen die Deutschen.
Geleneksel Sünni fıkıhçılara göre Müslümanlar'a günlük olarak beş vakit namaz farzdır.Nach der islamischen Normenlehre sind Muslime verpflichtet, fünf Mal am Tag zu beten.
Fakat ısıtmaya vakit yoktu.Eine Heizung gab es nicht.
Bir süre eğlenceli vakit geçirirler.Gemeinsam verbringen sie gar eine fröhliche Zeit.
Vakit öğlen olmuştur.Der späte Tag.
Süleyman Çelebi bundan sonra Edirne'de sarayda içki alemleri ile iyi vakit geçirmeye kendini terk etti.Altbarnim verblieb beim Kreis Seelow, der nach der Wende noch in Landkreis Seelow umbenannt wurde.
O vakitte yedi bin yıldan daha yaşlıdır.Die Funde sind damit älter als 7.000 Jahre.
“Bir vakit, vakitler ve yarım vakit.(Vollzeit) und Teilzeit.
Uzun bir vakit Arap Alfabesi kullanılmıştır.Zu dieser Zeit wurde noch das Arabische Alphabet benutzt.
Yeterince vakit yoktu.Er hatte ja keine Zeit.
İş gezilerinden dolayı eve çok uğramamış ve ailesine çok vakit ayıramamıştır.Er scheint geschäftlich viel auf Reisen zu sein und kann deshalb seine Familie nicht oft besuchen.
Böylece vakit kazanılacaktı.Dadurch konnte Zeit gewonnen werden.
Bunlar nasıl, ne vakit yapıldı, edildi?Und wann und wie wird das Aufwachen sein?
Haftanın günleri gece yarısı 24.00'da başlar ve ertesi gece aynı vakitte sona erer.Das Kapitel beginnt am Nachmittag und endet in der Nacht desselben Tages.
Çalışmayı seviyorum, fakat aynı zamanda iyi vakit geçirmeyi de seviyorum."Ich lebe gern, und ich lebte froh.
Charlie, geç vakitte eve gelen bir sarhoştur.In dieser Nacht kam sie spät und betrunken nach Hause.
Kur'ancıların aksine Sünni anlayış hadislerin de etkisi ile 5 vakit namazı farz saymıştır.Es gibt fünf verschiedene Widerstandsstufen, wobei man hell (leicht) bis dunkel (schwer) im Handel erhält.
Yeni Ay'da, Edward Bella'yı terk ettikten sonra, Bella onunla daha fazla vakit geçirmeye başlar.Aus lauter Freude, ihre Familie wieder zu sehen, vergisst Bella, dass der Monat bereits vorbei ist.