Bu açıdan, çok geç vakitte gösterilmesi gayet uygun.Η άφιξη του αναμενόταν από ώρα σε ώρα.
Fakat ısıtmaya vakit yoktu.Δεν αντέχει τη ζέστη.
“Bir vakit, vakitler ve yarım vakit.Έτσι περνούσαν οι μέρες, οι βδομάδες, οι μήνες».
Bu vakit, takvimlerde imsak vakti olarak gösterilmektedir.Την περίοδο αυτή εμφανίζονται τα δάνεια σε συνάλλαγμα.
Tom ile vakit geçiriyorum.Περνάω χρόνο με τον Θωμά.
Geleneksel Sünni fıkıhçılara göre Müslümanlar'a günlük olarak beş vakit namaz farzdır.Muslimer er forpligtet til at bede fem tidebønner (salat) hver dag.
“Bir vakit, vakitler ve yarım vakit.Begreber, tid og erfaring.
Artık 9 yaşındaki kızı Lisa ile vakit geçirir onu kabullenmeye başlar.Fern, hans otteårige datter, tigger ham om at lade den leve.
Esenç o vakitler 81 yaşında.Han blev 81 år gammel.
Vakit öğlen olmuştur.Det er midnat.
Bunlar nasıl, ne vakit yapıldı, edildi?Fra og til hvilken Dag var De tjenestgjørende?
Akşam vakitlerinden ise rejimin kentin üçte ikisini kontrolü altında tuttuğu belirtilmiştir.Efter tre dages kampe vurderedes det at de amerikanske styrker havde kontrol over 25% af byen.
Ve yine de onu seyretmek isterdiniz, onunla vakit geçirmek isterdiniz."Hvis jeg ser ham, vil jeg gerne tale med ham.'
O vakitte yedi bin yıldan daha yaşlıdır.Flere af disse har en alder på over 750 år.
Yeterince vakit yoktu.Helt uden problemer var tiden ikke.
Vakit Öldürmek, Nedim Çatlı, Ayrinti yayınları, 1997.Ild og Våde, roman, forlaget Cadeau 2001.
Ailesiyle daha fazla vakit geçirmek istediğini söyledi.Han ønsket også å tilbringe mere tid med sin familie.
Fakat ısıtmaya vakit yoktu.Det var heller ingen oppvarming.
Bu son tanımlamaya göre Papa öldüğü ya da istifa ettiği vakit 'Papalık Makamı' devam eder.Det holdes pavevalg når paven dør eller abdiserer.
Yeterince vakit yoktu.Det var derfor ikke mye tid.
Öldürürken vakit kaybetmez.Slipper krutt når de blir drept.
Onunla her gün en ince ihtiyacına kadar ilgilenirler, güzel ve hoş vakitler geçirirler.De hjelper hverandre gjennom den harde hverdagen, gjennom tykt og tynt, godt og vondt.
Sümerler'de namaz ibadeti beş vakit olarak tatbik ediliyordu.Disse var sammensatt av en for alle tider fastlagt (kanonisk) rekkefølge av fem navn.
Geleneksel Sünni fıkıhçılara göre Müslümanlar'a günlük olarak beş vakit namaz farzdır.Ifølge Koranen skal muslimer be Salah, som er de fem bønner daglig.
Samuraylar uyanık oldukları süre zarfında vakizaşiyi üzerlerinde taşırlardı.Etterhvert ble de anerkjent som handelsmenn, og fikk fritt reise mellom stammene med handelsvarer.
Zaten, yeni arkadaşı Clea ile harika vakit geçirmektedir.Her har hun og venninnen Lucie noen flotte dager.
Esenç o vakitler 81 yaşında.Han ble 81 år gammel.
Bu vakitlerde uyunulması uygun görülmezdi.Han så seg ikke i stand til å binde seg på dette tidspunkt.
Bu alanda öğrencilerimiz ve personelimiz boş vakitlerini değerlendirebilmektedir.Her kan lærer eller studentene ha eneansvaret.
Denizlerde tüccar olarak çalıştı ve yurtdışında biraz vakit geçirdi.Dia bekerja sebagai kadet pedagang laut dan menghabiskan beberapa waktu di luar negeri.
Temizlendikleri vakit, Allah’ın size gösterdiği yerden onlara varın..."Apabila mereka telah suci, maka campurilah mereka itu di tempat yang diperintahkan Allah kepadamu.
Vakitlerini Muhammed'in çevresinde geçirir ve ondan öğrendikleri ayetleri ezberlerlerdi.Mereka kembali pada Muhammad dengan harta rampasan dan memberitahu apa yang telah terjadi.
Ailesiyle daha fazla vakit geçirmek istediğini söyledi.Dia juga mengatakan ia ingin menghabiskan lebih banyak waktu dengan keluarganya.
O sabah ise uykuya dalmış ve ancak son vakitte uyanabilmişti.Ia aktif di malam hari (nokturnal), dan hidup di atas dan di bawah tanah (semi-fosorial).
MBK, bakanları her vakit denetleyebilecek ve görevden çıkarabilecektir.Tunjuk semua menteri kabinet, dan dapat memecat mereka setiap saat.
Zaten pek vakit geçmeden Sultan İbrahim de canından oldu.Tak lama kemudian, Sultan meninggal dunia.
Bununla birlikte, evde uzun vakitler kitap okurdu.Di sekolah tersebut memiliki koleksi buku sangat banyak yang di baca.
Bu açıdan, çok geç vakitte gösterilmesi gayet uygun.Buku itu sangat tepat pada waktunya.
Vakit öğlen olmuştur.Pagi hari sudah tiba.
Buffy, Dawn’la başbaşa güzel vakit geçirir.Indy akan pergi bersama Cantik.
Hele hele bu vakit kapı döyülmezdi.Selama masa awal ini, pintu masuk tidak berkubah.
Ailesiyle daha fazla vakit geçirmek istediğini söyledi.Anh cũng cho biết muốn dành thêm thời gian cho gia đình.
Yeterince vakit yoktu.Tuy nhiên, thời gian không còn nhiều.
Vakit öğlen olmuştur.Chiều rồi!
Bu da araç için vakit kaybıydı.Và anh ta đã bỏ phí thời gian vì việc đó.
Geleneksel Sünni fıkıhçılara göre Müslümanlar'a günlük olarak beş vakit namaz farzdır.Thánh đường là nơi tập trung hành lễ cho người Hồi giáo năm lần mỗi ngày.
Genellikle Antik Mısır ile vakit geçirir.Nó ra đời cùng thời với Ai Cập cổ đại.
Oruç ^ VakitleriDân ca cải biên.
Craze, boş vakitlerinde balık tutmaktan hoşlanmaktaydı.Lena cũng rất thích chơi dương cầm khi rảnh.
Esenç o vakitler 81 yaşında.Ông hưởng thọ 81 tuổi.
(O vakit) kişi mü'min olarak sabaha erer de kâfir olarak akşama kavuşur.またその日に供えられた餅(やっこ餅)を食べると病気患いがないと信仰されている。
Sümerler'de namaz ibadeti beş vakit olarak tatbik ediliyordu.結(ゆい) 声 - 水樹奈々 第5の召喚少女。
O sabah ise uykuya dalmış ve ancak son vakitte uyanabilmişti.ただし朝と深夜の内容も配信される日あり。
Ayarlarla vakit kaybetmeyin.時間稼ぎをするな。
“Beş vakit namazını kılar, fakat çok cimrice davranırdı.大和五ヶ所御坊の1つで畝傍御坊とも言われる。
Ayrıca köyde vakit namazlarının kılındığı bir cami daha mevcuttur.中越村年貢延納願いを郡(こおり)奉行所に提出する。
Ailesiyle daha fazla vakit geçirmek istediğini söyledi.家族とより多くの時間を過ごすため決意したという。
O vakitte yedi bin yıldan daha yaşlıdır.7000年以上の時を生きている。
Oruç ^ Vakitleri諸国牧 牧
Yeterince vakit yoktu.もう時間はない。