Ana içeriğe geç
Sözlük

vaadi ile cümle

vaadi kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
3
HECE
10
ORT. KELİME
HIV'i önleme vaadi de var.- У нас есть инструменты, знания и деньги, и решимость предотвратить распространение ВИЧ.
HIV'i önleme vaadi de var.والمجتمع يريد الوقاية من " نقص المناعة المكتسبة "
HIV'i önleme vaadi de var.イネス:どうして感染者数がまだ増えているのか?
İlki açık kaynağın en temel vaadine dayanıyor:Az első, hogy megfelel annak a filozófiai igéretnek, hogy nyílt kódú.
İlki açık kaynağın en temel vaadine dayanıyor:Der erste ist, dass sie das philosophische Versprechen von Open-Source lebt.
İlki açık kaynağın en temel vaadine dayanıyor:Il primo è che vive sulla promessa filosofica dell'open-source.
İlki açık kaynağın en temel vaadine dayanıyor:첫째는 오픈소스 제도의 철학적 공약에 걸맞는다는 겁니다.
İlki açık kaynağın en temel vaadine dayanıyor:La première est qu'il est à la hauteur de la promesse philosophique de l'open source.
İlki açık kaynağın en temel vaadine dayanıyor:La primera es que hace honor a la promesa filosófica del código abierto.
İlki açık kaynağın en temel vaadine dayanıyor:Pierwsza, to spełnienie założeń filozofii open-source.
İlki açık kaynağın en temel vaadine dayanıyor:Prima e că se ridică la cerințele filozofice ale open source.
İlki açık kaynağın en temel vaadine dayanıyor:První rozdíl je, že dostává nárokům filosofie open-source.
İlki açık kaynağın en temel vaadine dayanıyor:Ten eerste houdt het zich aan de filosofische belofte van opensource.
İlki açık kaynağın en temel vaadine dayanıyor:Thứ nhất, nó duy trì triết lý của mã nguồn mở.
İlki açık kaynağın en temel vaadine dayanıyor:Η πρώτη είναι ότι εκπληρώνει τη φιλοσοφική υπόσχεση του ανοιχτού κώδικα.
İlki açık kaynağın en temel vaadine dayanıyor:Первая — он отвечает идеологическому обещанию открытого ПО.
İlki açık kaynağın en temel vaadine dayanıyor:הראשון הוא ש-Git מקיים את ההבטחה הפילוסופית
İlki açık kaynağın en temel vaadine dayanıyor:الاول هو انها ترقى الى فلسفه الوعد
İlki açık kaynağın en temel vaadine dayanıyor:そのプロジェクトで 働いているすべての人が
İmansızlık edip Tanrının vaadinden kuşkulanmadı; tersine, imanı güçlendi ve Tanrıyı yüceltti.Ale o zaslíbení Božím nepochyboval z nedověry, nýbrž posilnil se věrou, dav chválu Bohu,
İmansızlık edip Tanrının vaadinden kuşkulanmadı; tersine, imanı güçlendi ve Tanrıyı yüceltti.a nepochyboval o zasľúbení Božom v nevere, ale bol posilnený vo viere dajúc slávu Bohu
İmansızlık edip Tanrının vaadinden kuşkulanmadı; tersine, imanı güçlendi ve Tanrıyı yüceltti.Az Istennek ígéretében sem kételkedett hitetlenséggel, hanem erõs volt a hitben, dicsõséget adván az Istennek,
İmansızlık edip Tanrının vaadinden kuşkulanmadı; tersine, imanı güçlendi ve Tanrıyı yüceltti.glede na obljubo Božjo pa ni dvomil v nejeveri, temuč ojačil se je v veri, in davši čast Bogu,
İmansızlık edip Tanrının vaadinden kuşkulanmadı; tersine, imanı güçlendi ve Tanrıyı yüceltti.Han tvivlade icke på Guds löfte i otro, utan blev fastmer starkare i sin tro; ty han ärade Gud
İmansızlık edip Tanrının vaadinden kuşkulanmadı; tersine, imanı güçlendi ve Tanrıyı yüceltti.Hij klemde zich vast aan de belofte van God. Zijn vertrouwen bleef sterk en hij gaf God alle eer.
İmansızlık edip Tanrının vaadinden kuşkulanmadı; tersine, imanı güçlendi ve Tanrıyı yüceltti.믿음이 없어 하나님의 약속을 의심치 않고 믿음에 견고하여져서 하나님께 영광을 돌리며
İmansızlık edip Tanrının vaadinden kuşkulanmadı; tersine, imanı güçlendi ve Tanrıyı yüceltti.men om Guds Forjættelse tvivlede han ikke i Vantro, derimod blev han styrket i Troen, idet han gav Gud Ære
İmansızlık edip Tanrının vaadinden kuşkulanmadı; tersine, imanı güçlendi ve Tanrıyı yüceltti.mutta Jumalan lupausta hän ei epäuskossa epäillyt, vaan vahvistui uskossa, antaen kunnian Jumalalle,
İmansızlık edip Tanrının vaadinden kuşkulanmadı; tersine, imanı güçlendi ve Tanrıyı yüceltti.O obietnicy tedy Bożej nie wątpił z niedowiarstwa; ale się umocnił wiarą i dał chwałę Bogu,
İmansızlık edip Tanrının vaadinden kuşkulanmadı; tersine, imanı güçlendi ve Tanrıyı yüceltti.på Guds løfte tvilte han ikke i vantro, men blev sterk i sin tro, idet han gav Gud æren
İmansızlık edip Tanrının vaadinden kuşkulanmadı; tersine, imanı güçlendi ve Tanrıyı yüceltti.Per la promessa di Dio non esitò con incredulità, ma si rafforzò nella fede e diede gloria a Dio
İmansızlık edip Tanrının vaadinden kuşkulanmadı; tersine, imanı güçlendi ve Tanrıyı yüceltti.В обітуваннї ж Божім не сумнив ся невіруваннєм, а покріпшав вірою, давши славу Богові,
İmansızlık edip Tanrının vaadinden kuşkulanmadı; tersine, imanı güçlendi ve Tanrıyı yüceltti.не поколебался в обетовании Божием неверием, но пребыл тверд в вере, воздав славу Богу
İmansızlık edip Tanrının vaadinden kuşkulanmadı; tersine, imanı güçlendi ve Tanrıyı yüceltti.Това пък, че му се вмени за правда, не се написа само за него,
İmansızlık edip Tanrının vaadinden kuşkulanmadı; tersine, imanı güçlendi ve Tanrıyı yüceltti.ולא חלק לבו בהבטחת האלהים כחסר האמונה כי אם התחזק באמונתו ויתן כבוד לאלהים׃
İmansızlık edip Tanrının vaadinden kuşkulanmadı; tersine, imanı güçlendi ve Tanrıyı yüceltti.ولا بعدم ايمان ارتاب في وعد الله بل تقوّى بالايمان معطيا مجدا للّه.
İmansızlık edip Tanrının vaadinden kuşkulanmadı; tersine, imanı güçlendi ve Tanrıyı yüceltti.並 且 仰 望 神 的 應 許 、 總 沒 有 因 不 信 、 心 裡 起 疑 惑 . 反 倒 因 信 、 心 裡 得 堅 固 、 將 榮 耀 歸 給 神
İmansızlık edip Tanrının vaadinden kuşkulanmadı; tersine, imanı güçlendi ve Tanrıyı yüceltti.並且 仰望 神 的 應許 、 總沒 有 因 不 信 、 心裡起 疑惑 . 反倒 因 信 、 心裡 得 堅固 、 將榮耀歸 給神
Ki bu bana bir bakire vaadinden çok daha çekici geliyor.Điều này còn lôi cuốn tôi hơn là một thiếu nữ đồng trinh.
Ki bu bana bir bakire vaadinden çok daha çekici geliyor.이 부분들이 저한테는 히와르 아인보다는 훨씬 더 매력적입니다.
Ki bu bana bir bakire vaadinden çok daha çekici geliyor.lo que a mí me parece mucho más lógico que una virgen.
Ki bu bana bir bakire vaadinden çok daha çekici geliyor.שנשמע לי כמו רעיון הרבה יותר מושך מבתולה.
Ki bu bana bir bakire vaadinden çok daha çekici geliyor.ذلك يبدو لي إحتمالا أكثر جاذبية من عذراء.
Ki bu bana bir bakire vaadinden çok daha çekici geliyor.かなり魅力的に思えます (笑)
Şimdi ise, Tanrının atalarımıza olan vaadine umut bağladığım için burada bulunmakta ve yargılanmaktayım.A nyní pro naději toho zaslíbení, kteréž se stalo otcům našim od Boha, teď stojím, soudu jsa poddán,
Şimdi ise, Tanrının atalarımıza olan vaadine umut bağladığım için burada bulunmakta ve yargılanmaktayım.A teraz o nadzieję onej obietnicy, ojcom od Boga uczynionej, stoję przed sądem;
Şimdi ise, Tanrının atalarımıza olan vaadine umut bağladığım için burada bulunmakta ve yargılanmaktayım.A tiež aj teraz pre nádej na zasľúbenie, ktoré dal Bôh našim otcom, stojím pred súdom,
Şimdi ise, Tanrının atalarımıza olan vaadine umut bağladığım için burada bulunmakta ve yargılanmaktayım.E agora estou aqui para ser julgado por causa da esperança da promessa feita por Deus a nossos pais,
Şimdi ise, Tanrının atalarımıza olan vaadine umut bağladığım için burada bulunmakta ve yargılanmaktayım.Ed ora mi trovo sotto processo a causa della speranza nella promessa fatta da Dio ai nostri padri
Şimdi ise, Tanrının atalarımıza olan vaadine umut bağladığım için burada bulunmakta ve yargılanmaktayım.Hiện nay tôi bị đoán xét, vì trông cậy lời Ðức Chúa Trời đã hứa cùng tổ phụ chúng tôi,
Şimdi ise, Tanrının atalarımıza olan vaadine umut bağladığım için burada bulunmakta ve yargılanmaktayım.Hiện_nay tôi bị đoán xét , vì trông_cậy lời Ðức_Chúa_Trời đã hứa cùng tổ_phụ chúng_tôi ,
Şimdi ise, Tanrının atalarımıza olan vaadine umut bağladığım için burada bulunmakta ve yargılanmaktayım.In sedaj stojim pred sodbo zavoljo upanja v obljubo, ki jo je Bog dal očetom našim,
Şimdi ise, Tanrının atalarımıza olan vaadine umut bağladığım için burada bulunmakta ve yargılanmaktayım.이제도 여기 서서 심문 받는 것은 하나님이 우리 조상에게 약속하신 것을 바라는 까닭이니
Şimdi ise, Tanrının atalarımıza olan vaadine umut bağladığım için burada bulunmakta ve yargılanmaktayım.Most is az Istentõl a mi atyáinknak tett ígéret reménységéért állok itt ítélet alatt:
Şimdi ise, Tanrının atalarımıza olan vaadine umut bağladığım için burada bulunmakta ve yargılanmaktayım.Nu sta ik hier terecht omdat ik verwacht dat God zal doen wat Hij onze voorouders heeft beloofd.
Şimdi ise, Tanrının atalarımıza olan vaadine umut bağladığım için burada bulunmakta ve yargılanmaktayım.Och nu står jag här till rätta för vårt hopp om det som Gud har lovat våra fäder,
Şimdi ise, Tanrının atalarımıza olan vaadine umut bağladığım için burada bulunmakta ve yargılanmaktayım.Og nu står jeg her og dømmes for Håbet på den Forjættelse, som er given af Gud til vore Fædre,
Şimdi ise, Tanrının atalarımıza olan vaadine umut bağladığım için burada bulunmakta ve yargılanmaktayım.Og nu står jeg her og skal dømmes for håp på det løfte som av Gud er gitt fedrene,
Şimdi ise, Tanrının atalarımıza olan vaadine umut bağladığım için burada bulunmakta ve yargılanmaktayım.Şi acum, sînt dat în judecată, pentru nădejdea făgăduinţei, pe care a făcut -o Dumnezeu părinţilor noştri,
Şimdi ise, Tanrının atalarımıza olan vaadine umut bağladığım için burada bulunmakta ve yargılanmaktayım.Y ahora soy sometido a juicio por la esperanza de la promesa que Dios hizo a nuestros padres
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod