uzlaşma ile cümle

uzlaşma kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
Sulh, kelime olarak barış ve uzlaşma anlamına gelir.この言葉は平和な、または太平な、という意味である。
Anayasa Uzlaşma Komisyonu üyesidir.憲法改正委員会の結成。
İyiliğin boyun eğdirici uzlaşmacılığından kurtulunulur.バランスの良さを保ったまま高性能を得る。
"Yeniden canlanmanın uzlaşmacı ruhu, bizi kiliselerimizin uzlaşmasına doğru teşvik ediyor."“复活的和解精神...激励我们朝向我们教会的和解”。
Yoksa anlamın daha sonraki uzlaşması eksilecektir.不然,归必叛矣。
Daniel’in uzlaşma çabalarına rağmen babası bu kininden ölümüne dek vazgeçmemiştir.虽然丹尼尔试图妥协,他父亲至死不愿和解。
Uzlaşmanın bir jesti olarak, Kral Juan Carlos I sürgün liderlerini Madrid'de törenle karşıladı.作为和解的象征,胡安·卡洛斯在于马德里举行的一个仪式上接见了流亡政府的领导人。
Konferansın sonunda her iki tarafın da görüşlerini kapsayan bir uzlaşmaya varıldı.会议结束,双方都心怀鬼胎。
1907'de Lenin'e karşı çıkarak RSDİP'deki bütün hiziplerin uzlaşmasını savundu.1907年,李可夫主张与孟什维克等党内的机会主义派别妥协。
Brejnev uzlaşmaya karar verdi.브레즈네프는 타협하기로 결정하였다.
Robert J. Sawyer'a göre "Bilim kurgu ve gizemcilik arasında büyük bir uzlaşma vardır.로버트 J. 소여에 따르면, "SF와 미스터리는 많은 관계가 있다.
Władysław, daha sonra Osmanlıları kendisiyle uzlaşmaya zorlamak için güneye ordu gönderdi.그러고나서 브와디스와프는 그의 군대를 남부로 돌려 투르크 군대에게 그와 타협을 이루도록 시켰다.
Daniel’in uzlaşma çabalarına rağmen babası bu kininden ölümüne dek vazgeçmemiştir.למרות ניסיונותיו של דניאל להתפייס, שמר לו אביו טינה עד יום מותו.
Sonunda iki taraf arasında bir uzlaşmaya varıldı.לבסוף הייתה הסכמה בין שני הצדדים.
Brejnev uzlaşmaya karar verdi.ברז'נייב החליט להתפשר.
Taraflar uzlaşmaya yanaşmaz.הצדדים לא הצליחו להגיע להסכמה.
Resmi tarih Arapların uzlaşmazlığının barışı engellediğini belirtiyor.בעקבות הסכמי השלום הוסר החרם הערבי.
Perowne, akşam yemeğinde, ikili arasında bir uzlaşma olacağını ummaktadır.מייסדיה אמרו עם הקמתה כי תתקיים בה שותפות בין חילונים לדתיים.
Aynı zamanda bir anlaşma, sözleşme ya da uzlaşmanın resmi bir özeti ve belgesidir.מכאן נגזרה לה גם משמעות של הסכם, פקודה או דין וחשבון.
İnandığımız şey kabaca uzlaşma ve kod çalıştırmadır.”היהדות הרפורמית שותפה לדגש זה על מחויבות ומטלה".
Bir uzlaşma göstergesi olarak, vergiler % 4,5'dan % 2,5'a düşürüldü.Като компромис данъците са намалени от 4,5% на 2,5%.
Yahudi, Müslüman ve Hristiyanlar, uzlaşmaya kapalı duruşları için dini argümanlara başvururlar .Еврейски, мюсюлмански и християнски групи се позовават на религиозни аргументи в защита на своята позиция.
Avukatın Uzlaşma Sağlama Yetkisi.Нужно е съгласие от работодателя.
Sulh, kelime olarak barış ve uzlaşma anlamına gelir.В преносен смисъл означава спокойствие и хармония.
Sonunda her iki taraf da uzlaşmayı kabul eder ve İzvança Antlaşması imzalanır.Във всеки случай двете Правителства ще разрешат този въпрос по пътя на дружеското съгласие.
Çift kısa bir süre uzlaşma ve evlilik danışmanlığı aradı.Bio je savjetnik predbračnih i bračnih parova.
Bir uzlaşma göstergesi olarak, vergiler % 4,5'dan % 2,5'a düşürüldü.Takva imovina podliježe obračunu zekata po stopi od 2,5 % ili jedna četrdesetina.
Artık Cromwell ile Holles arasında çok şiddetli ve uzlaşmaz bir çekilki meydana gelmiş durumdadır.Medzi Samom a Clydie zasa vzniká iný, rovnako hlboký vzťah.
Oslo görüşmelerinin başından beri, Netanyahu, uzlaşmaya karşı çıktı.Keďže ich vzájomné vzťahy boli napäté, Danaos nesúhlasil.
Brejnev uzlaşmaya karar verdi.Brežnjev se je ob vsem tem odločil za kompromis.
Çift kısa bir süre uzlaşma ve evlilik danışmanlığı aradı.Par se je za kratek čas pobotal in pričel obiskovati zakonsko posvetovalnico.
Ancak tarihçi ve arkeologlar Lusitanilerin etnik kökeni hakkında bir uzlaşmaya varamamışlardır.Jezikoslovna dejstva in ugotovitve arheologije ne pritrjujejo Alienijevim tezam o Slovanih.
Firavun uzlaşma olarak erkeklerin gidebileceğini fakat kadın, çocuk ve hayvanların Mısır'da kalmasını buyurdu.V Italijo bi odšli večinoma moški, ženske in otroci pa bi ostali v Dardaniji.
Ayrıca uzlaşma görüşmelerine hazır olduklarını söylemiştir.Grupė paskelbė jog jie pasiruošę koncertuoti.
1814'te Bourbonlarla uzlaşmaya çalıştı.1814 m. tapo Burbonų šalininku.
Polonya konusunda uzlaşma sağlanamadı.Reikėjo dar gauti Lenkijos sutikimą.
Sonunda her iki taraf da uzlaşmayı kabul eder ve İzvança Antlaşması imzalanır.Lõpuks jõudsid mõlemad pooled kokkuleppele ja allkirjastati nõusolekuleping.
Arabuluculuk Yasası Ancien Rejimi ve Cumhuriyeti arasında Napolyon'un girişimi bir uzlaşma oldu.Vahendusakt oli Napoleoni püüe kompromissile Ancien Regime ja vabariigi vahel.
Konferansın sonunda her iki tarafın da görüşlerini kapsayan bir uzlaşmaya varıldı.Tippkohtumise tulemusel suutsid osapooled oma erimeelsused lahendada.
Adalet, hak, uzlaşma, bağımsızlık ve özgürlük var olmadan demokratik bir toplum inşa edemeyiz.No podemos construir un sociedad democrática sin libertad, independencia, derechos, justicia y reconciliación.
Amacım, gerçek anlamıyla bir uzlaşma.Chciałem tylko pogodzić pewne rzeczy.
Amacım, gerçek anlamıyla bir uzlaşma.Ela é a base da biologia moderna.
Amacım, gerçek anlamıyla bir uzlaşma.저의 목표는 이 모든것들을 조화시키는 것입니다
Amacım, gerçek anlamıyla bir uzlaşma.Mein Ziel ist es, dies zu schlichten.
Amacım, gerçek anlamıyla bir uzlaşma.Mijn opzet is om dat met elkaar te verzoenen.
Amacım, gerçek anlamıyla bir uzlaşma.Mojím cieľom je naozaj zladiť to.
Amacım, gerçek anlamıyla bir uzlaşma.Mon but n'est que de concilier les deux.
Amacım, gerçek anlamıyla bir uzlaşma.Mým cílem je spíše spřátelit obě strany.
Amacım, gerçek anlamıyla bir uzlaşma.Tujuan saya sebenarnya adalah untuk mendamaikan itu.
Amacım, gerçek anlamıyla bir uzlaşma.Моя мета - урегулювати ці концепції.
Amacım, gerçek anlamıyla bir uzlaşma.Моята цел е наистина да изгладя това.
Amacım, gerçek anlamıyla bir uzlaşma.Моя цель - примирить эти понятия.
Amacım, gerçek anlamıyla bir uzlaşma.המטרה האמתית שלי היא לישב זאת.
Amacım, gerçek anlamıyla bir uzlaşma.هدفي كان حقيقة للتوفيق ما بين الأطراف.
Amacım, gerçek anlamıyla bir uzlaşma.もし「創造主」の存在を信じているなら
Ama insanlar bir araya geldiler, ve sadece iki değere odaklandılar: gerçek ve uzlaşma.2つの価値だけを考えました 真実と和解です 手引きもなければ これまでこのようなことを-
Ama insanlar bir araya geldiler, ve sadece iki değere odaklandılar: gerçek ve uzlaşma.As pessoas juntaram-se em volta de dois valores apenas: verdade e reconciliação.
Ama insanlar bir araya geldiler, ve sadece iki değere odaklandılar: gerçek ve uzlaşma.Et les gens se sont rassemblés avec uniquement en tête: vérité et réconciliation.
Ama insanlar bir araya geldiler, ve sadece iki değere odaklandılar: gerçek ve uzlaşma.그러나 사람들은 모여서 딱 두 가지 가치에 집중했습니다. 진실과 화해에만.
Ama insanlar bir araya geldiler, ve sadece iki değere odaklandılar: gerçek ve uzlaşma.Mensen kwamen bij elkaar, enkel gericht op die twee waarden: waarheid en verzoening.
İlgili Sayfalar