Uyku ihtiyacı yoktur ve uyumaz.Nie ma apetytu, nie może spać.
Bunlar tam uyuma veya uyanma esnasında oluşurlar.Odpoczywają, stojąc lub leżąc.
Şirketin simgesi faltaşı gibi açık bir göz, şiarı da “Biz hiç uyumayız!”dır.Znakiem firmowym tej firmy było szeroko otwarte oko z napisem „my nigdy nie śpimy” (we never sleep).
Odalar genellikle uyumak ve eşya veya malları saklamak üzere kullanılırdı.Na miejscu zazwyczaj zmuszano ich do zdjęcia ubrań oraz oddania dokumentów i przedmiotów osobistych.
İnanca göre gençler ölmez, yüzyıllar boyunca uyumaya devam ederler.Królewna nie umrze, ale zaśnie na sto lat.
Gün sırasında uyumamaya çalışın.W ciągu dnia śpi samotnie.
Diğer yatakta ise Michael uyumaktadır.Pierre jest zmuszony do spania na ulicy.
Bu duruma dur demek için Jin ve Ran sırayla uyumaya başlarlar.Ciągle nic, tylko ginę i ginę, by obudzić się we własnym łóżku jakby nic!
Hayvanlar yeraltında uyumaktaydı.Na czas transportu zwierzęta uśpiono.
İglonun içinde, uyumak ve oturmak üzere yapılan yüksekçe bir yer de bulunur.Natomiast w norach, w których śpią, zimują i wypoczywają panuje stosunkowo wysoka wilgotność.
Yatarak uyumak atlar için daha sağlıklıdır.Jednak najlepiej sprawdzą się do spania.
İnsomnia, bir uyuma sorunudur.Rodzajem kołdry jest śpiwór.
Eli görüşmeye gitmeyeceğini söyler ve uyumaya devam eder.Pyta, czy nie spróbowałaby zasnąć.
Pek ziyade bitap olduğumdan uyumamak üzere yattım.W końcu po wielu godzinach płynięcia zasnął.
Evde durduğu zaman ise yatıp uyumayı tercih eder.Gdy docierają na miejsce, postanawiają najpierw się zdrzemnąć.
Günde en az yedi saat uyumak zorundayız.Musimy spać co najmniej siedem godzin dziennie.
Hikâyenin başlarında Tanrı cehenneme (Gehenna) karşı verdiği savaşta güç toplamak için uyumaya geçer.Guds eld, som skall blossa upp och tränga in i hjärtan; och sluta sig omkring dem i ändlösa kolonnader av eld!
Yatarak uyumak atlar için daha sağlıklıdır.För Alfons blir det då lättare att somna.
Aşırı uyuma hali de gerçekleşebilir.Man kan också uppleva sig extra sömnig.
Henüz şafak sökmektedir ve onun dışındaki herkes uyumaktadır.Sent på natten lägger sig alla studenterna utom vakten och sover.
Örneğin, "hiçbir zaman uyumayan kent" deyişi New York'u anımsatmaktadır.Jag kommer ju från Stockholm, "staden som aldrig sover".
Uyumam Sensiz'de giriş vokali Yıldız Tilbe'ye aittir.Den befinner sig troligen inte inom stjärnans beboeliga zon.
Büyük gruplar yiyecek arayışı için daha küçük gruplara bölünür ve uyumak için tekrar bir araya gelir.I en del arter delar sig flocken i mindre grupper vid letandet efter föda och förenar sig före natten igen.
Uyumak için toprakta sığ bir çukur kazarlar.Det är dumt att ligga i jorden.
Hamak; uyumak ve dinlenmek için kullanılan, ağ ya da kumaştan yapılan bir çeşit yataktır.Hängmatta är ett upphängt segelduksstycke eller nät avsett att ligga och vila eller sova på.
Karada geçen iki ile üç ay boyunca bir erkek neredeyse hiç uyumaz ve beslenmez.Під час перебування на суші, а це від двох до трьох місяців, самець майже не їсть і не спить.
Cassio uyumaktaydı".)('Маріо спав у будинку. ")
Şirketin simgesi faltaşı gibi açık bir göz, şiarı da “Biz hiç uyumayız!”dır.Логотипом компанії стало відкрите людське око зі слоганом — «Ми ніколи не спимо».
Uyku ihtiyacı yoktur ve uyumaz.Не має глибокого сну або сплячки.
Evde durduğu zaman ise yatıp uyumayı tercih eder.Прийшовши додому, він ліг спати.
Gün sırasında uyumamaya çalışın.Спати протягом цього часу.
Sabah olmuştur ve Marion arabada uyumaktadır.Настає ранок, і Марта веде Ніка в свою спальню.
Uyumak için toprakta sığ bir çukur kazarlar.На підлозі розстеляли сіно для спання.
İglonun içinde, uyumak ve oturmak üzere yapılan yüksekçe bir yer de bulunur.Bankbettel) — лавка-ліжко, яка розсувається для спання та складається для сидіння.
Örneğin, "hiçbir zaman uyumayan kent" deyişi New York'u anımsatmaktadır.Для туристів місто прозване «містом, що ніколи не спить».
Oturmak, yemek, içmek, uyumak gibi...Вони і жили тоді, їли, пили, гуляли.
Günde iki-üç saatten fazla uyumamaktadır.Різниці в 2-3 тижні не буває.
Vali ve Lilly birlikte uyumaktadır.Ніна та Лілі сваряться.
Uyumak istiyorum.Я хочу спати.
Bu oda uyumak için uygun değil.Ця кімната не підходить тобі для сну.
Uyumaya ne zaman gittin?Коли ти пішов спати?
Uyumaya ne zaman gittin?Коли ти пішла спати?
Tom gözlerini kapattı ve uyumaya gitti.Том заплющив очі та заснув.
Ben hiç daha iyi uyumadım.Я ще ніколи не спав краще.
Vampirler hiçbir zaman uyumazlar.Někteří upíři ovšem nespí nikdy.
Örneğin, "hiçbir zaman uyumayan kent" deyişi New York'u anımsatmaktadır.New Yorku se díky celodennímu ruchu někdy přezdívá „Město, které nikdy nespí“ (The City That Never Sleeps).
Yemek yemeyi ve uyumayı çok sever.Má rád dobré jídlo a spánek.
Bunlar tam uyuma veya uyanma esnasında oluşurlar.Objevují se v jeho průběhu nebo při probouzení.
Cassio uyumaktaydı".)Licho nespí.“.
Oturmak, yemek, içmek, uyumak gibi...Zemřít, spát – a je to.
Bebeklerde iştahsızlık, kusma, daha fazla uyuma veya sarılık belirtileri görülebilir.Kojenci mohou špatně přijímat potravu, zvracet, více spát nebo vykazovat příznaky žloutenky.
166 Hafner, Büyücülerin Uyumadıkları Zaman, s.266 s. Lásky kdybych neměl.
Gün sırasında uyumamaya çalışın.Zvážit ulehnutí do postele během dne.
Boş vakitlerinde en çok uyumayı ve resim yapmayı sevdiğini söylemiştir.Ve svém volném čase rád modeloval a maloval.
Diğer vampirler gibi Edward da uyumaz.Anthony už jako špion nepůsobí.
Bu sırada Challis odasında uyumaktadır.Mezitím se dívá na fotku Chloé.
Henüz şafak sökmektedir ve onun dışındaki herkes uyumaktadır.Protože ve dne všichni spí a teprve po nocích vychází ze svého sídla.
Oturmak, yemek, içmek, uyumak gibi...Cum se scoală - cum i-e foame, cum se culcă - cum adoarme.
Hupasiyas, tanrıçanın kendisiyle uyumayı (yatmayı) kabul etmesi koşuluyla yardımcı olmayı kabul eder.Istikhara înseamnă a cere ajutorul lui Allah atunci când te afli între două decizii conflictuale.
Yatak, üzerinde uyumak ya da dinlenmek için kullanılan mobilya.Dormitorul este o cameră sau un loc folosit în principal pentru somn sau odihnă.