Bunlar hedef kası doğrudan uyarmakla sorumlu değildir.אינכם אחראים לתוכן המטרה.
Başka bir ifadeyle bu elektron atomu uyarmadan geçer.В стационарно състояние атомът не излъчва електромагнитни вълни.
Tenten entrikacıların tüm çabalarına rağmen Kral XII Muskar'a ulaşır ve onu uyarmayı başarır.Tintinovi sa podarí, navzdory sprisahancom, vládnuceho kráľa Muskara XII. varovať.
Uyarma erteleme için bir geri sayım.Preskočiť obsah diela Upozornenie.
Genellikle, bölge ve eş için rakiplerini uyarmak amacıyla kükrerler.Uporabljajo jih samci za ritualizirane borbe za teritorij in samice.
İşe geç kalan bir çalışanı ertesi gün değil, gününde uyarmak gibi.Tako ne pridejo v poštev nobeni odpovedni roki, ampak delavec ostane brez zaposlitve naslednji dan.
Görevleri ise Orta Dünya’yı Sauron belasına karşı uyarmaktı.Nende ülesanne oli aidata Keskmaa rahvaid võitluses Sauroni vastu.
CIA Başkanı George Tenet, kendisini uyarmasına rağmen istifa yaşanacaktır.CIA juht George Tenet esitas USA valitsusele lahkumisavalduse.
Ama sizi uyarmak istiyorum.Aber ich muss euch warnen.
Ama sizi uyarmak istiyorum.Ale muszę Cię uprzedzić już teraz.
Ama sizi uyarmak istiyorum.Ale varuji vás předem.
Ama sizi uyarmak istiyorum.Maar eerst wil ik je waarschuwen.
Ama sizi uyarmak istiyorum.І я волію відразу ж і попередити вас.
Ama sizi uyarmak istiyorum.Но сега искам и да ви предупредя нещо.
Aslında, sizi uyarmam lazım, hayal kırıklığına uğrayacaksınız. Çünkü aslında o kadar da çirkin bir şey değil.W sumie, wiecie co, muszę was ostrzec, bo będziecie zawiedzeni. bo, w sumie, nie jest taki ohydny.
Aslında, sizi uyarmam lazım, hayal kırıklığına uğrayacaksınız.De fapt ar trebui să vă avertizez, că veți fi dezamăgiți.
Aslında, sizi uyarmam lazım, hayal kırıklığına uğrayacaksınız.En fait, vous savez quoi, je dois vous avertir, vous allez être déçus.
Aslında, sizi uyarmam lazım, hayal kırıklığına uğrayacaksınız.En realidad, debo advertirles que se decepcionarán.
Aslında, sizi uyarmam lazım, hayal kırıklığına uğrayacaksınız.Faktisk, ved I hvad, jeg bør advare jer, I bliver skuffede.
Aslında, sizi uyarmam lazım, hayal kırıklığına uğrayacaksınız.Ik moet jullie eigenlijk waarschuwen: het wordt een grote teleurstelling.
Aslında, sizi uyarmam lazım, hayal kırıklığına uğrayacaksınız.In realtà, sapete cosa, dovrei avvisarvi, rimarrete delusi.
Aslında, sizi uyarmam lazım, hayal kırıklığına uğrayacaksınız.사실, 여러분께 하나 미리 알려나야겠군요 아마 실망하게 되실 겁니다
Aslında, sizi uyarmam lazım, hayal kırıklığına uğrayacaksınız.Sabem que mais, eu devia avisar-vos vocês vão ficar desapontados.
Aslında, sizi uyarmam lazım, hayal kırıklığına uğrayacaksınız.Sebenarnya, saya harus mengatakan bahwa Anda akan kecewa.
Aslında, sizi uyarmam lazım, hayal kırıklığına uğrayacaksınız.Thật ra, bạn biết gì không, tôi nên nói trước là bạn sẽ thất vọng đấy nhé.
Aslında, sizi uyarmam lazım, hayal kırıklığına uğrayacaksınız.Tulajdonképpen figyelmeztetnem kell arra, hogy csalódottak lesznek.
Aslında, sizi uyarmam lazım, hayal kırıklığına uğrayacaksınız.Vlastně, víte co, měla bych vás varovat, budete zklamáni.
Aslında, sizi uyarmam lazım, hayal kırıklığına uğrayacaksınız.Wissen Sie, ich sollte Sie warnen, Sie werden enttäuscht sein.
Aslında, sizi uyarmam lazım, hayal kırıklığına uğrayacaksınız.Λοιπόν, ξέρετε, θα πρέπει να σας προειδοποιήσω, θα απογοητευτείτε.
Aslında, sizi uyarmam lazım, hayal kırıklığına uğrayacaksınız.Власне, знаєте що? Я мушу попередити вас, ви будете розчаровані.
Aslında, sizi uyarmam lazım, hayal kırıklığına uğrayacaksınız.Всъщност, знаете ли какво, трябва да ви предупредя, защото ще бъдете разочаровани.
Aslında, sizi uyarmam lazım, hayal kırıklığına uğrayacaksınız.Знаете, я должна вас предупредить - вы будете разочарованы.
Aslında, sizi uyarmam lazım, hayal kırıklığına uğrayacaksınız.בעצם, אתם יודעים מה, אני צריכה להזהיר אתכם, אתם תתאכזבו.
Aslında, sizi uyarmam lazım, hayal kırıklığına uğrayacaksınız.في الحقيقة .. يجب أن أحذركم، سوف تخيب توقعاتكم عنه
Aslında, sizi uyarmam lazım, hayal kırıklığına uğrayacaksınız.がっかりするかもしれませんよ。 それほど酷くないじゃないか、と。
Bana yüzlerini değil, sırtlarını çevirdiler. Onları defalarca uyarmama karşın dinlemediler, yola gelmediler.그들이 등을 내게로 향하고 얼굴을 내게로 향치 아니하며 내가 그들을 가르치되 부지런히 가르칠지라도 그들이 교훈을 듣지 아니하며 받지 아니하고
Bana yüzlerini değil, sırtlarını çevirdiler. Onları defalarca uyarmama karşın dinlemediler, yola gelmediler.ויפנו אלי ערף ולא פנים ולמד אתם השכם ולמד ואינם שמעים לקחת מוסר׃
Bana yüzlerini değil, sırtlarını çevirdiler. Onları defalarca uyarmama karşın dinlemediler, yola gelmediler.وقد حولوا لي القفا لا الوجه وقد علّمتهم مبكرا ومعلّما ولكنهم لم يسمعوا ليقبلوا ادبا.
Bana yüzlerini değil, sırtlarını çevirdiler. Onları defalarca uyarmama karşın dinlemediler, yola gelmediler.他 們 以 背 向 我 、 不 以 面 向 我 . 我 雖 從 早 起 來 教 訓 他 們 、 他 們 卻 不 聽 從 、 不 受 教 訓
Bana yüzlerini değil, sırtlarını çevirdiler. Onları defalarca uyarmama karşın dinlemediler, yola gelmediler.他 們以 背向 我 、 不 以 面向 我 . 我 雖從 早起 來教訓 他 們 、 他 們卻 不 聽從 、 不 受 教訓
bekçi kılıcın ülkenin üzerine yaklaştığını görüp halkı uyarmak için boru çaldığı zaman;a keby uvidel meč, že prichádza na zem, a zatrúbil by na trúbu a napomenul by ľud,
bekçi kılıcın ülkenin üzerine yaklaştığını görüp halkı uyarmak için boru çaldığı zaman;A on widząc miecz przychodzący na onę ziemię, zatrąbiłby w trąbę i przestrzegłby lud,
bekçi kılıcın ülkenin üzerine yaklaştığını görüp halkı uyarmak için boru çaldığı zaman;A ten vida meč přicházející na tu zemi, troubil-li by na troubu a napomínal lidu,
bekçi kılıcın ülkenin üzerine yaklaştığını görüp halkı uyarmak için boru çaldığı zaman;dacă omul acela va vedea venind sabia asupra ţării, va suna din trîmbiţă, şi va da de ştire poporului,
bekçi kılıcın ülkenin üzerine yaklaştığını görüp halkı uyarmak için boru çaldığı zaman;e questa, vedendo sopraggiungere la spada sul paese, suona la tromba e dà l'allarme al popolo
bekçi kılıcın ülkenin üzerine yaklaştığını görüp halkı uyarmak için boru çaldığı zaman;És õ látja jõni a fegyvert a földre, és megfújja a trombitát, és meginti a népet;
bekçi kılıcın ülkenin üzerine yaklaştığını görüp halkı uyarmak için boru çaldığı zaman;in če ta, videč meč prihajati nad deželo, zatrobenta in posvari ljudstvo:
bekçi kılıcın ülkenin üzerine yaklaştığını görüp halkı uyarmak için boru çaldığı zaman;ja jos hän näkee miekan tulevan maan kimppuun ja puhaltaa pasunaan ja varoittaa kansaa,
bekçi kılıcın ülkenin üzerine yaklaştığını görüp halkı uyarmak için boru çaldığı zaman;Jika penjaga itu melihat musuh datang, ia membunyikan tanda bahaya supaya semua orang waspada
bekçi kılıcın ülkenin üzerine yaklaştığını görüp halkı uyarmak için boru çaldığı zaman;그 사람이 칼이 그 땅에 임함을 보고 나팔을 불어 백성에게 경고하되
bekçi kılıcın ülkenin üzerine yaklaştığını görüp halkı uyarmak için boru çaldığı zaman;nếu người nầy thấy gươm đến trong đất , thì thổi kèn để răn_bảo dân_sự .
bekçi kılıcın ülkenin üzerine yaklaştığını görüp halkı uyarmak için boru çaldığı zaman;nếu người nầy thấy gươm đến trong đất, thì thổi kèn để răn bảo dân sự.
bekçi kılıcın ülkenin üzerine yaklaştığını görüp halkı uyarmak için boru çaldığı zaman;och denne ser svärdet komma över landet och stöter i basunen och varnar folket,
bekçi kılıcın ülkenin üzerine yaklaştığını görüp halkı uyarmak için boru çaldığı zaman;og han ser Sværdet komme over Landet og støder i Hornet og advarer Folket,
bekçi kılıcın ülkenin üzerine yaklaştığını görüp halkı uyarmak için boru çaldığı zaman;og han ser sverdet komme over landet og støter i basunen og advarer folket,
bekçi kılıcın ülkenin üzerine yaklaştığını görüp halkı uyarmak için boru çaldığı zaman;se, quando ele vir que a espada vem sobre a terra, tocar a trombeta e avisar o povo;
bekçi kılıcın ülkenin üzerine yaklaştığını görüp halkı uyarmak için boru çaldığı zaman;si cet homme voit venir l`épée sur le pays, sonne de la trompette, et avertit le peuple;
bekçi kılıcın ülkenin üzerine yaklaştığını görüp halkı uyarmak için boru çaldığı zaman;si él ve venir la espada sobre la tierra y toca la corneta para advertir al pueblo
bekçi kılıcın ülkenin üzerine yaklaştığını görüp halkı uyarmak için boru çaldığı zaman;und er sähe das Schwert kommen über das Land und bliese die Drommete und warnte das Volk,
bekçi kılıcın ülkenin üzerine yaklaştığını görüp halkı uyarmak için boru çaldığı zaman;Wanneer hij het leger ziet komen en alarm blaast om hen te waarschuwen,