uyarı ile cümle

uyarı kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
3
HECE
7
ORT. KELİME
Bunda, senin için gerçek, ve inananlar için de bir aydınlatma ve uyarı gelmiştir.Through them has the truth come to you, and guidance, and reminder to those who believe.
Bu, sadece halka bir uyarıdır.It is only a warning for all mankind.
Sen ancak bir uyarıcısın. Her toplum için bir Yol Gösterici vardır.But you are only a bearer of warnings, and a guide for every nation.
De ki: "Ben apaçık bir uyarıcıyım."And say: "I am a distinct warner,"
Seni de ancak bir müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdikAnd We have sent you only to give good news and to warn.
Biz, elçileri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak gönderdik.We never send apostles but to convey happy tidings, and to warn.
Ayetlerimi (işaret ve mucizeleri) ve uyarıldıkları şeyleri alaya aldılar.They make a mockery of My revelations and of what they had been warned.
"Ben sizi ancak vahiy ile uyarıyorum," de.Say: "I am warning you by God's command."
Ne var ki, sağırlar uyarıldıkları vakit çağrıyı işitmez.But the deaf do not hear the call when they are warned.
Kendisiyle birlikte uyarıcı olarak bir melek inseydi ya!"Why was no angel sent to him to act as admonisher with him?
Dileseydik her kente bir uyarıcı gönderirdikHad We pleased We could have raised a warner in every town.
Biz seni bir müjdeleyici ve uyarıcı olmaktan başka bir görevle göndermedik.Yet We have not sent you but to give good tidings and to warn.
Senin kalbine... Uyarıcılardan biri olasın diye.To (communicate) to your heart that you may be a warner
Biz uyarıcıları olmayan hiç bir kenti yok etmedik.Never have We destroyed a habitation till We had sent admonishers to them
Bu bir uyarı ve mesajdır; çünkü biz haksızlık etmeyiz.To warn. For We are never unjust.
Uyarılmış bulunanların yağmuru ne de kötü idi.How ruinous was the rain that fell on those who had been warned (but warned in vain)!
Ey peygamber, biz seni bir tanık olarak gönderdik, bir müjdeleyici ve bir uyarıcı,O Prophet, We have sent you as a witness and a bearer of happy tidings and an admonisher,
Onlara, inceleyecekleri bir Kitap vermemiş ve senden önce onlara bir uyarıcı göndermemiştik.We did not give them any scripture to study, nor sent any warner before you.
Sen ancak bir uyarıcısın.You are only a bearer of warnings.
Seni bir müjdeci ve uyarıcı olarak gerçekle gönderdik.We have sent you with the truth, to give glad tidings and to warn.
Her toplum içinde mutlaka bir uyarıcı gelmiştir.Never has there been a community to which an admonisher was not sent.
Ataları uyarılmadığından tümüyle habersiz kalmış bir toplumu uyarman için...That you may warn a people whose ancestors had never been warned, who are therefore heedless.
Size uyarıda bulunulduğu için mi?Do you (consider it a bad omen) that you should be warned?
İçlerinden uyarıcılar göndermiştik.And We had sent admonishers to them.
Uyarılanların sonunun nasıl olduğuna bir bak.Look, then how was the end of those who had been warned,
"Yanımızda öncekilerden bir uyarı bulunsaydı,"If we had the account of earlier people with us,
Yurtlarına inince uyarılanların sabahı ne kötü olur!When it comes down on their plains, it will be an evil dawn for those who had been warned.
"Apaçık bir uyarıcı olduğum için bana vahyediliyor."Only this has been revealed to me that I am a distinct warner.
ALLAH kullarını böylece uyarır. Kullarım, beni sayınWith this does God warn His creatures: "O My creatures, fear Me."
Anlayış sahiplerine bir yol gösterici ve bir uyarı olarak.A guidance and reminder for men of wisdom.
Bir müjdeci ve bir uyarıcıdır.Announcing happy news and warnings.
İnkar edenler uyarıya aldırış etmemektedirler.Yet the unbelievers turn away from the warning.
Ben apaçık bir uyarıcıdan başka bir şey değilim."My duty is only to warn you clearly."
(Okuma) bitirilince topluluklarına birer uyarıcı olarak döndüler.When it was over they came back to their people, warning them:
Biz seni bir tanık, bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik.We have sent you as witness (of the truth) and harbinger of good news and a warner,
İçlerinden bir uyarıcının kendilerine gelmesini tuhaf karşıladılar!They are rather surprised that a warner from among themselves has come to them.
Size daha önceden uyarı göndermiştim."I had announced the promise of doom in advance.
Uyarılarımdan korkanlara sen bu Kuran ile öğüt ver.So keep on reminding through the Qur'an whoever fears My warning.
Ben, O'nun tarafından size gönderilmiş bir uyarıcıyım.I give you a clear warning from Him.
Ben O'nun tarafından size gönderilmiş bir uyarıcıyım.I give you a clear warning from Him.
Bu, eski uyarıcılardan bir uyarıcıdır.He who warns you is one of the warners of old.
Oysa, kötülüklerini engelleyecek uyarılar dolu haberler kendilerine gelmiş bulunuyor.Messages deterring them from evil had come to them,
Bu üstün bir hikmettir; ancak uyarılar yarar sağlamıyor.Containing consummate wisdom; yet warnings were of no avail.
Cezalandırmam ve uyarılarım nasılmış!How was then My punishment and My commination!
Semud da uyarıları yalanladı.The Thamud rejected the warnings,
Lut halkı da uyarıları yalanlamıştı.The people of Lot rejected the warnings.
Onları bu yakalayışımıza karşı uyarmıştı; ancak onlar uyarıları kuşkuyla karşıladılar.He had warned them of Our might, but they passed over the warnings.
Azabımı ve uyarılarımı tadın bakalım.So now taste My punishment and My commination!
Firavun'un erkanına da uyarıcılar gitmişti.The warnings came to the people of Pharaoh.
Uyarının nasıl olduğunu öğreneceksiniz.Then you will know the import of My commination!
Dedi ki, "Ey halkım, ben size apaçık bir uyarıcıyım."He said: "O my people, I warn you clearly
Halklara bir uyarıdır.A warning for people --
Bir müjde veya uyarı olarak...To end all argument or to warn.
(Uyarıcılar) uyarırlardı. Biz zulmediciler değildik.To advise; and We never oppress.
De ki: "Ayetler (mu'cizeler) Allah'ın yanındadır. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."Say, “Signs are only with Allah; and I am purely a Herald of plain warning.”
Kaf. Zikir'li (uyarıcı, şerefli) Kur'an'a andolsun,Qaf; by oath of the Glorious Qur’an.
(Allah) Buyurdu ki: "Huzurumda çekişmeyin. Ben size daha önce uyarı göndermiştim."He will say, “Do not dispute before Me – I had already warned you of the punishment.”
Hayır, buluşma zamanları o (uyarıldıkları) sa'attir. O sa'at cidden çok feci ve acıdır;In fact their promise is upon the Last Day – and the Last Day is very severe and very bitter!
De ki: (Ona ait) Bilgi, Allah'ın yanındadır. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."Proclaim, “Surely Allah has its knowledge; and I am only a Herald of plain warning.”
Ve üzerlerine bir yağmur yağdırdık; uyarılıp-korkutulanların yağmuru ne kötü.And We showered a rain upon them; so what a wretched rain for those who were warned!
İlgili Sayfalar