uyarı ile cümle
uyarı kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
Biz, uyarıcıları olmayan hiçbir kenti/uygarlığı helâk etmemişizdir.Never have We destroyed a habitation till We had sent admonishers to them
Uyarı/hatırlatma olacak!To warn.
Uyarılmış olanlar üzerine inen yağmur da ne kötüdür!"How ruinous was the rain that fell on those who had been warned (but warned in vain)!
Sen sadece bir uyarıcısın!You are only a bearer of warnings.
Şu bir gerçek ki, biz seni hak ile bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.We have sent you with the truth, to give glad tidings and to warn.
Hiçbir ümmet yoktur ki, içinden bir uyarıcı gelip geçmemiş olsun.Never has there been a community to which an admonisher was not sent.
Uyarıcı da geldi size.And did not the warner come to you?
Fakat uyarıcı onlara gelince, bu onlara nefretle kaçıştan başka bir katkı sağlamadı.But when the admonisher came to them their aversion for the truth increased,
Babaları uyarılmamış, tam gaflet içinde bir toplumu uyarman için gönderildin.That you may warn a people whose ancestors had never been warned, who are therefore heedless.
Sen ancak o zikire/Kur'an'a uyan ve görmediği halde Rahman'dan korkan kimseyi uyarırsın.You can only warn him who listens to the warning and fears Ar-Rahman secretly.
Yemin olsun, onların içlerinde uyarıcılar görevlendirmiştik.And We had sent admonishers to them.
Bir bak, nasıl oldu uyarılanların sonu!Look, then how was the end of those who had been warned,
Azap, yurtlarına indiğinde, uyarılanların sabahı ne kötü olacaktır!When it comes down on their plains, it will be an evil dawn for those who had been warned.
Zikir/öğüt/uyarı dolu Kur'an'a yemin olsun ki,I CALL to witness the admonishing Qur'an.
"Öğüt ve uyarı, içimizden ona mı indirildi?"To him of all of us has the Reminder been sent down?"
"Bana, sadece açık bir uyarıcı olduğum vahyediliyor."Only this has been revealed to me that I am a distinct warner.
Muştulayıcı ve uyarıcı olarak.Announcing happy news and warnings.
Biz onu kutlu/bereketli bir gecede indirdik. Hiç kuşkusuz, biz uyarıcılarız.(That) We sent it down one night of blessing -- so that We could warn --
Küfre batanlarsa uyarılmış oldukları şeyden yüz çevirmektedirler.Yet the unbelievers turn away from the warning.
Dinleme bitirilince de uyarıcılar olarak kendi toplumlarına döndüler.When it was over they came back to their people, warning them:
Ben size uyarıyı çok önceden göndermiştim."I had announced the promise of doom in advance.
Ben size O'ndan gelmiş açıklayıcı bir uyarıcıyım.I give you a clear warning from Him.
Bu da ilk uyarıcılar gibi bir uyarıcıdır.He who warns you is one of the warners of old.
Doruk noktaya çıkmış, isabeti tartışmasız bir hikmettir o. Ama uyarılar yarar sağlamıyor.Containing consummate wisdom; yet warnings were of no avail.
Nasılmış benim azabım ve uyarılarım!How was then My punishment and My commination!
Ama nasıl oldu azabım ve uyarılarım!How was then My punishment and My commination!
Semûd da uyarıları yalanlamıştı.The Thamud rejected the warnings,
Lût kavmi de uyarıları yalanladı.The people of Lot rejected the warnings.
Hadi, tadın azabımı ve uyarılarımı!So now taste My punishment and My commination!
Yemin olsun, Firavun hanedanına da uyarılar gelmişti.The warnings came to the people of Pharaoh.
Allah size bir Zikir/bir uyarıcı/bir düşündürücü indirmiştir.God has indeed sent down a Reminder for you,
İçine bir güruh atıldıkça, onun bekçileri bunlara sorarlar: "Size hiçbir uyarıcı gelmedi mi?"Every time a crowd is thrown into it, its wardens will ask: "Did no warner come to you?"
O zaman bileceksiniz nasılmış uyarım!Then you will know the import of My commination!
Gerçek şu ki o, sakınanlar için tam bir uyarıcı ve düşündürücüdür.It is really a reminder for those who fear God and follow the straight path.
O dedi ki: "Ey toplumum! Hiç kuşkunuz olmasın, ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım."He said: "O my people, I warn you clearly
İnsan için bir uyarıcıdır.A warning for people --
Özür yahut uyarı için,To end all argument or to warn.
Artık uyar/düşündür! Çünkü sen bir uyarıcı/düşündürücüsün.Remind them; you are surely a reminder.
Doğrusu biz seni Hak (Kur'an) ile müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.And We have sent you with the truth to give glad tidings and to warn.
Biz, hanif olan İbrahim'in dinine uyarız. O, müşriklerden değildi.We follow the way of Abraham the upright, who was not an idolater."
Biz, peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz.We do not send apostles but to give good tidings and to warn.
Ben, sadece bana vahyolunana uyarım. De ki: Kör ile gören hiç bir olur mu?And say: "How can a blind man and a man who can see, be alike?
O, ancak apaçık bir uyarıcıdır.He is only a plain admonisher.
Ben sadece inanan bir kavim için bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim."I am only a bearer of warnings and bringer of happy news for those who believe."
De ki: Ben ancak Rabbimden bana vahyolunana uyarım.Say: "I follow only what my Lord reveals to me."
Bak ki uyarılanların (fakat inanmayanların) sonu nasıl oldu!So think of the fate of those who were warned (and took no heed).
Fakat inanmayan bir topluma deliller ve uyarılar fayda sağlamaz.But signs or warnings will be of no avail to those who do not believe.
Şüphesiz ki ben, onun tarafından size (gönderilmiş) bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.Verily I bring to you from Him a message of warning and rejoicing,
(İyi bil ki) sen ancak bir uyarıcısın. Allah ise her şeye vekildir.Yet you have been sent to warn alone, for God takes care of everything.
Andolsun, biz Nuh'u kavmine elçi gönderdik. Onlara: "Ben (dedi), sizin için apaçık bir uyarıcıyım.We sent Noah to his people (and he said): "I give you a clear warning.
Bunda sana gerçeğin bilgisi, müminlere de bir öğüt ve bir uyarı gelmiştir.Through them has the truth come to you, and guidance, and reminder to those who believe.
(Halbuki) sen ancak bir uyarıcısın ve her toplumun bir rehberi vardır.But you are only a bearer of warnings, and a guide for every nation.
De ki: Şüphesiz ben apaçık bir uyarıcıyım.And say: "I am a distinct warner,"
Seni de ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.And We have sent you only to give good news and to warn.
Biz resulleri, sadece müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz.We never send apostles but to convey happy tidings, and to warn.
Onlar ayetlerimizi ve uyarıldıkları şeyleri alaya almışlardır.They make a mockery of My revelations and of what they had been warned.
De ki: Ey insanlar! Ben ancak sizin için apaçık bir uyarıcıyım.Tell them: "O men, it's my duty to warn you clearly."
Ona bir melek indirilmeli, kendisiyle birlikte o da uyarıcı olmalıydı!Why was no angel sent to him to act as admonisher with him?
(Resulüm!) Şayet dileseydik, elbet her ülkeye bir uyarıcı (peygamber) gönderirdik.Had We pleased We could have raised a warner in every town.
(Resulüm!) Biz seni ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.Yet We have not sent you but to give good tidings and to warn.
İlgili Sayfalar