Ona bakanların yüzü ışıl ışıl parlar, Yüzleri utançtan kızarmaz.Chúng ngửa trông Chúa thì được chói-sáng, Mặt họ chẳng hề bị hổ thẹn.
Ona bakanların yüzü ışıl ışıl parlar, Yüzleri utançtan kızarmaz.Cînd îţi întorci privirile spre El, te luminezi de bucurie, şi nu ţi se umple faţa de ruşine.
Ona bakanların yüzü ışıl ışıl parlar, Yüzleri utançtan kızarmaz.Daleth. Hľadal som Hospodina, a ohlásil sa mi a vytrhol ma zo všetkých mojich strachov.
Ona bakanların yüzü ışıl ışıl parlar, Yüzleri utançtan kızarmaz.Hledal jsem Hospodina, a vyslyšel mne, a ze všech přístrachů mých vytrhl mne.
Ona bakanların yüzü ışıl ışıl parlar, Yüzleri utançtan kızarmaz.Ho cercato il Signore e mi ha risposto e da ogni timore mi ha liberato
Ona bakanların yüzü ışıl ışıl parlar, Yüzleri utançtan kızarmaz.Jag sökte HERREN, och han svarade mig, och ur all min förskräckelse räddade han mig.
Ona bakanların yüzü ışıl ışıl parlar, Yüzleri utançtan kızarmaz.Jeg søkte Herren, og han svarte mig, og han fridde mig fra alt det som forferdet mig.
Ona bakanların yüzü ışıl ışıl parlar, Yüzleri utançtan kızarmaz.Kateri gledajo vanj, bodo razsvetljeni in obličje jim ne zardi od sramote.
Ona bakanların yüzü ışıl ışıl parlar, Yüzleri utançtan kızarmaz.저희가 주를 앙망하고 광채를 입었으니 그 얼굴이 영영히 부끄럽지 아니하리로다
Ona bakanların yüzü ışıl ışıl parlar, Yüzleri utançtan kızarmaz.Los que a él miran son iluminados; sus rostros no serán avergonzados
Ona bakanların yüzü ışıl ışıl parlar, Yüzleri utançtan kızarmaz.Megkerestem az Urat és meghallgatott engem, és minden félelmembõl kimentett engem.
Ona bakanların yüzü ışıl ışıl parlar, Yüzleri utançtan kızarmaz.Minä etsin Herraa, ja hän vastasi minulle, hän vapahti minut kaikista peljätyksistäni.
Ona bakanların yüzü ışıl ışıl parlar, Yüzleri utançtan kızarmaz.Olhai para ele, e sede iluminados; e os vossos rostos jamais serão confundidos.
Ona bakanların yüzü ışıl ışıl parlar, Yüzleri utançtan kızarmaz.Orang tertindas berharap kepada-Nya dan bergembira, mereka tidak mempunyai alasan untuk menjadi malu
Ona bakanların yüzü ışıl ışıl parlar, Yüzleri utançtan kızarmaz.Se hen til ham og strål af Glæde, eders Åsyn skal ikke beskæmmes.
Ona bakanların yüzü ışıl ışıl parlar, Yüzleri utançtan kızarmaz.Toen ik de HERE zocht, heeft Hij mij geantwoord. Hij heeft mij uit mijn vreselijke kwelling gered.
Ona bakanların yüzü ışıl ışıl parlar, Yüzleri utançtan kızarmaz.Welche auf ihn sehen, die werden erquickt, und ihr Angesicht wird nicht zu Schanden.
Ona bakanların yüzü ışıl ışıl parlar, Yüzleri utançtan kızarmaz.Απεβλεψαν προς αυτον και εφωτισθησαν, και τα προσωπα αυτων δεν κατησχυνθησαν.
Ona bakanların yüzü ışıl ışıl parlar, Yüzleri utançtan kızarmaz.Погледнах към Него; и светнаха очите им, И лицата им никога няма да се посрамят.
Ona bakanların yüzü ışıl ışıl parlar, Yüzleri utançtan kızarmaz.הביטו אליו ונהרו ופניהם אל יחפרו׃
Ona bakanların yüzü ışıl ışıl parlar, Yüzleri utançtan kızarmaz.نظروا اليه واستناروا ووجوههم لم تخجل.
Ona bakanların yüzü ışıl ışıl parlar, Yüzleri utançtan kızarmaz.凡 仰 望 他 的 、 便 有 光 榮 . 他 們 的 臉 、 必 不 蒙 羞
Ona bakanların yüzü ışıl ışıl parlar, Yüzleri utançtan kızarmaz.凡 仰望 他 的 、 便有 光榮 . 他 們的臉 、 必不 蒙羞
Önce biraz şaşırdığımı hatırlıyorum. Ve sonra, utanç içinde kaldığımı.Recuerdo que primero me sentí un poco sorprendida y luego me embargó la vergüenza.
Önce biraz şaşırdığımı hatırlıyorum. Ve sonra, utanç içinde kaldığımı.Vzpomínám si, že jsem nejprve byla lehce překvapená a pak mě zalil stud.
Önce biraz şaşırdığımı hatırlıyorum. Ve sonra, utanç içinde kaldığımı.Zaskoczyło mnie to, a zaraz potem poczułam wstyd.
Önemli bir fak bulunmaktadır. Bu utanç verici olabilirdi.Există o diferență semnificativă.
Onlarla birlikte çalışmaktan utanç duyuyorum...Me avergüenzo de ser su colega...
Onlar siyahi olmaktan ötürü gurur duyabilirler ve utanç duymaktan vazgeçebilirler.흑인 불릴 부끄러워 생각 하지 않습니다.
Onlar siyahi olmaktan ötürü gurur duyabilirler ve utanç duymaktan vazgeçebilirler.Und Islam gibt ihm die Fähigkeit stolz zu sein und sich nicht zu schämen schwarz zu sein.
Onlar siyahi olmaktan ötürü gurur duyabilirler ve utanç duymaktan vazgeçebilirler.ولا تشعر بالعار لكونك رجل أسود.
Onu yanağından parlaklığını gün ışığı lamba erdirmez gibi, bu yıldızların utanç; gözleri cennetA fényerő az arcát lenne szégyen az csillagok, A napfény é egy lámpa, szeme az égben
Onu yanağından parlaklığını gün ışığı lamba erdirmez gibi, bu yıldızların utanç; gözleri cennetDe helderheid van haar wang zou schande die sterren, als daglicht doet een lamp; haar ogen in de hemel
Onu yanağından parlaklığını gün ışığı lamba erdirmez gibi, bu yıldızların utanç; gözleri cennetDie Helligkeit der Wange wäre schade, diese Sterne, Wie Tageslicht doth eine Lampe, die Augen in den Himmel
Onu yanağından parlaklığını gün ışığı lamba erdirmez gibi, bu yıldızların utanç; gözleri cennetJas její tváře by škoda těch hvězd, jako denní světlo Zdali lampy, oči v nebi
Onu yanağından parlaklığını gün ışığı lamba erdirmez gibi, bu yıldızların utanç; gözleri cennetJas jej tváre by škoda tých hviezd, ako denné svetlo Či lampy, oči v nebi
Onu yanağından parlaklığını gün ışığı lamba erdirmez gibi, bu yıldızların utanç; gözleri cennetJasność jej policzek to wstyd te gwiazdy, jak światło dzienne doth lampy, oczy w niebie
Onu yanağından parlaklığını gün ışığı lamba erdirmez gibi, bu yıldızların utanç; gözleri cennetKecerahan pipinya akan membuat malu bintang-bintang, Sebagai siang Adakah lampu, matanya di surga
Onu yanağından parlaklığını gün ışığı lamba erdirmez gibi, bu yıldızların utanç; gözleri cennet그녀의 뺨의 밝기는 일광이 램프 비롯되는으로 그 운명을 부끄러워 것이다, 그녀의 눈은 하늘에
Onu yanağından parlaklığını gün ışığı lamba erdirmez gibi, bu yıldızların utanç; gözleri cennetLa luminosité de sa joue ferait honte ces étoiles, Comme le jour doth une lampe, les yeux au ciel
Onu yanağından parlaklığını gün ışığı lamba erdirmez gibi, bu yıldızların utanç; gözleri cennetLjusstyrkan på hennes kind skulle hänga ut de stjärnor, som dagsljus doth en lampa, hennes ögon i himlen
Onu yanağından parlaklığını gün ışığı lamba erdirmez gibi, bu yıldızların utanç; gözleri cennetLuminozitatea de obrazul ei ar fi ruşine aceste stele, ca lumina zilei bărbat, o lampă, ochii ei, în cer
Onu yanağından parlaklığını gün ışığı lamba erdirmez gibi, bu yıldızların utanç; gözleri cennetLysstyrken af hendes kind ville skam disse stjerner, Som dagslys fortærer en lampe, hendes øjne i himlen
Onu yanağından parlaklığını gün ışığı lamba erdirmez gibi, bu yıldızların utanç; gözleri cennetO brilho de seu rosto teria vergonha dessas estrelas, como o dia doth uma lâmpada, seus olhos no céu
Onu yanağından parlaklığını gün ışığı lamba erdirmez gibi, bu yıldızların utanç; gözleri cennetSvetlost lica bi osramotiti zvezde, kot je dnevna svetloba doth svetilka, njene oči v nebesih
Onu yanağından parlaklığını gün ışığı lamba erdirmez gibi, bu yıldızların utanç; gözleri cennetЯркостта на бузата си срам тези звезди, като бял ден изяжда лампа, очи в небето
Onu yanağından parlaklığını gün ışığı lamba erdirmez gibi, bu yıldızların utanç; gözleri cennetЯркость щеке бы позором тех звезд, как дневной свет Станет ли лампа, глаза в небо
Onu yanağından parlaklığını gün ışığı lamba erdirmez gibi, bu yıldızların utanç; gözleri cennetהבהירות של לחיה היה מבייש אותם כוכבים, כמו אור תצמח מנורה; עיניה בגן עדן
Onu yanağından parlaklığını gün ışığı lamba erdirmez gibi, bu yıldızların utanç; gözleri cennetوسطوع خدها العار تلك النجوم ، وكما وضح النهار أدارك مصباح ؛ عينيها في السماء
Onu yanağından parlaklığını gün ışığı lamba erdirmez gibi, bu yıldızların utanç; gözleri cennet鳥が歌うと、それが夜ではなかったと思うだろうように明るく風通しの良い地域のストリームを介してか.--
Öyle büyük bir utancın içindeyken bile ağlamadım.Ani přes to všechno jsem nebrečela.
Öyle büyük bir utancın içindeyken bile ağlamadım. Hayır sorun değil.Nee het is in orde.
Öyle büyük bir utancın içindeyken bile ağlamadım.Nawet przechodząc przez taki wstyd, nie płakałam.
O yüzden ben bunu tercih ederim, evet, biraz utancınız varAsí que optaré por, sí, tenemos un poco de vergüenza.
O yüzden ben bunu tercih ederim, evet, biraz utancınız varDaher stimme ich für, ja, man hat etwas Scham.
O yüzden ben bunu tercih ederim, evet, biraz utancınız varDå röstar jag för: Du känner lite skam.
O yüzden ben bunu tercih ederim, evet, biraz utancınız varE io opterei per sì, provo un po' di vergogna.
O yüzden ben bunu tercih ederim, evet, biraz utancınız varEu aş opta pentru da, ai puţină ruşine.
O yüzden ben bunu tercih ederim, evet, biraz utancınız varIk zou kiezen voor: "ja, ik voel een beetje schaamte."
O yüzden ben bunu tercih ederim, evet, biraz utancınız varJe choisirais donc : oui, j'éprouve un peu de honte.