Halk; açık sebzecilik, meyvecilik ve seracılıkla uğraşmaktadır.Гусеницы питаются цветами и плодами живокости и аконитов.
Diğer ikisi de güya sarraflık ile uğraşmaktaydılar.Двое ребят сидели друг напротив друга и были разделены ширмой.
İlçe genelinde nüfusun bir bölümü tarımla uğraşmaktadır.Каждое из семи поколений основной серии посвящено новому региону.
Bir kısım aile arıcılık ile uğraşmaktadır.Крепко дерется наша часть за родную Отчизну.
11 yıl halk dansları yapmış halen dansla uğraşmakta.Кроме того, занималась бальными танцами на протяжении десяти лет.
Köye ilk yerleşen aileler hayvancılıkla ugraşmaktadırlar.Первыми постройками в селе были сараи для скота.
Edebiyatla uğraşmak adına subaylıktan ayrıldı.По увольнении из армии занялся литературной работой.
Sağlık ve egzersiz çalışmalarıyla uğraşmak için koleje dönmeyi planlamıştır.كانت تخطط للعودة إلى الكلية لدراسة الدراسات الصحية و ممارسة الرياضة.
Yalnızca edebiyat ile uğraşmaktaydı.ولكنها انتهت ليكرس نفسه فقط للأدب.
Bilimle uğraşmak bir prestij haline gelmeye başlamış ve etkilerini göstermeye başlamıştır.وقد بدأ الانشغال بالعلم في التحول إلى هيبة ومكانة عظيمة، وقد بدأ في إظهار وتوضيح التأثيرات.
Bozkurt halkının çoğu tarım ile uğraşmaktadır.معظم البنغلاديشيين كسب عيشهم من الزراعة.
Halen seramik sanatıyla uğraşmaktadır.يدخل في صناعة السيراميك.
Halkın çoğunluğu tütün ve şekerkamışı tarımı ile uğraşmaktadır.تشتهر البلدة بزراعة التبغ والقمح.
Evli ve iki çocuk babası olan Bayram Coşkuner' in çocukları da kendisi gibi müzikle uğraşmaktadır.حول أوروبا وأنجبا ثلاثة أطفال من بينهم كوزيما التي ألهمت الموسيقيين نفسها.
Bu varlıklarla uğraşmak tehlikelidir.صعوبة التعامل مع الاكساء.
Birkaç aile de arıcılıkla uğraşmaktadır.وتسكن غربة عدة عائلات.
Kelt müziği ile uğraşmaktadırlar.É um trabalho dedicado à música celta.
Karaaslan ailesi ticaretle de uğraşmaktadır.A comunidade arménia também se dedicou ao comércio.
Sabahları, en büyük zevki sazları ile uğraşmak olurdu.Meia hora mais tarde, estão prontos para fazer o gosto dos mais gulosos.
Şu an Google'da Go dilinin geliştirilmesi ile uğraşmaktadır.Suporte avançado para sistema de línguas de consulta semelhante ao Google.
Göç edenlerin yüzde 90'ı tekstil işi ile uğraşmaktadır.90% dos consumidores lêem documentos transacionais.
Babası tekstil işiyle uğraşmaktaydı.Seu pai fazia trabalhos manuais.
Halkın büyük bir kısmı, ilçenin adından da anlaşılacağı üzere, aşçılıkla uğraşmaktadır.De meeste namen van aartsengelen eindigen op el, een verwijzing naar (de naam van) God.
Reklamcılıkla uğraşmaktadır.De publiciteit wordt aangepakt.
Periyekler tarım ticaret ve zanaatla uğraşmak ve devlete vergi vermekle yükümlülerdi.De opdracht was kredieten te verlenen aan de land- en tuinbouwsector én met staatswaarborg.
Halkın %80'ine yakını tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktadır.Ongeveer 80% van de bevolking werkt in de landbouw en veeteelt.
Diğer ikisi de güya sarraflık ile uğraşmaktaydılar.De twee begroetten elkaar met een omhelzing en praatten enige tijd met elkaar.
Mitya bahçeden kaçmakla uğraşmaktadır.Maria probeert tevergeefs het paleis te ontvluchten.
Şimdi bununla uğraşmak zorundayım.We moeten hier nu mee omgaan.
Babası tekstil işiyle uğraşmaktaydı.Jego ojciec działał w branży tekstylnej.
1994 yılından beri kayak sporuyla uğraşmaktadır.Jarecka sporty walki uprawia od 1994 roku.
Bu arada Stan fesat ablasıyla uğraşmaktadır.Jej miejsce w Sejmie zajął Stanisław Fal.
McDonagh ayrıca sinema ile uğraşmaktadır.Sam Meyerhold także interesował się kinematografią.
Henri bu sefer de Latinlerle uğraşmak zorunda kaldı.Tym razem zajął się tym Pininfarina.
Sağlık ve egzersiz çalışmalarıyla uğraşmak için koleje dönmeyi planlamıştır.Planowała studiować kierunki związane ze zdrowiem i ćwiczeniami fizycznymi.
Mecnun'u depresyondan çıkarmak için uğraşmaktadır.Stara się wyciągnąć Honor z depresji.
Sadece bazı haneler hobi olarak bahçe işleriyle uğraşmaktadır.Przy swoim domu hobbystycznie zajmuje się ogrodnictwem.
Kızlarla uğraşmaktan ve onlarla alay etmekten zevk alır.Uwielbiał imprezować i spotykać się z dziewczynami.
Edebiyatla uğraşmak adına subaylıktan ayrıldı.Poza służbą w armii zajmował się literaturą.
Köy halkının bir kısmı küçük balıkçılık ile uğraşmaktadır.Część mieszkańców trudni się rybołówstwem.
Bu süre zarfında Şapur doğu sınırındaki Kuşan işgaliyle uğraşmak durumunda kalmıştı.För att ta sig dit var de tvungna att passera Borstbäcken i östlig riktning.
Babası tekstil işiyle uğraşmaktaydı.Föräldrarna arbetade inom textilbranschen.
3956 aile çiftçilikle uğraşmaktadır.2 936 personer är landslagsaktiva idrottare.
11 yıl halk dansları yapmış halen dansla uğraşmakta.11 років професійно займалася танцями.
Halen seramik sanatıyla uğraşmaktadır.Вони залучили до справи Серафима.
Babası avcılıkla uğraşmaktadır.Мій батько копав.
Babası tekstil işiyle uğraşmaktaydı.Jeho otec obchodoval s textilem.
Büyük bölümü nakliye işi ile uğraşmaktadır.Ta bude mít na starosti nákladní dopravu.
Bu dönemde ikinci Emevi halifesi olan I. Yezid İkinci Fitne gaileleri ile uğraşmakta idi.Pokud se v tomto utkání setkali již po druhé, je to utkání konečné.
Pakistan, Afganistan'dan gelen mültecilerin doğurduğu sorunlarla da uğraşmak zorunda kaldı.Útoku na Pákistánce se účastnili i černí potomci přistěhovalců z Jamajky.
Köy halkının bir kısmı küçük balıkçılık ile uğraşmaktadır.Malá část obyvatel se stále věnuje rybolovu.
Diğer siyah ve beyaz mahkûmlar onula uğraşmak isterler.A na to si stěžují Bílá a Černá sudička až u krále.
Vic ise iş yerindeki problemlerle uğraşmaktadır.Montelík má navíc problémy v práci.
Reklamcılıkla uğraşmaktadır.Věnoval se publicistice.
Çalışan nüfusun ise % 56,7'si tarım ile uğraşmaktadır.Zemědělství je neméně důležité, protože poskytuje obživu 55,4 % populace.
Yalnızca edebiyat ile uğraşmaktaydı.Potom se věnoval pouze literatuře.
İlk yerleşenler kervancılık ve hayvancılıkla uğraşmaktaydı.První osadníci se zabývali lesnickými pracemi a chovem zvířat.
Fotoğrafçılıkla uğraşmaktadır.Věnuje se fotografii.
Köylüler tarımla uğraşmanın yanında hayvancılıkla da uğraşmaktadırlar.Jsou schopni s nimi spolupracovat i při hlídání stád.
Köyde insanlar kendi ihtiyacını sağlamak amacıyla; hayvancılık ve tarımla uğraşmaktadırlar.V případě nutné potřeby musí být připraven se obětovat pro život a spásu stáda.