uğraşma ile cümle
uğraşma kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
"Culture Hacker" adlı köşesinde teknoloji ve eğlence kesişimi ile uğraşmaktadır.His column entitled "Culture Hacker" [8] deals with the intersection of tech and entertainment.
Henry'nin canavarı görmesinden çekinir fakat canavarın kaçmasıyla bununla uğraşmak zorunda kalmaz.Victor does not have to deal with that issue, however, because the monster has escaped.
Fransız-Kanada kökenlidir. Ablası Sandy, Maine'de yaşamakta ve atlarla uğraşmaktadır.His older sister, Sandy, lives in Maine and works with horses. He is of French-Canadian descent.
Aynı zamanda Sovyet hükümeti de kendi nükleer silahlarını geliltirmeye uğraşmaktaydı.Behind the scenes, the Soviet government was working on building its own atomic weapons.
Burada kendine acımak yok, etki için uğraşmak yok.There is no self-pity here, not a striving for effects.
Bu biraz alaycı, ama esasen ölümlülüğün ve hayatınla uğraşmakla ilgili.It's a little sarcastic, but it's pretty much about dealing with your mortality and life.
Savaş zamanı müttefikleriyle uğraşmak, yüksek komiser için büyük bir görevdi.Dealing with the wartime allies was a major task for the high commissioner.
Struycken bir vejeteryandır ve bahçeyle uğraşmayı sever.Struycken is a vegetarian and likes gardening.
İnsanlar periyodik açlık ve kıtlık dönemleriyle uğraşmak zorunda kaldı.People had to contend with periodic episodes of hunger and famine.
Diğerleriyle etkili bir şekilde uğraşmak için bazı şeylerden uzaklaşmak anlamına gelir."It implies withdrawal from some things in order to deal effectively with others."[1]
Üç Rus askeri ne yaptıklarını gördü ama onları durdurmak için uğraşmadı.[1]Three Russian soldiers saw what they were doing but did not bother to stop them.[29]
Nüfusun yüzde 42'sinden fazlası tarım ile uğraşmaktadır.Agriculture employs over 42 percent of the population.
IŞİD'in çekirdek bölgesindeki göçebe kabilelerle uğraşmaktan sorumlu.Responsible for dealing with nomadic tribes in the core region of IS.
Rejim ayrıca sadakati belirsiz bir halkla uğraşmak zorunda kaldı.The southern régime also had to deal with a citizenry of uncertain loyalty.
Seni kaybetmeyi başaranı, asla kazanmak için uğraşmayacaksın.Wer es schafft, dich zu verlieren, hinter dem musst du nicht herlaufen, um ihn wiederzugewinnen.
Bununla uğraşmakta iken 11 Haziran 1216 tarihinde öldü.Bevor es dazu kam, starb er am 11. Juni 1216.
Wittgenstein, İkinci Dünya Savaşı esnasında, yeniden uygulamayla uğraşmaya başlamıştır.Während des Zweiten Weltkriegs wurde Wittgenstein nochmals praktisch tätig.
Fotoğrafçılıkla uğraşmaktadır.Arbeiten mit Fotografie.
Pakistan, Afganistan'dan gelen mültecilerin doğurduğu sorunlarla da uğraşmak zorunda kaldı.Ergänzend wurde die Rückkehr der in Pakistan befindlichen afghanischen Flüchtlinge vereinbart.
Kavadar nüfusunun %85’i üzüm üretimiyle, bağcılıkla uğraşmaktadır.85 Prozent der Kunden von Jack in the Box kaufen das Essen entweder im Auto oder „zum Mitnehmen“.
Günümüzde sanayi sektörü ağırlıklı olarak çıkarılan madenlerin işlenmesi işlemi ile uğraşmaktadır.Der industrielle Sektor konzentriert sich heute auf die Verarbeitung der vorhandenen Bodenschätze.
Alan Ritchon oyunculuğun yanı sıra müzikle de uğraşmaktadır.Neben der Schauspielerei beschäftigt sich Ari Stidham auch noch mit Musik.
Lex’in içindeki Zod ise dünyayı yeni bir Kripton yapmak için uğraşmaktadır.Zod will die Welt der Menschen erobern, um ein neues Krypton unter seiner Führung zu erschaffen.
Bu varlıklarla uğraşmak tehlikelidir.Über diese Tatsachen zu reden werde gefährlich.
Otto bu durumla uğraşmak için Almanya'ya döndü.Anschließend kehrte Otto nach Deutschland zurück.
Halkı tarım, hayvancılıkla uğraşmakta, bir kısmı Lefkoşa ve Girne'de çeşitli sektörlerde çalışmaktadır.Sie ist bei Tieren und vielen (vor allem niederen) Pflanzengruppen verbreitet.
Hane reislerinin tamamı ziraatla uğraşmakta ve 14 kilelik arazide çiftçilik faaliyetlerini sürdürmekteydi.Trotzdem vererbt er seinen zehn Mägden und Knechten den gesamten Bauernhof.
Bu sayede, router'lar gereksiz yere yayın kopyalamaya uğraşmazlar.Router sollten directed broadcasts nicht weiterleiten.
Halk; açık sebzecilik, meyvecilik ve seracılıkla uğraşmaktadır.Unter den Früchten favorisieren sie süße und ölig-fleischige Früchte.
Şehirlerde yaşayan halk, ticaretle uğraşmaktaydı.In beiden Städten arbeitete er im Handel.
Bu gibi şeylerle uğraşmayı tercih ediyorum.Ich will mit diesen Menschen zu tun haben.
1975 yılından bugüne grafik ve karikatür sanatıyla uğraşmaktadır.Seit 1975 arbeitet er als Grafik-Designer und Karikaturist.
Dört-beş aile küçükbaş hayvancılık ile uğraşmaktadır.Vier oder fünf Knechte kümmerten sich um die Landwirtschaft mit ihren 50 Kühen.
İşlerini çocuklarına devretti ve çeşitli sosyal çalışma ve araştırmalarla uğraşmaya başladı.Bald gab er aber diese Karriere auf und widmete sich politischen und sozialen Studien.
Erfelek’te ilçe halkının büyük bir kısmı tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktadır.Die meisten Menschen im Vihiga County leben von Landwirtschaft und Viehzucht.
Bu gerçekten sevimsiz bir iş ama birilerinin bununla uğraşması gerek.Il est vrai que c'est une tâche ingrate, mais quelqu'un doit s'en occuper.
Kwolek, Kevlar'ın pratik uygulamaları geliştirmeyle çok fazla uğraşmadı.Cependant, Kwolek n'est pas très impliquée dans le développement des applications du Kevlar.
Ortak mal ve cemaat halinde bulunma anlayışından dolayı, ticaretle de uğraşmazlardı.Distinction entre les choses qui sont en commerce et celles qui n'y entrent point.
Onunla uğraşmak istemezsiniz.Vous ne devez pas vous en mêler.
Bu yasa ile kadınların sadece ev işleri ile uğraşması amaçlanmıştır.Cette loi ne vise que le travail des femmes.
Japonların Filipinler'i işgal ettiği 1941'e değin siyasetle uğraşmadı.Les Japonais attaquent et occupent les Philippines en 1941.
Bu gibi şeylerle uğraşmayı tercih ediyorum.Mais moi, je préfère sortir ainsi.
Lex ise yeni bir tehlike ile uğraşmak zorundadır.Irving les prévient d'un nouveau danger.
Her halukarda, Gallienus hala kendi dönemindeki birçok ayaklanma ile uğraşmak zorundaydı.Tout au long de son règne, Guillaume le Conquérant a dû faire face à de nombreuses rébellions.
Bu sırada sıradan ölümlülerin dertleriyle uğraşmak zorunda kalır.Il doit être compréhensible pour le commun des mortels.
Bir işle uğraşmayı sevmektedir.Ils préfèrent négocier.
Çocuklarla uğraşmanın iş hayatından daha zor olduğuna inanıyor.Il se plaint que c'est plus difficile pour un garçon.
Louis, işgali durdurmak için pek uğraşmadı.Gomez tente sans succès d'arrêter le combat.
Sürekli olarak eyaletlerde baş gösteren ayaklanmalarla uğraşmak zorunda kaldı.Il dut faire face à de constantes rébellions.
Yalnızca edebiyat ile uğraşmaktaydı.Il s'occupait de littérature.
11 yıl halk dansları yapmış halen dansla uğraşmakta.Elle suit alors des cours de danse pendant onze ans.
Halkın büyük çoğunluğu seracılıkla uğraşmaktadır.Mais l'Homme est, sur la plupart des choses, disputeur.
Çalışan nüfusun ise % 56,7'si tarım ile uğraşmaktadır.Le secteur tertiaire prédomine avec 56,9 % des emplois.
Ömer İnönü siyaset ile hiç uğraşmadı.La politique pénale adoptée n’est jamais sans conséquences politiques.
Köyün erkekleri balıkçılık ile uğraşmaktadır.Le village vit de la pêche.
Sadece bazı haneler hobi olarak bahçe işleriyle uğraşmaktadır.Elle-même s'occupe personnellement des jardins.
Halen seramik sanatıyla uğraşmaktadır.Il se lance dans la céramique artistique.
Ancak daha sonra da SD-6'dan daha güçlü olan bir örgütle, Mutabakat'la uğraşmaya başlar.Déterminée à détruire le SD-6, elle devient un agent double...
"AP gericidir, bölücü tahriklerle ve dini siyasete alet etmekle uğraşmaktadır" der.Toutefois, « le temps fait son œuvre parmi les élites religieuses et politiques judéennes ».
Genellikle tarım ve hayvancılıkla uğraşmakta olup, gelir düzeyi ile eğitim düzeyleri yüksektir.Plus généralement, il est lié au revenu et au niveau d’éducation.