Tuzlu topraklardan kaçınır.Odporna na zasolenie gleby.
Adını Eski Mısır'da mumyalama işlemi sırasında da kullanılan natron tuzundan almıştır.Używany był w starożytnym Egipcie do mumifikacji zwłok.
Alice ve arkadaşları ölümcül bir tuzağa yakalanmışlardır.Tilda i jej koledzy znajdują się w śmiertelnym niebezpieczeństwie.
Tuzlarının çözeltileri mavi floresans gösterir.Roztwory pirenu wykazują niebieską fluorescensję.
Bu tuzu suya dök ve yarın bana getir."Dajcie pączka na widelec, Bo już jutro jest popielec.
Tuz, ekmeğin lezzetini azaltır.Kiedy sól traci smak.
Doraemon, Dorayaki'ye bağımlı olmuştur ve Nobita'nın tuzaklarına kolayca kanar.Doraemon jest uzależniony od dorayaki i wpada w każdą pułapkę z nimi związaną.
Tuzlu Gölündeki Merkez Binası Kİ'yi çıkarıyor.Uchodzi do wysychającego słonego jeziora Telyköl.
Bir LFTR'de, toryum ve uranyum-233, taşıyıcı tuzlar içinde eritilerek sıvı bir yakıt oluştururlar.Tor i uran-233 w reaktorze LFTR rozpuszczone są w solach nośnych, tworząc płynną postać paliwa.
Bu noktada tuzağın alıcı şişeye boşaltılması gerekir.W miejscu zwężania się butelki umieszczona jest etykieta.
Sodyum klorürü (sofra tuzu) düşünün.Glutaminian sodu (ang.).
Üzerine tuz atılır.Podawany na słono.
Egenin tuzlu suları çocuk sesleriyle dolmuş.Utwory solowe na głos dziecięcy.
Tuz konsantrasyonu: Çoğu enzim çok yüksek tuz konsatrasyonuna dayanamaz.Większość szczepów jest odporna na wysokie stężenie etanolu.
İçinde bulunan tuz gölü, dünyanın en düz alanlarından biri olarak kabul görür.Woda wewnątrz jeziora jest jedną z najczystszych na świecie.
Şehir ayrıca zeytin ve tuzu ile de bilinmektedir.Miasto znane jest również z hodowli drzew oliwkowych i produkcji oliwy z oliwek.
Bu tuzların çözeltileri sarı-yeşil bir floresansa sahiptir.Zadnie Jatki mają bogatą florę.
Gölün etrafında hâlâ işlenmekte olan geniş tuz oluşumları bulunur.Wokół jeziora znajdują się rozległe tereny podmokłe.
Tuz karidesleri olarak da bilinirler.Znany również z solowej kariery.
Sodyum benzoat benzo asitin Sodyum tuzlarındandır.Aminowa pochodna kwasu benzoesowego.
Yüzey akıntısı ise ters yönde ve daha az tuzlu sudur.Wody powierzchniowe są słabiej zasolone od wód głębinowych.
Diğerleri ise tuz ve sistin bağlarıdır.Pozostałe to wiadukty i łącznice.
Şimdi Blade tuzağa düşmüştür.Tymczasem Blake przygotował zasadzkę.
Bu yiyecek çok tuzlu.To jedzenie jest bardzo słone.
Çorba çok tuzlu.Zupa jest bardzo słona.
Çorba çok tuzlu ve kötü.Zupa jest bardzo słona i niedobra.
Firavun’un tuzağı, tamamen sonuçsuz kaldı."När farao vägrar sänder Gud en mängd plågor över landet.
Salins, adını tuzlu sularına borçludur, banyo ve içme amacıyla kullanılır.Salins har fått sin namn för sitt salthaltiga vatten, använt för bad och som dryck.
Böylece ona bir tuzak kurmak istediler.De sätter därefter upp en plan för att lura in honom i deras fälla.
Komandolar tuzakları da tespit edebiliyor.De klarar också spårning.
Kuru olarak tuza yatırma: Bu yöntemde aynen yukarıdaki yol izlenir.Och låt dem inte gå med svajande gång för att dra uppmärksamheten till sina dolda behag.
Sözünde duran Gandi Mart 1930'da tuz vergisine karşı yeni bir satyagraha başlattı.Gandhi höll sitt ord och lanserade en ny satyagraha mot skatten på salt i mars 1930.
Bu özellikle kuru iklimlerdeki tuz gölleri için geçerlidir.Detta gäller särskilt saltsjöar i torra klimat.
Oysa uşak bir tuzak kurmuştur.Munkorg sätts på hunden som sedan angriper (en vadderad) figurant.
Bu bileşikler ve tuzlar özellikle bakterisid ve fungusit özellikleri nedeniyle kullanılır.Dessa föreningar och dess salter används primärt för sina bakteriedödande och antimögel-egenskaper.
Çoğu türler tuzculdur (halofittir), tuzlu toprakta büyürler.Många arter är halofyter, det vill säga de växer i salthaltig jord.
Pek çok durumda deniz suyundan daha fazla tuz konsantrasyonuna sahiptir.I många fall har saltsjöar högre koncentration av salt än havsvatten.
Bu işlemden sonra tuzun nem oranı %0,5 düşürülmüş olunur.Först efter ungefär en vecka har resteffekten sjunkit till under 0,5 %..
Bir Ewok tuzağına yakalanırlar.De lyckas ta en av dvärgarna till fånga.
Ve Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır" (Ali İmran: 54).Gud bärge hans själ bättre än han gjort därtill (dvs bättre än han kunde förtjäna).
Tuzluluk oranı binde 32,6, ortalama hızı 28 cm/saniye'dir.Salthalten är 32,6 promille och medelhastigheten 28 cm/s.
Düzenbazlar ayrıca zehirleri ve tuzakları kullanmakta da ustadır.Den bekämpas där med gift och fällor.
Dünyadaki bütün okyanuslardaki ortalama tuzluluk yaklaşık %3.5'tur.Salthalten i världshaven är relativt konstant, 3,5 procent.
Tatlı veya tuzlu olabilir.De kan vara antingen söta eller salta.
Valle de la Luna 'nın bazı yerleri tuz arz eder.Terrängen runt El Limón de la Luna är lite bergig.
Tuzunu ekleyip karıştırın.Sylta, safta och lägg in.
Altaussee günümüzde halen Avusturya'nın en büyük tuz yataklarına sahiptir.Gruvan är idag Österrikes största saltgruva.
Çünkü bu bir tuzak olabilir.Han fruktade därför att det kunde vara en fälla.
Salar de Uyuni'nin tuz kapasitesi yaklaşık 10 milyar ton olarak tahmin edilir.Salar de Uyuni består av uppskattningsvis 64 miljarder ton salt och litium.
Tuz etin her tarafına gelmeli etin tuzsuz bir kısmı kalmamalıdır.Snödrottningen skall inte tillföras någon flytande näring.
Buharlaşma olduğunda kalan su, tuzları çoğaltır.När vattnet kokats bort, återstår saltet.
Avrupa'da ise konserve ve tuzlanmış olarak da tüketilmektedir.I Europa mals det också ner och förpackas på konservburk.
Geri kalan yaklaşık % 80'i çamur düzlüğü, sığlık ve tuz bataklıklardan oluşur.Ca 60% av den totala tillrinningen kommer via Hjulån och Laxån.
Tuzağın dişleri aralık kalacak şekilde kapanır.Tändernas spetsar nöts kontinuerligt ned av födan.
Bu tuzlar R2AuX şeklindedir.Tekniskt sett var dessa lok av samma typ som Rb2-loken.
Desalinasyon, tuzsuzlaştırmaktır.Endast tillgänglig för nedladdning.
Arrhenius'un açıklamasına göre tuzlar, çözelti oluşturduklarında, yüklü parçacıklara parçalanıyorlardı.Arrhenius teori innebär att salter sönderdelades i enklare beståndsdelar, joner, när de löses i vatten.
Eskiden tuz at ve eşek arabaları ile çıkarılıyordu.Han hade tidigare provat på att sälja hamburgare och bilar.
Alice ve arkadaşları ölümcül bir tuzağa yakalanmışlardır.Dröm, hans vänner och familj är fångade i en mörk konspiration.
Bu tuzu suya dök ve yarın bana getir."Du skall hälla ut det på marken som vatten," (5 Mos.