Ana içeriğe geç
Sözlük

tutum ile cümle

tutum kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
9
ORT. KELİME
2 – 4 Ekim günleri arasında ordunun tutumu belirleyici olmuştur.In de periode van 2 tot 4 oktober speelde het Russische leger een cruciale rol.
Bu tutumuna rağmen, Bart bazen küçük düşmeye razı olabilir, eğer bu annesini memnun edecekse.Hoewel het soms wat stroef verloopt, kan Blanca haar vader wel verdragen.
Aksine özgürlükçü tutumunu duymuş olduğum bir isim.Dit is de vrijheid waar men het over heeft wanneer het gaat over de vrije wil.
Ağırlıklı olarak milliyetçi ve muhafazakâr bir tutum içinde oldu.Hij groeide op in een grootburgerlijk en beschermd milieu.
Sosyal baskınlık yönelimi, sosyal baskınlık kuramının bireysel tutumsal yönüdür.Persoonlijke psychologische repressie wordt gelinkt aan sociale repressie.
Hanımların bu tutumu Falstaff'i biraz utandırır.Hij inspireerde tot het personage van Falstaff.
Bunun sebebi meşrutiyetçi tutumu olabilir.Misschien omdat ze geremd is.
Ayrıca tutumlu ve çalışkan birisi olarak gösterilmiştir.Anderen beschouwen hem als een toegewijde, hardwerkende man.
Coventry ise buna karşıt bir tutum göstermiştir.Garrett daarentegen gooide op een totaal andere manier.
Irkçı insanların göstermiş olduğu bu tutuma ise "ırkçılık" adı verilmektedir.Sommige tegenstanders van de stroming noemen het indigenisme dan ook racistisch.
Mısır'ı kurtarmış olan üvey annesi Şecer-üd-Dürr'e hakaretkar tutumlar gösterdi.Bij haar geboorte werd zij door haar moeder (die zij nooit heeft gekend) ter adoptie afgestaan.
Manastır'daki tutumu ilk günden beğenmemiştim.Het klooster mocht aanvankelijk nog niet zijn eigen prior kiezen.
Diğer tarafta Kartacalılar Roma Donanması'nın tutumunun ne olacağını görmek için beklemedi.Het Pontische leger probeerde er voor te zorgen dat Romeinen niet de kust van het eiland wisten te bereiken.
Hristiyan Birlik (ChristianUnion - CU) ise daha merkezde yer alan tutumuyla öne çıkmaktadır.Binnen de ChristenUnie zou De Boer later ook een centrale positie innemen.
Eleştirmenlerin şarkı hakkındaki tutumları genelde olumlu yönde oldu.Zijn oordeel over de moslims was overwegend positief.
Sparta'nın bu konudaki tutumu oldukça katıdır.Sparta zaznała wówczas względnego spokoju.
Sosyal konularda muhafazakar bir tutum izler.PiS w kwestiach społecznych prezentuje konserwatywne stanowisko.
Henry Anne'in bu tutumundan hoşlanmıyordu.Ten brak realnej władzy nie podobał się Henrykowi.
Aksine özgürlükçü tutumunu duymuş olduğum bir isim.Krytyce poddaje się też pojęcie wolnej woli.
Manastır'daki tutumu ilk günden beğenmemiştim.Początki własności klasztoru lubiąskiego na Opolszczyźnie.
Fransa'ya bağlanma yanlısı harekete karşı kararlı bir tutum sergiledi.Uważał, że należy jak najszybciej dokonać inwazji na Francję.
Almanya'nın takınacağı tutum devletin güvenliği için son derece önemliydi.Dla Niemiec utrzymanie w panowaniu Bałtyku było bardzo ważne.
Bu tutumda, etiğin temelleri dinîdir.Osobą w danej sytuacji zajmuje się etyka troski.
Ancak o kendisini aktör ve yazar olarak tanıtır, ozan olarak adlandırılmasına alaycı bir tutum takınırdı.Powszechnie znany tylko jako kompozytor, nad czym wielce ubolewał.
Mustafa Asim Efendi çok tutumlu olduğu için öldüğünde büyük bir servet miras bırakmıştir.Regina Protmann zmarła pozostawiając po sobie wielkie dziedzictwo.
Rydberg, dogmatik kiliseye karşı saldırgan tutum sergiledi.Rudolfa cechowała bardzo chwiejna postawa wobec Kościoła.
Bu tutum sınırın her iki yakasında da önemli büyüklükte milli azınlıkların ortaya çıkışına vesile oldu.Spowodowało to olbrzymi zator na granicy obu krajów.
Ama bir süre sonra yeni bir şogunun başa geçmesiyle Japonların uysal tutumu değişmeye başladı.Zaraz po objęciu przez niego stanowiska Japonia stanęła w obliczu gwałtownych zmian.
Bart'ın isyankâr tutumu, Springfield İlkokulu'nda onu rahatsızlık verici bir öğrenci yapmıştır.Bart har en rebellisk attityd som gjort honom till en störande elev på Springfield Elementary School.
Bu tutumunu Gaveston'ın 1312'de öldürülmesinden sonra da sürdürdü.Gaveston lönnmördades 1312.
İsveç ayrıca eşcinsellik konusunda da özgürlükçü bir tutuma sahiptir.Queerdans syftar också till frihet vad gäller könsidentitet.
Ancak yanlış tutum ve davranışları onun yanlış anlaşılmasına yol açmıştır.Deras handlingar och beteenden tolkas dock som onda.
Nesnelerle, genel anlamda dünyayla kurulan bağ, yaşama karşı takınılan tutum onu yeni yapar.Ja, om jag komme mitt i det förlovade land, till Värmland jag ändå återvänder.
Ama sonra bu tutumdan vazgeçer ve onunla evlenir.Han ber senare om ursäkt och de gifter sig.
Bu tutumun günümüzde de devam ediyor olması işi daha da kötüye götürmektedir.Denna hållning tenderar att bli mer tydlig med tiden då skadan försämras.
Dolaylı tutumun askeriyede uygulanışı da aynı mantığı içermektedir.Samma psykologiska effekt kan man tala om när det gäller kavalleriet.
Fakat bu aşırı fanatik Katolik Haçlı tutumu hakkında tenkit bulunmamaktadır.Detta requiem följer följer dock inte den katolska mässan.
Bu taraftar grupları futbolculara karşı ırkçı tutumlarıyla da tanınır.Känd är ju också hans härtåg mot grekerna.
Bu tutumlar şöyledir: Teorik: Başat ilgi alanı doğruluğun bulunması olan kimseler.Dessa är riktlinjerna: Journalistens första förpliktelse är mot sanningen.
Frederic’in savaştan kaçtığı zamanlarda gösterdiği tutumun tam aksi bir tutum sergiler.Det är oklart exakt om hur Fredrik bragtes om livet.
Buna karşın bu tutum kilise içinde yeni bölünmelere yol açtı.Under förföljelsen hade ett nytt svårt problem uppstått inom kyrkan.
Sosyal baskınlık yönelimi, sosyal baskınlık kuramının bireysel tutumsal yönüdür.Vilken form av social kontroll som används beror på samhällets sociala komplexitet.
Çin'in terörizm ile savaştaki tutumu ülkeyi diplomatik yolla ABD ile işbirliğine yöneltti.Позиція Китаю у війні проти тероризму дипломатично приблизило країну до Сполучених Штатів.
Aslında bu kent saldırılmayı gerektirecek bir uygulama ya da tutum içinde değildir.В місті не можна атакувати чи користуватися магією.
Ama 1320'lerde, Edward'ın yeni gözdesi Despenser ailesine karşı uzlaşmaz bir tutum takındı.Проте в 1303 році Едуард I почав шукати іншу наречену для сина.
Tapınak Şövalyeleri ve Hospitalier Şövalyeleri'nin tutumları daha karışıktı.Втім більше цікавився лицарськими турнірами та війнами.
Yani karamsar bir tutum içine girmişti.Входи були засипані ґрунтом.
Bu tutum onları uygarlık karşıtlığına götürmüştür.Ця робота вберегла його від участі в громадянській війні.
Dolaylı tutumun askeriyede uygulanışı da aynı mantığı içermektedir.Сам процес отримання військ також умовний.
Bu tutumun günümüzde de devam ediyor olması işi daha da kötüye götürmektedir.Ця втрата з кожним днем ​​все більше і більше буде здаватися важчою.
Aksine özgürlükçü tutumunu duymuş olduğum bir isim.Stejně jako v případě příjmení Svoboda odkazuje na svobodný status nositele.
Manastır'daki tutumu ilk günden beğenmemiştim.Na začátku však do kláštera vstoupit nechtěla.
Genellikle aşırı milliyetçi bir tutum takındı.Zpravidla cizí státní příslušník.
Avrupa ülkelerinde eşcinsellere yönelik saldırılar ve homofobik tutumlar vardır.Ženy musejí rovněž řešit homofobní útoky na svůj dům.
Fransa ile barış yapmakla beraber II. Richard İrlanda'ya karşı çok değişik bir politik tutum uyguladı.Zatímco s Francií se Richard snažil o mír, k situaci v Irsku se postavil zcela jinak.
Üstsüzlüğe yönelik tutumlar zaman ve kültürler içinde farklılıklar göstermiştir.Preference opálené kůže se v různých obdobích a kulturách lišila.
Bu tutum Pers geleneğinde alışlılageldik bir durum değildir.U vzdušných sil tomu nebývá zvykem.
Hiççilik bir tutum olarak hiçlik'i benimser .Hrál jsem jako beze smyslů.
Lavan'ın tutumu da değişti.Postava Lary se také změnila.
2 – 4 Ekim günleri arasında ordunun tutumu belirleyici olmuştur.Între 2 și 4 octombrie, poziția armatei a fost factorul hotărâtor în criză.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod