Ama sonra bu tutumdan vazgeçer ve onunla evlenir.Aceasta îl droghează și se mărită cu el.
Diğer ülke hükümetleri de benzer tutumlar alarak, aynı konuda açıklamalar yapmıştır.Guvernele din alte țări au urmat exemplul și a emis anunțuri similare.
Birçok Sisamlı Lade'de kendi generallerinin tutumundan dolayı dehşete düşmüştü.Mai apoi Sofronie însuși s-a temut de mare amploare a mișcării sale.
Aksine özgürlükçü tutumunu duymuş olduğum bir isim.Acolo a devenit cunoscută pentru stilul de viață libertin.
Bu tutuma paralel olarak da İngiliz taraftarlığı söz konusudur.Într-o oarecare măsură, acest tip de venerație este împărtășit și de anglicani.
Frederic’in savaştan kaçtığı zamanlarda gösterdiği tutumun tam aksi bir tutum sergiler.De fapt, prusacii au câștigat bătălia din momentul în care Frederic a fugit.
Başlangıçta, Müslüman Kardeşler Şii İslam'a karşı bir tutumda değildiler.La început, Adelchis nu a avut succes în confruntările cu musulmanii.
Bu tutumuna rağmen, Bart bazen küçük düşmeye razı olabilir, eğer bu annesini memnun edecekse.Când era plecat, uneori Matt îl ruga să aibă grijă de fermă.
İngiltere Kilisesi'nin katı tutumunun değişmesinde önemli pay sahibidir.Încă înainte de reformă, regele Angliei exersa o influență considerabilă asupra Bisericii engleze.
Gelecekteki ya da kaçınılmaz olduğu düşünülen olaylar karşısında boşvermişlik benzeri bir tutum.O atitudine de resemnare în fața unor viitoare evenimente sau fapte care sunt considerate inevitabile.
Siz koşullarınızı değiştiremezsiniz, fakat tavır ve tutumunuzu değişitirebilirsiniz.Existența ta se poate schimba, posibilitățile tale se pot schimba, perimetrul tău se poate schimba.
Okulda başarılı olmasına karşılık isyancı bir tutum gösterdi.La școală s-a remarcat repede ca rebel.
Bu tutumlar şöyledir: Teorik: Başat ilgi alanı doğruluğun bulunması olan kimseler.Se pot face câteva observații: orice gen ziaristic trebuie să aibă, ca punct de pornire, fapte din realitate.
Tutumu çok hoş.Are maniere foarte bune.
Beran'ın demokrasiye karşı kararsız bir tutumu olmuştur.Beran a demokráciára ellentmondásosan tekintett.
Diğer canlılara karşı Son derece agresif bir tutum sergilerler.Rendkívül agresszívek minden más élőlénnyel szemben.
Aksine özgürlükçü tutumunu duymuş olduğum bir isim.Nem is beszélve a szabad kilátás nyújtotta látványt, és szabadság-érzet élményt.
Sekterce tutumlar yerine sosyalist hümanizmanın hoşgörüsü seçti.A kényelmesség helyett inkább a spirituális egészséget választották.
Hükümetin bu tutumu kitleler tarafından tepkilerle karşılandı.A hatalom erre tömeges letartóztatásokkal válaszolt.
Roosevelt’e göre bu tutum Amerika’nın savaşa katılımına zorlamıştır.Reynaud megkísérelte rávenni Rooseveltet, hogy lépjen be az USA a háborúba.
Şiirlerinde halkçı ve gerçekçi bir tutum sergilemiştir, 1983'te hayatını kaybetmiştir.Miller realisztikus és sötét stílusával ott folytatta munkáját a sorozaton, ahol 1983-ban abbahagyta.
Kralın bu mutlakiyetçi tutumu kralcıları sevindirdi.Ezt a merész cselekedetét a király is megelégedéssel nyugtázta.
Sonuçta nedenleri olan bir durum ve birdenbire ya da kalıtımsal olarak ortaya çıkmış bir tutum değildir.Azért nincs, mert előbb-utóbb a feledés homályába merül.
Bu beklenmedik olay karşısında Ev Sahibi’nin tutumu ne olacaktır?Mi köze mindehhez a városban váratlanul megjelent őshüllőknek?
Bu nedenle Ali Koç, ailesindeki bir tutumu değiştiren isim oldu.Paul Varjaknak hívják, nem jó kulcsot kapott az új otthonához.
Uygulanan apre türüne göre yumuşak ya da diri tutumlu olabilir.Példánytól függően lehet finoman szálas vagy pelyhes felületű.
Agnostik ateizm – Hem ateizmi, hem de agnostisizmi kapsayan bir felsefî tutum.Az agnosztikus ateizmus olyan filozófia, amely az agnoszticizmust és ateizmust magában foglalja.
Bu tutum 1771 yılında Luigi Galvani'nin yaptığı deneylerle başladı.Heidän tutkimuksensa ratkaisivat ongelman, jonka Luigi Galvani oli havainnut jo 1771.
Biçimdeki ve içerikteki yeni romantikçi bu tutumdan Hesse daha sonraları vazgeçmiştir.Näistä uusromanttisista muodon ja sisällön piirteistä Hesse luopui myöhemmin.
Bu tutumunu Gaveston'ın 1312'de öldürülmesinden sonra da sürdürdü.Gavestonin vihamiehet teloittivat hänet vuonna 1312.
Aksine özgürlükçü tutumunu duymuş olduğum bir isim.Vankkoja tunnettiin erityisesti sananvapauden puolestapuhujana.
Mısır Hükümeti, 1939 yılı Eylül ayında aynı tutumu Almanya'ya karşı takınmıştır.Syyskuussa 1939 Egyptin hallitus oli toiminut samoin Saksan kanssa.
Hindistan Pakistan'ın bu tutumuna karşı saldırı başlatarak karşılık vermiştir.Pakistan ilmoitti kostavansa, jos Intia hyökkää.
Bunun nedenini Avusturya elçisinin tutumunda bulmaktaydı.Itävalta kutsui toimenpiteen vuoksi suurlähettiläänsä kotiin Washingtonista.
Başlangıçta, Müslüman Kardeşler Şii İslam'a karşı bir tutumda değildiler.Alkuislamilaisuudessa Muhammed ei pakottanut ei-muslimeja kääntymään heti islaminuskoon.
O değişken bir tutum takındı.Hän on omaksunut joustavan asenteen.
20. yüzyılın son on yılı boyunca Almanya, göçmenlere karşı tutumunu değiştirmiştir.Κατά την τελευταία δεκαετία του 20ου αιώνα, η στάση της Γερμανίας για τους μετανάστες άλλαξε.
Bu tutumu ve mizacını açığa vuran çok sayıda anekdot bulunmaktadır.Σήμερα υπάρχουν πολλές συνταγές οι οποίες μιμούνται αυτή την όψη και γεύση.
KGB başkanı Vladimir Kryuçkov Şevardnadze'nin bu tutumunu destekliyordu.Απαντώντας σε αυτό ο πρόεδρος της KGB, Βλαντιμίρ Κρυουτσκόφ, τον υποστήριξε.
Aksine özgürlükçü tutumunu duymuş olduğum bir isim.Ομοίαζαν με την Αίρεση του Ελεύθερου Πνεύματος.
Roosevelt’e göre bu tutum Amerika’nın savaşa katılımına zorlamıştır.Ο Φρίντμαν πίστευε πως οι ΗΠΑ έπρεπε να αναμιχθούν στον πόλεμο.
Bu bir çeşit tezatlı tutum olarak görülebilir.Dette kan ses som en form for apologetik.
Bu tutumu İstanbul'da yanlış yorumlara neden oldu.Han begrundede det med den ustabile situation i Europa.
1898 - Émile Zola, Fransız Hükümetini anti-semitist tutumundan dolayı eleştirdiği için hapse girdi.1898 - Émile Zola bringes for retten anklaget for injurier mod præsidenten med sin J'Accuse.
İsveç ayrıca eşcinsellik konusunda da özgürlükçü bir tutuma sahiptir.Island har et liberalt forhold til rettigheder for homoseksuelle.
Bu tutum sınırın her iki yakasında da önemli büyüklükte milli azınlıkların ortaya çıkışına vesile oldu.Den nye grænse skabte nationale mindretal på begge sider af grænsen.
Dinlere karşı olan bu sert tutum, eğitim sisteminde de kendini gösteriyordu.Kun den opstandne selv kunne åbenbare sig for disciplene.
Hiççilik bir tutum olarak hiçlik'i benimser .Intet er i modsætning til ingenting ikke negation af noget.
Fakat, bu kültürel etkileşim Sasani dini uygulamalarını ve tutumlarını Kuşanlar'a yaymadı.Denne kulturelle udveksling spredte dog ikke sassanidernes religiøse adfærd eller holdninger til Kushanriget.
Henry Ford'un çalışanlarına karşı özel bir tutumu vardı.Henry Ford hadde veldig bestemte tanker om sine ansatte.
Beran'ın demokrasiye karşı kararsız bir tutumu olmuştur.Beran var noe ambivalent innstilt overfor demokrati.
Argumentum ad populum, ya da Ortak Tutuma Başvurma Safsatası.Argumentum ad personam, utskjelling, eller utskjellende personangrep.
Ama SSCB'nin tutumu belirgin bir biçimde değişti.Skriveformen for Espe har endret seg mye.
Henry Anne'in bu tutumundan hoşlanmıyordu.Christian V likte ikke situasjonen.
Sosyal konularda muhafazakar bir tutum izler.Partiet har en konservativ posisjon i sosiale spørsmål.
Sosyal baskınlık yönelimi, sosyal baskınlık kuramının bireysel tutumsal yönüdür.Sosialt nederlag er en form for sosialt stress.
William of Ockham tutumluluk ilkesini getirdi.Michele klarte å få William av Ockham på sin side.
Diğer ülke hükümetleri de benzer tutumlar alarak, aynı konuda açıklamalar yapmıştır.Regjeringer i andre nasjoner har fulgt opp og kommet med lignende erklæringer.
Sosyalist liderin olumlu tutumu sayesinde Suarez reformlarına devam edebilmişti.Som demokratisk valgt statsminister fortsatte Suárez de politiske reformene.
Sparta'nın bu konudaki tutumu oldukça katıdır.Hedda virker imidlertid lite interessert i dette.