Okuldaki tutum ve davranışlarından yetersiz almış ve öğretmenlerini pek sevemememiştir (4).Han blir mobbet av de andre elevene på skolen, og er ikke særlig godt likt av lærerne.
737-300’e göre daha tutumlu olmak için daha az yolcuyla daha uzun mesafe’ye uçmaktadır.747-300SR er et kortdistanse-, høykapasitets innenriksfly.
Balıkesir Kongresi gibi bağımsız tutumunu sürdürmüştür.Hun er politisk aktiv som uavhengig i Overhuset.
Hanımların bu tutumu Falstaff'i biraz utandırır.Dette gjør Francois enda mer upopulær.
Bu tutumu bazı ulusalcı yazarlar tarafından eleştirildi.At dette er en feiltagelse er påpekt av en rekke forfattere.
Darcy’nin Elizabeth’e karşı tutumu artık yumuşamıştır ve Georgiana Elizabeth’i ilk gördüğü an sever.Hati Mr. Darcy melunak dan Georgiana langsung menyukai Elizabeth.
Bunun sebebi meşrutiyetçi tutumu olabilir.Hal tersebut mungkin disebabkan kepatutan politik.
KGB başkanı Vladimir Kryuçkov Şevardnadze'nin bu tutumunu destekliyordu.Vladimir Kryuchkov, ketua KGB, mendukung rencana itu.
Hindistan Pakistan'ın bu tutumuna karşı saldırı başlatarak karşılık vermiştir.India menyalahkan Pakistan atas serangan itu.
Çizgide görülen tutumluluğun benzeri yazıda da görülmektedir.Ia juga meninggalkan garis yang terlihat di atas kertas.
Özbekistan, Devlet Başkanı İslam Kerimov'un ölmesinden sonra bu tutumundan tamamen vazgeçti.Ia pernah sebentar menjadi Penjabat Presiden Uzbekistan setelah kematian Islam Karimov.
Ailesi oğullarının bu tutumunu anlamazlar.(İkili - Mícha ve Háta: "Oğlumuz kızı istemiyor.Di antara kamu janganlah ada yang mempersembahkan anak-anaknya sebagai kurban bakaran.
Aksine özgürlükçü tutumunu duymuş olduğum bir isim.Namun, ada pengecualian tertentu terhadap kebebasan berbicara.
Henry Anne'in bu tutumundan hoşlanmıyordu.Ibu Hendra tetap tak suka dengan tindakan mengangkat anak ini.
2. Davranış, tutum, tavır: “Bambaşka bir hâliniz vardır sizin.Mereka berdua berkata, “Hai Ukasyah!
Bu istifayla birlikte İngiliz yanlısı tutumundan vazgeçerek milliyetçilerin safına geçti.Ini pada gilirannya menggansir tugas-tugas pengamanan Inggris secara keseluruhan.
Kralın bu mutlakiyetçi tutumu kralcıları sevindirdi.Maka Raja Mataram yang malang itu merasa lega.
Henry Ford'un çalışanlarına karşı özel bir tutumu vardı.Henry Ford có những ý tưởng rất đặc biệt về các quan hệ với công nhân.
KGB başkanı Vladimir Kryuçkov Şevardnadze'nin bu tutumunu destekliyordu.Chủ tịch KGB Vladimir Kryuchkov ủng hộ kế hoạch này.
Bu bir çeşit tezatlı tutum olarak görülebilir.Đây được cho là một hình thức dịch vụ mới mẻ.
Olaylardan Stalin'i sorumlu tutmak doğru bir tutum sayılmaz.Tuy nhiên, cũng là không công bằng nếu quy mọi trách nhiệm cho Stalin.
Ama SSCB'nin tutumu belirgin bir biçimde değişti.Nhưng kể từ khi có PC tình hình hoàn toàn thay đổi.
Paulo, ona eşlik eder ve İnci'ye karşı alaycı bir tutum sergiler.Paulo đồng hành cùng cô, và liên tục có những hành vi mỉa mai châm biếm khi ở trạm Pearl.
Rydberg, dogmatik kiliseye karşı saldırgan tutum sergiledi.Heinrich trả lời với một hội đồng tôn giáo đối lập của mình.
Aksine özgürlükçü tutumunu duymuş olduğum bir isim.Giờ đây, quan điểm của ông nghiêng về chủ nghĩa tự do.
Bu beklenmedik olay karşısında Ev Sahibi’nin tutumu ne olacaktır?Nhưng nếu chủ nhân hiện tại phản đối thì sao?
2. Davranış, tutum, tavır: “Bambaşka bir hâliniz vardır sizin.二人称は主に「あなた」「あんた」。
Diğer canlılara karşı Son derece agresif bir tutum sergilerler.他の生物に対して積極的に突進攻撃を仕掛ける。
II. Urbanus bu talebi pozitif tutumla karşıladı.ウルバヌス2世はこれを快く受け入れた。
Komünistlerin siyasi tutumlarından hayal kırıklığına uğrayarak partiden ayrıldı.あなたは、政党から見放されてよかった。
Birbirleri ile yardımlaşmaya açık ve misafirperver bir tutum sergilemektedirler.互いに助け合い、あたたかな町をつくります。
Ama SSCB'nin tutumu belirgin bir biçimde değişti.「LSDは僕の頭をすっかり変えてしまった。
Aksine özgürlükçü tutumunu duymuş olduğum bir isim.思想の自由に殉じた殉教者とみなされることもある。
Ama bu tutumlarına karşın daha sonraları üyeleri çok ünlü olacaktır.前述のように、後者は後に大きな人気を得ることになる。
Ancak bu tutum bilgeliklerini çürüttükleri insanlar tarafından bir bilge olarak sanılmasına yol açar.そのため賢者の石の力で完全な人間になりたいと強く願っている。
Mısır Hükümeti, 1939 yılı Eylül ayında aynı tutumu Almanya'ya karşı takınmıştır.1939年9月の段階で、エジプト政府はドイツに対して国交を断絶していた。
Çoğu eleştirmene göre şarkının başarısı büyük oranda bu tutumdan kaynaklıdır.曲の多くは彼の熱心なクリスチャニティを反映してそのベースが信仰的なものになっている。
İzci, tutumludur.斥候、哨戒。
Hiççilik bir tutum olarak hiçlik'i benimser .意味もなくおなじ行為を繰り返す。
27 Mayıs'a karşı tutum kınandı.この告発状は5月27日に受理された。
Ama sonra bu tutumdan vazgeçer ve onunla evlenir.そして、貴子はこれを受け入れ、結婚することになる。
Ancak bu “intisap” etmenin göstermelik bir tutum olduğu anlaşılmaktadır.しかし、この『死』は必要不可欠なものであった。
Diğer tarafta Kartacalılar Roma Donanması'nın tutumunun ne olacağını görmek için beklemedi.港内のカルタゴ軍は、ローマ艦隊の動きをだまって見ていたわけではない。
Bu tutum sınırın her iki yakasında da önemli büyüklükte milli azınlıkların ortaya çıkışına vesile oldu.この決定は、新たな境界の両側にそれぞれマイノリティを残した。
Manastır'daki tutumu ilk günden beğenmemiştim.ホスを転入初日から気に入っている。
Tutumu ve çalışkanlığıyla Hollanda'da iyi bir izlenim bıraktı.オランダで活躍していた時期、その強さと美貌で絶大なる人気を誇った。
Güney ve Orta Amerika ile Afrika'daki devrimleri destekleyici bir tutum aldı.南アフリカの体制変更に関して、国連と米国に強い憎しみを抱いており、復讐を誓っている。
Bundan sonra Mısır'ı kurtarmış olan üvey annesi Şecer-ül-Dürr'e hakaretkar tutumlar gösterdi.唐后の母は唐后を産んだ後別の男(帥宮)の妻になり娘(吉野の姫)を産んでいた。
Fransa'ya bağlanma yanlısı harekete karşı kararlı bir tutum sergiledi.フランスも接収などの厳しい措置をとった。
2 – 4 Ekim günleri arasında ordunun tutumu belirleyici olmuştur.10月2日到4日,军队的立场起到了决定性作用。
Mısır Hükümeti, 1939 yılı Eylül ayında aynı tutumu Almanya'ya karşı takınmıştır.1939年9月,埃及政府对德国作出过相同举动。
Kralın bu muhalefeti, kabinesinin üyeleri arasındaki Broqueville tutumunu eleştirel bir biçimde zayıflattı.对国王的反对减弱了布罗克维尔在他的内阁成员之中的位置。
Ancak daha sonra Ehman bu şüpheci tutumunu değiştirmiştir.法屬以後,事情漸變。
Bu noktadan sonra Madonna, babasına kızmaya başladı ve isyankar bir tutum geliştirdi.此時,瑪丹娜開始對她的父親感到憤怒長達十年,並且養成了一個叛逆的態度。
Aksine özgürlükçü tutumunu duymuş olduğum bir isim.《花花公子》以言論傾向自由主義聞名。
Diğer ülke hükümetleri de benzer tutumlar alarak, aynı konuda açıklamalar yapmıştır.如果其它國家作出類似的舉動,我們也會表達關注。
Nadide, oğlunu da tıpkı ailesinden gördüğü gibi aşırı korumacı bir tutumla yetiştirmiştir.高蠆也讓兒子高彊拜見韓起,韓起也說出對欒施一樣的評語。
Kendi buna tutum dese de tam manasıyla cimridir.桓玄亦利用這個擔憂勸說殷仲堪,但殷仲堪始終遲疑。
Hekimoğlu Ali Paşa, Rusların saldırgan tutumundan kuşkulanmaktaydı.巴麦尊勋爵长久以来都猜疑、敌视俄国。
Nüfusun çoğu isyancıların tutumu nedeniyle bölgeyi terk etti.许多人因动乱而逃离该岛。