Onları muhafız birliği komutanının evinde, Yusufun tutsak olduğu zindanda göz altına aldı.bèn đem họ cần ngục tại dinh quan thị_vệ , là nơi đương cầm Giô-sép .
Onları muhafız birliği komutanının evinde, Yusufun tutsak olduğu zindanda göz altına aldı.e mandou detê-los na casa do capitão da guarda, no cárcere onde José estava preso;
Onları muhafız birliği komutanının evinde, Yusufun tutsak olduğu zindanda göz altına aldı.Et il les fit mettre dans la maison du chef des gardes, dans la prison, dans le lieu où Joseph était enfermé.
Onları muhafız birliği komutanının evinde, Yusufun tutsak olduğu zindanda göz altına aldı.in dene ju v zapor v hišo načelnika telesne straže, v stolp, tja, kjer je bil zvezan Jožef.
Onları muhafız birliği komutanının evinde, Yusufun tutsak olduğu zindanda göz altına aldı.ja panetti heidät vankeuteen henkivartijain päämiehen taloon, samaan vankilaan, jossa Joosef oli vankina.
Onları muhafız birliği komutanının evinde, Yusufun tutsak olduğu zindanda göz altına aldı.그들을 시위대장의 집 안에 있는 옥에 가두니 곧 요셉의 갇힌 곳이라
Onları muhafız birliği komutanının evinde, Yusufun tutsak olduğu zindanda göz altına aldı.lalu mereka dimasukkannya ke dalam penjara di rumah kepala pengawal istana, di tempat Yusuf ditahan
Onları muhafız birliği komutanının evinde, Yusufun tutsak olduğu zindanda göz altına aldı.och lät sätta dem i förvar i drabanthövitsmannens hus, i samma fängelse där Josef satt fången.
Onları muhafız birliği komutanının evinde, Yusufun tutsak olduğu zindanda göz altına aldı.og lod dem sætte i Forvaring i Livvagtens Øverstes Hus, i samme Fængsel, hvor Josef sad fængslet;
Onları muhafız birliği komutanının evinde, Yusufun tutsak olduğu zindanda göz altına aldı.og satte dem fast hos høvdingen over livvakten, i fengslet hvor Josef var fange.
Onları muhafız birliği komutanının evinde, Yusufun tutsak olduğu zindanda göz altına aldı.Şi i -a pus subt pază în casa căpeteniei străjerilor, în temniţă, în locul unde fusese închis Iosif.
Onları muhafız birliği komutanının evinde, Yusufun tutsak olduğu zindanda göz altına aldı.und ließ sie setzen in des Hauptmanns Haus ins Gefängnis, da Joseph lag.
Onları muhafız birliği komutanının evinde, Yusufun tutsak olduğu zindanda göz altına aldı.y los puso bajo custodia en la casa del capitán de la guardia, en la cárcel donde José estaba preso
Onları muhafız birliği komutanının evinde, Yusufun tutsak olduğu zindanda göz altına aldı.и отдал их под стражу в дом начальника телохранителей, в темницу, в место, где заключен был Иосиф.
Onları muhafız birliği komutanının evinde, Yusufun tutsak olduğu zindanda göz altına aldı.ויתן אתם במשמר בית שר הטבחים אל בית הסהר מקום אשר יוסף אסור שם׃
Onları muhafız birliği komutanının evinde, Yusufun tutsak olduğu zindanda göz altına aldı.فوضعهما في حبس بيت رئيس الشرط في بيت السجن المكان الذي كان يوسف محبوسا فيه.
Onları muhafız birliği komutanının evinde, Yusufun tutsak olduğu zindanda göz altına aldı.把 他 們 下 在 護 衛 長 府 內 的 監 裡 、 就 是 約 瑟 被 囚 的 地 方
Onları muhafız birliği komutanının evinde, Yusufun tutsak olduğu zindanda göz altına aldı.把 他 們下 在 護衛長 府內 的 監裡 、 就是 約瑟 被 囚的 地方
O, onların tutsaklığını bitirmek için gecenin sonunda neşeli bir gün sonu olarak geldi.Ce fut comme une aube de joie à la fin de la longue nuit de leur captivité.
O, onların tutsaklığını bitirmek için gecenin sonunda neşeli bir gün sonu olarak geldi.Es stellte sich als ein freudiger Tag heraus der der langen Nacht ihrer Gefangenheit ein Ende setzen würde.
O, onların tutsaklığını bitirmek için gecenin sonunda neşeli bir gün sonu olarak geldi.Isso veio como uma alvorada para acabar com a sua longa noite de escravidão.
O, onların tutsaklığını bitirmek için gecenin sonunda neşeli bir gün sonu olarak geldi.그선언은 길었던 포로의 밤을 종식시킬 환희의 새벽으로 다가왔습니다.
O, onların tutsaklığını bitirmek için gecenin sonunda neşeli bir gün sonu olarak geldi.Venne come un'alba radiosa a porre fine alla lunga notte della loro schiavitù.
O, onların tutsaklığını bitirmek için gecenin sonunda neşeli bir gün sonu olarak geldi.Ήρθε σα μια χαρούμενη μέρα διαλείμματος για να σταματήσει τη μεγάλη νύχτα της αιμαλωσίας τους.
Öyle ki, kör gözleri açasın, Zindandaki tutsakları, Cezaevi karanlığında yaşayanları özgür kılasın.Aby otwierał oczy ślepych, a wywodził więźniów z ciemnicy, i z domu więzienia siedzących w ciemnościach.
Öyle ki, kör gözleri açasın, Zindandaki tutsakları, Cezaevi karanlığında yaşayanları özgür kılasın.aby si otvoril slepé oči a vyviedol väzňa z väzenia, zo žalára tých, ktorí sedia vo tme.
Öyle ki, kör gözleri açasın, Zindandaki tutsakları, Cezaevi karanlığında yaşayanları özgür kılasın.Abys otvíral oči slepé, a vyvodil z žaláře vězně, a z vězení ty, kteříž sedí ve tmách.
Öyle ki, kör gözleri açasın, Zindandaki tutsakları, Cezaevi karanlığında yaşayanları özgür kılasın.avaamaan sokeat silmät, päästämään sidotut vankeudesta, pimeydessä istuvat vankihuoneesta.
Öyle ki, kör gözleri açasın, Zindandaki tutsakları, Cezaevi karanlığında yaşayanları özgür kılasın.da odpreš slepe oči, da izvedeš iz zapora jetnike, iz ječe nje, ki sede v temi.
Öyle ki, kör gözleri açasın, Zindandaki tutsakları, Cezaevi karanlığında yaşayanları özgür kılasın.để mở mắt kẻ mù, làm cho kẻ tù ra khỏi khám, kẻ ngồi trong tối tăm ra khỏi ngục.
Öyle ki, kör gözleri açasın, Zindandaki tutsakları, Cezaevi karanlığında yaşayanları özgür kılasın.để mở_mắt kẻ mù , làm cho kẻ tù ra khỏi khám , kẻ ngồi trong tối_tăm ra khỏi ngục .
Öyle ki, kör gözleri açasın, Zindandaki tutsakları, Cezaevi karanlığında yaşayanları özgür kılasın.for at åbne de blinde Øjne og føre de fangne fra Fængslet, fra Fangehullet Mørkets Gæster.
Öyle ki, kör gözleri açasın, Zindandaki tutsakları, Cezaevi karanlığında yaşayanları özgür kılasın.för att du må öppna blinda ögon och föra fångar ut ur fängelset, ja, ur fångenskapen dem som sitta i mörkret.
Öyle ki, kör gözleri açasın, Zindandaki tutsakları, Cezaevi karanlığında yaşayanları özgür kılasın.Hogy megnyisd a vakoknak szemeit, hogy a foglyot a tömlöczbõl kihozzad, és a fogházból a sötétben ülõket.
Öyle ki, kör gözleri açasın, Zindandaki tutsakları, Cezaevi karanlığında yaşayanları özgür kılasın.네가 소경의 눈을 밝히며 갇힌 자를 옥에서 이끌어 내며 흑암에 처한 자를 간에서 나오게 하리라
Öyle ki, kör gözleri açasın, Zindandaki tutsakları, Cezaevi karanlığında yaşayanları özgür kılasın.para abrir os olhos dos cegos, para tirar da prisão os presos, e do cárcere os que jazem em trevas.
Öyle ki, kör gözleri açasın, Zindandaki tutsakları, Cezaevi karanlığında yaşayanları özgür kılasın.Untuk membuka mata orang buta, dan membebaskan orang dari kegelapan penjara
Öyle ki, kör gözleri açasın, Zindandaki tutsakları, Cezaevi karanlığında yaşayanları özgür kılasın.U zult de ogen van de blinden openen en gevangenen uit hun donkere kerker bevrijden.
Öyle ki, kör gözleri açasın, Zindandaki tutsakları, Cezaevi karanlığında yaşayanları özgür kılasın.За да отвориш очите на слепите, Да извадиш запрените от затвор, И седящите в мрак из тъмницата.
Öyle ki, kör gözleri açasın, Zindandaki tutsakları, Cezaevi karanlığında yaşayanları özgür kılasın.чтобы открыть глаза слепых, чтобы узников вывести из заключения исидящих во тьме – из темницы.
Öyle ki, kör gözleri açasın, Zindandaki tutsakları, Cezaevi karanlığında yaşayanları özgür kılasın.לפקח עינים עורות להוציא ממסגר אסיר מבית כלא ישבי חשך׃
Öyle ki, kör gözleri açasın, Zindandaki tutsakları, Cezaevi karanlığında yaşayanları özgür kılasın.لتفتح عيون العمي لتخرج من الحبس المأسورين من بيت السجن الجالسين في الظلمة
Öyle ki, kör gözleri açasın, Zindandaki tutsakları, Cezaevi karanlığında yaşayanları özgür kılasın.開 瞎 子 的 眼 、 領 被 囚 的 出 牢 獄 、 領 坐 黑 暗 的 出 監 牢
Öyle ki, kör gözleri açasın, Zindandaki tutsakları, Cezaevi karanlığında yaşayanları özgür kılasın.開 瞎子 的 眼 、 領 被 囚的 出 牢獄 、 領坐 黑暗 的 出 監牢
Pudra kutusu, arka, ayıcık, puçi, pupi pupalo, puninana, padepaçetski, tutsak ve şeftali de var.Avem pudrieră, [multe regionalisme] [continuă regionalisme] lăbuță și piersic.
Pudra kutusu, arka, ayıcık, puçi, pupi pupalo, puninana, padepaçetski, tutsak ve şeftali de var.E ancora: fessa, mona, topa, sorcia, bernarda, tana, farfalla, mortaio, cespuglio e natura.
Pudra kutusu, arka, ayıcık, puçi, pupi pupalo, puninana, padepaçetski, tutsak ve şeftali de var.그 밖에도 파우더박스, 엉덩이, 푸키, 푸치, 푸피, 푸플루, 푸니나나, 파데파체스키, 파우, 피치
Pudra kutusu, arka, ayıcık, puçi, pupi pupalo, puninana, padepaçetski, tutsak ve şeftali de var.Puderniczka, rufa, piczka, sikula, pitula, pipa, pupilka, kosmatka i brzoskwinka.
Pudra kutusu, arka, ayıcık, puçi, pupi pupalo, puninana, padepaçetski, tutsak ve şeftali de var.Também se usa poder-box, derriere, pooky, poochy, poopy poopaloo, pooninana, padepachetchki, pow e pêssego.
Pudra kutusu, arka, ayıcık, puçi, pupi pupalo, puninana, padepaçetski, tutsak ve şeftali de var.Verder poederdoos, derrière, pooky, poochy, poopy, poepeloe, poeninana, padepachetcki, pow en perzik.
Pudra kutusu, arka, ayıcık, puçi, pupi pupalo, puninana, padepaçetski, tutsak ve şeftali de var.יש גם פודרייה, דרייר, פוקי, פוצ'י, פופי, פופלו, פוניננה, פדפצ'צ'קי, פאו ואפרסק.
Pudra kutusu, arka, ayıcık, puçi, pupi pupalo, puninana, padepaçetski, tutsak ve şeftali de var.هناك صندوق المسحوق،الدب، دبدوب، الكلب، بوبي، بوبالو، بونانينانا، بادبيشتاكي، الأسير والخوخ.
Pudra kutusu, arka, ayıcık, puçi, pupi pupalo, puninana, padepaçetski, tutsak ve şeftali de var.プパルー プニナナ パデパチェチキ パウ ピーシュ (笑)
Sadece şunu söyleyeyim ki her emniyetsiz alışveriş tutsak ikileminin iyi bir örneğidir.Hozzáteszem, hogy minden nem biztonságos tranzakció jó példája a fogolydilemmának.
Sadece şunu söyleyeyim ki her emniyetsiz alışveriş tutsak ikileminin iyi bir örneğidir.완전히 보증 할 수 없는 거래는 '죄수의 딜레마' 의 좋은 예라고 할 수 있습니다.
Sadece şunu söyleyeyim ki her emniyetsiz alışveriş tutsak ikileminin iyi bir örneğidir.Laat me zeggen dat elke ongedekte transactie... een goed voorbeeld van het dilemma van de gevangene is.
Sadece şunu söyleyeyim ki her emniyetsiz alışveriş tutsak ikileminin iyi bir örneğidir.Lasciatemi dire che ogni transazione rischiosa è un buon esempio del dilemma del prigioniero.
Sadece şunu söyleyeyim ki her emniyetsiz alışveriş tutsak ikileminin iyi bir örneğidir.O să spun doar că fiecare tranzacţie nesecurizată e un bun exemplu de dilemă a prizonierului.
Sadece şunu söyleyeyim ki her emniyetsiz alışveriş tutsak ikileminin iyi bir örneğidir.Permettez-moi d'affirmer que chaque transaction non-sécurisée est un bon exemple du dilemme du prisonnier.
Sadece şunu söyleyeyim ki her emniyetsiz alışveriş tutsak ikileminin iyi bir örneğidir.Permítanme decir que toda transacción no garantizada es un buen ejemplo del dilema del prisionero.