Ana içeriğe geç
Sözlük

tutmak ile cümle

tutmak kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
2
HECE
9
ORT. KELİME
Becker çocuklarının eğitiminde sanat, edebiyat ve müzik çok önemli bir yer tutmaktaydı.В семье Беккеров изобразительное искусство, литература и музыка занимали большое место в воспитании детей.
Statik dalışsa (Static Apnea), su altında zamanlı nefes tutmaktır.Статическое апноэ (Static Apnea, STA) — фридайвер задерживает дыхание на время, лёжа в воде.
Kasabanın yerel ekonomisinde Kimyasal Sanayi önemli bir yer tutmaktadır.Химическая отрасль Предприятия химической отрасли остаются основой экономики города.
Maggie bir ev tutmak zorunda kalır.Мэгги приходится снять квартиру.
Craze, boş vakitlerinde balık tutmaktan hoşlanmaktaydı.В свободное время любил рыбалку.
Vukuf-ı Kalbî: Kalbi uyanık tutmak gerekir.Обличал ли он, — его обличение трогало сердце и возбуждало раскаяние.
Edebiyat çevirisi Ramiz Abbaslı’nın yaratıcı hayatında özel bir yer tutmaktadır.Перевод художественной литературы занимает особое место в творческой жизни Рамиза Аббаслы.
Balık tutmak isteyenler için de iyi bir seçim.Для любителей рыбной ловли имеется возможность ловить рыбу.
Annesi onu sinemadan uzak tutmak istese de o hep bir aktris olmak istedi.В то же самое время, однако, по словам её матери, она всегда хотела быть актрисой.
Bu yüzün iki ucunda Dioskuruslar atların yularlarını tutmaktadırlar.Для украшения рисовали на обеих сторонах крупах коней круглые пятна.
Günlük tutmaktır."Ежедневник».
Muggle'ları büyünün varlığından bihaber tutmak için çok büyü çaba sarf edilmektedir.Министерству Магии становилось всё сложнее скрывать от магловского общества правду.
Orayı tutmak istiyorlardı.Он должен был держать их.
Ayrıca belirtmeliyim ki bu çağrı günümüz Türkiye’sini ve Türk hükümetini sorumlu tutmak için değildir” dedi.Но я могу вас заверить, что не работаю ни на американское, ни на русское правительство».
Özellikle doğu roma imparatorluğuna ait ait kalıntılar büyük yer tutmaktadır.Городище, находившееся на крайней восточной периферии Римской империи, оставалось заброшенным.
Dışkısını tutmak veya bırakmaktan haz duyarlar.Или подчиняешься, или уходишь.
Yayıncı bu oranı mümkün olduğu kadar yüksek tutmak zorundadır.Подобный покрой камеры позволяет максимально увеличить её объем.
Grósz avlanmaktan ve balık tutmaktan hoşlanırdı.Любили охотиться и рыбачить.
Saldırgan karşılık gelen “gizli” anahtarı gizli tutmaktadır.Соответствующий «частный ключ дешифрования» остается закрытым.
Küçükbaş ve büyükbaş hayvancılıkta köyün ekonomisinde önemli bir yer tutmaktadır...Маленький, но очень любопытный поросёнок живёт в деревне.
Bu bakımdan köy oldukça önemli bir yer tutmaktadır.Для того времени это довольно крупный населённый пункт.
Kelime manası, kendini tutmak, bir şeyden el çekmektir.Нет, говорить так — значит бежать от правды.
Vukuf-ı Kalbî: Kalbi uyanık tutmak gerekir.وقيل أصل الهمزة واو لأنه من الوله، فالإله توله إليه القلوب أي تتحير.
Otomobil, günümüz gündelik yaşamında çok önemli bir yer tutmaktadır.فأصبحت السيارات تحتل مكاناً هاماً في الحياة اليومية.
Newton'ın hareket yasaları tutmak gerekiyordu.قوانين نيوتن للحركة .
Taraftarları arasında İtalyanlar önemli bir yer tutmaktaydı.وقد ضمّت بين صفوف أتباعها عددًا كبيرًا من الإيطاليين.
Esmé'nin tırnakları yenmiştir ama konuşma boyunca saçlarını düzgün tutmak için çaba harcar.تغلبت أسماء على اظافرها ولكن طوال المحادثة كانت تبذل قصارى جهدها من أجل الحفاظ على شعرها مرتب .
Oyundaki başarı göstergeleri pozitif bütçeyi korumak ve vatandaş memnuniyetini yüksek tutmaktır.ومؤشرات النجاح هي: الاحتفاظ بميزانية موجبة وسعادة المواطنين.
Craze, boş vakitlerinde balık tutmaktan hoşlanmaktaydı.وقد كانت براون تحب صيد الثعالب دائما.
Alman harekât planı ise batı yönünde olabildiğince hızlı hareket etmek ve bu koridoru açık tutmaktır.الطريقة الأفضل هنا هي أن تتجه إلى الجسر المتحرك بأسرع ما يمكن.
Tutmak için bir de sapları bulunur.وهناك أيضا مآزر من تغطي الأكمام.
Orayı tutmak istiyorlardı.هذا للمحافظة عليه .
İlçede aşınma sonucu ortaya çıkmış platolar oldukça geniş bir yer tutmaktadır.المشهور ان موقع الدخان بطول متموج يجلب معنى.
Düşünceli görünen kadın elinde bir mektup tutmaktadır ve takıları haricinde çıplaktır.تصور اللوحة امرأة شبه عارية مستلقية على سرير ويبدو عضوها الجنسي وجذعها.
Ancak, bazı tank ve askerler, bölgeyi kontrol altında tutmak amacıyla, Dera'da kalmışlardır.وإن ظل بعضهم مع الدبابات لإبقاء الوضع في درعا تحت السيطرة.
Göğüs radyografisi ve hemogram kullanımı, tanı sırasındaki diğer şartları hariç tutmak adına yapılabilir.قد يفيد تصوير الصدر بالأشعة السينية والعد الدموي الشامل في استبعاد أسباب أخرى في وقت التشخيص.
Birleşik Krallık, 1829'da Avustralya'nın batı bölümünü kontrol altında tutmaktaydı.وقامت المملكة المتحدة باستعمار الجزء الغربي من أستراليا في 1828.
Düşük gelirli vatandaşları vergiden muaf tutmak.ويمكن لذوي الدخل المنخفض أن يطالبوا بتخفيض هذه الضريبة.
Şarkının temasında bir erkek bedenini cennetteki bir yıldızla bir tutmaktadır.و في الفن تصوّر كامرأة مع نجمة خماسية على رأسها.
Açılış kısmında kız kardeşler Andrea (Laurie Holden) ve Amy (Emma Bell) bir bot üzerinde balık tutmaktadırlar.No segmento de abertura, as irmãs Andrea (Laurie Holden) e Amy (Emma Bell) estão pescando em um barco.
Vukuf-ı Kalbî: Kalbi uyanık tutmak gerekir.Ele (na verdade, Bradamante) diz que seu coração pertence a outra.
Kanıtları daha kolay ve kısa tutmak için bu varsayım genellikle yapılır.Esta suposição muitas vezes é usada por tornar as provas mais curtas e fáceis.
Rick, Carl'ı canlı tutmak için kan vermek zorundadır.Rick se propõe a doar sangue para Carl, a fim de salvar sua vida.
İmparator muhtemelen prensi tutmak ve böylece batı cephesini güvence altına almak istiyordu.O imperador provavelmente pretendia prender o príncipe para assegurar o seu flanco ocidental.
Tutmak için bir de sapları bulunur.Ele também contará com garras fortes para se segurar.
Torunu Aylin ile birlikte kaybettiği oğlu Ali'nin yasını tutmaktadır.Abraão sacrificando o carneiro que ofereceu-o, em lugar de seu filho.
Çoğu insan, hipertansiyonu kontrol altında tutmak için birden fazla ilaca ihtiyaç duyar.A maioria dos pacientes necessita de mais do que um fármaco para controlar a hipertensão.
Ev sahibi görünür ve bunları kızı Eliza'yı canlı tutmak için yaptığını söyler.O proprietário chega e admite que ele fazia isso para manter sua filha Eliza viva na torre.
Mart 1927 yılında SS'i tutmak amacıyla Reichsfuhrer-SS olarak atandı.Em março de 1927 foi apontado como Reichsführer-SS.
Balık tutmak isteyenler için de iyi bir seçim.A pesca com iscas artificiais é uma ótima opção para quem deseja capturá-las.
Ana madde: Almanya'da spor Spor, Alman yaşamında önemli bir yer tutmaktadır.Ver artigo principal: Desporto da Alemanha Os desportos formam uma parte integral da vida alemã.
Hobileri golf oynamak ve balık tutmaktır.Os passatempos dele são pescaria e golfe.
Edward bölgeyi kontrol altında tutmak için bir seri büyük taş şato inşa ettirmiştir.Eduardo construiu uma série de grandes castelos de pedra a fim de manter os galeses sob controle.
Andrea, kız kardeşi için yas tutmaktadır ve Dale ona destek olmaya çalışır.Andrea começa um luto profundo pela morte de sua irmã, e Dale proporciona conforto a ela.
Bir zehir almıştır ve kendini hayatta zor tutmaktadır.Ele vem te ajudar, tu que deves suportar uma pesada penitência.
Dolaylı masraflar yaklaşık 15 milyar dolar tutmakta ve bunun en büyük kısmını işgücü kaybı oluşturmaktadır.O orçamento operacional anual é 15 milhões de dólares, sendo a maior parte dele de concessões.
Sebastian, Hodge'ı öldürür ve diğerlerine herkesi güvende tutmak için yaptığını söyler.Sebastian aparece e mata Hodge, alegando que era para mantê-los fora de perigo.
Elinde bir lamba tutmaktadır.L se prende a Light com uma algema.
Yuva, hayvanların yumurtalarını tutmak ve/veya yavrularını yetiştirmek için inşa ettikleri yerdir.No entanto, existem algumas espécies que constroem ninhos e/ou guardam os ovos.
Craze, boş vakitlerinde balık tutmaktan hoşlanmaktaydı.Durante as férias, Davis gosta de pescar robalo.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod