Ana içeriğe geç
Sözlük

tutma ile cümle

tutma kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
9
ORT. KELİME
Tutmak anlamına gelen "İmsak" da, sükuta benzer bir ilkedir.잡염심소(雜染心所) "염(念)심소는 역시 일찍이 익힌 것의 양상을 요별한다.
Oksijen gerekiyorsa, "üfleme" (Oksijen kaynağını çocuğun yüzüne yakın bir yerde tutma) önerilir.산소가 필요한 경우 얼굴 주위에 산소를 “불어 주어” 산소 마스크로 인해 어린이가 보채지 않도록 한다.
D)Öğleden sonra balık tutmaya gidecegiz.꽃은 아침에 피어 오후에 시든다.
Tutmak için bir de sapları bulunur.또한 정속 제어도 갖추고 있다.
Şarkılarda ritim tutmaya yarar.리듬은 노래를 이해하는데 중요하다.
Orayı tutmak istiyorlardı.여기를 참고할 것.
Eje'ye "Sen benim sözümü tutmadın bundan sonra gebe kalasın ve doğum sancıları çekesin" der.또 "시간 약속을 안 지키는 사람과는 결코 상대하지 말라" 하였고, "언제나 남의 입장과 내 입장을 바꿔 놓고 생각하라"고 하였다.
Running back'in ana görevleri, koşu oyunlarında topu Quarterback'den almak, pas tutmak ve blok yapmaktır.러닝백의 주된 역할은 쿼터백으로부터 볼을 건네 받아(핸드오프: handoff) 러싱플레이를 하고, 백필드에서 벗어나 패스를 받으며, 블로킹을 하는 것이다.
Ferruh da sırrını tutmaya söz verir.로베르토는 그의 비밀의 연인을 말할 것을 거절한다.
Beş vakit namaz kılmak ve oruç tutmak, onlar için olmazsa olmaz bir kuraldır.그런데 5식과 구생하는 혜(慧)는 이와 같은 공능이 없으니, 무분별(無分別)이기 때문이다.
Sıfır Noktası Modülü'nü ele geçirirler; ancak geri dönme planları tutmaz.그러나 강유는 후환을 두려워하여 답중(沓中)으로 가 둔전할 뿐 다시 성도(成都)로 돌아오지 못했다.
Dolaylı masraflar yaklaşık 15 milyar dolar tutmakta ve bunun en büyük kısmını işgücü kaybı oluşturmaktadır.여기서 취득된 부당이득은 당시 약 550억원에 달하였으며, 이 금액은 대부분 정치자금으로 사용되었을 것으로 추측된다.
Gerçek Mesmer'i göz önünde tutmak zordur.정확한 미시아의 경계를 구획하기는 어렵다.
Ailelerin evlerinde bira tutması çok daha az rastlanan bir olaydı.대다수의 호주인들은 퇴근 후 집에거 맥주를 마시는 것을 하루 중 가장 큰 낙으로 생각한다.
Fransızlar buna karşın Arras'ı tutmayı başarmışlardır.하지만, 프랑스는 아라스를 지켜낼 수는 있었다.
Battaniye, genellikle uyurken, kişiyi sıcak tutma amacıyla kullanılan bir tür örtü.이불은 사용하는 사람을 특히 잠을 잘 때 따뜻하게 하기 위해 고안되었다.
Ama onları kapalı bir mekanda tutmak çok zordur.다만 광공해가 심한 도심지에서는 찾기가 쉽지 않다.
Kocaçimen’i 19. Tümen vasıtasıyla tutmanızı rica ederim.” denilmekte idi.니콜라이 2세는 엄중하게 '네 전리품을 제자리에 가져다 놓으렴.'이라고 말했다.
Film çok tutmasının ardından 4 devam filmi gelmiştir.지금까지 촬영된 영화 중에서 긴 영화 중의 4위에 들어가는 영화이다.
Sözlerimi tutmak zorunda mıyım? (…) benim başlangıcım gülmek ve güldürmektir.마음이 아프다", "최진실은 우리에게 웃음과 감동을 줬다.
Arafat'ın ölümü açıklandığında Filistin'de herkes yas tutmaya başladı.그가 선종한 날에 아르스의 모든 사람이 슬피 울었다.
2005'te Çin'in en önemli internet platformu Sina Weibo tarafından blog tutması için davet edildi.2009년 8월부터는 중국 최대 마이크로 블로그 사이트인 시나 웨이보를 서비스한다.
Uçan atlardan tutmak ister, ama tutamaz.나무도 탈 수 있지만, 즐겨 하지는 않는다.
Anshan magnezitin dünya rezervlerinin dörtte birini elinde tutmaktadır.유니언 플래그는 국기 왼쪽 상단의 1/4을 차지한다.
Ancak Toktamış onu sarayında rehin tutmaya başladı.이에 노한 이융기는 양귀비를 궁에서 내치기까지 했다.
Çocuklarımı ve karımı tutmaya çalıştım ama başaramadım.아들을 얻으려 노력하였으나 실패하였다.
Sıvı, dondurarak, katı hale geldikten sonra, çubuk buzu tutmak için bir tutamak olarak kullanılabilir.쉽게 구할 수 있고 사용이 용이하다는 것이 얼음막대의 이점이다.
Badıllı Aşireti’nin tarihine ışık tutmaktadır Bu fermandan kısaca bahsetmek istiyorum.단식 승강장은 역사의 마쓰오 방면으로 끊겨 있어, 여기를 통해 이 측선이 뻗어 있다.
Bu tarafsızlık, Avrupa'nın her köşesini kasıp kavuran Siyasi-Dini çatışmalardan ülkeyi uzak tutmak için yetti.그러한 긴장의 원인으로서는 서방 세계의 십자군에 의한 동방 세계의 파괴와 약탈을 들 수 있다.
Yaşar Büyükanıt ise Avukat dahi tutmam.형제자매, 종형제자매 등)은 존속친도, 비속친도 아니다.
Deneyin amacı gelecekte Uluslararası Termonükleer Deneysel Reaktör gibi projelere ışık tutmaktır.미래학에서는 텔로미어 복구 전략의 연구에 초점을 맞추고 있다.
Bu nedenle cumhuriyetçi hükümet, henüz sekiz yaşındaki çocuğu ayrı bir yerde tutmaya karar verdi.개성소년형무소는 18세 미만의 남자 소년과 이에 준하는 자를 수용하였다.
Hitler, 9. Ordu'ya Cottbus'u elde tutmasın ve batıya bakan bir cephe oluşturmalarını emretti.제 9군에 코트부스를 사수하고 서쪽을 향해 방위선을 구축하라는 명령을 내렸던 것이다.
Elinde bir el feneri ve 9mmlik Luger tabanca tutmaktaydı.둘은 가발을 쓰고 글록 9mm 권총으로 무장을 했고, 한명은 방탄 조끼를 착용하고 있었다.
Google, müşterilerin verilerini tutmadığını beyan etti.Google הצהירה על כך שנתוני הלקוחות אינם נמצאים בבעלותה.
BDNF özellikle uzun süreli hafıza için önemli bir yer tutmaktadır.ה-BDNF ממלא תפקיד חשוב בזיכרון לטווח ארוך.
Maggie bir ev tutmak zorunda kalır.ג'קי מחפשת בית.
Önemli olan ethernet MAC adresinin tutmasıdır.הכתובת הפיזית שבה משתמשים בטכנולוגיית Ethernet היא כתובת MAC.
Fransızlar buna karşın Arras'ı tutmayı başarmışlardır.עם זאת, האנגלים מצליחים לכבוש מחדש את אורלאן.
İrlanda'ya dönünce, herkes Brooklyn'e dönen Eilis burada tutmak için gizlice anlaşmış gibi görünmektedir.חזרה באירלנד, נדמה לאייליש שכולם מעוניינים שתישאר ושלא תשוב לברוקלין.
Sözlerimi tutmak zorunda mıyım? (…) benim başlangıcım gülmek ve güldürmektir.והמדברים הראשונים בעברית האם לא היו לפנים לצחוק בעיני אחרים ולפעמים בעיני עצמם?
Asker, üzerinde çiçeklerin büyüdüğü kırılmış bir kılıç tutmaktadır.מתחת לסוס, שוכב חייל הנראה כמת כשבידו חרב שבורה שצומח ממנה פרח.
Bu yüzden salya akıtmazlar ve vücut ısıları dengede tutmak için soluk soluğa kalmazlar.בצורה כזו מבטיחים שהשעווה לא תשרף ושתהיה בטמפרטורה אחידה.
IŞİD, Fırat Nehri üzerindeki adanın da kontrolünü denetiminde tutmaktadır.שוב, הזוג עוגן על גדת הנהר כדי לבדוק את הנזק.
Orayı tutmak istiyorlardı.אני הייתי עומד שם?
Battaniye, genellikle uyurken, kişiyi sıcak tutma amacıyla kullanılan bir tür örtü.שמיכה היא כלי מיטה המשמש לכיסוי, בדרך כלל גדולה ומלבנית, מיועדת לשמור על חום המשתמש בה, במיוחד בזמן השינה.
Grósz avlanmaktan ve balık tutmaktan hoşlanırdı.בשעות הפנאי נהנה לצאת לצייד ולדייג.
Şarkının temasında bir erkek bedenini cennetteki bir yıldızla bir tutmaktadır.מבחינה לירית בשיר מדונה משווה את הגוף הגברי לכוכב שבשמים.
Şarkılarda ritim tutmaya yarar.יש לשמור על משקל השיר.
Charlie Sheen balık tutmaktan ve şiir yazmaktan zevk alır.הופקינס אהב מוזיקה ושירה, ונהנה לצייר נופים.
Anıtın amacı, bir kişinin, olayın ya da tarihsel bir dönemin anısını canlı tutmaktır.תחום ההנצחה נועד לשמר זיכרונות של אנשים או אירועים היסטוריים.
Ashe çifti, iki yaşındaki kızlarını da düşünerek hastalığı gizli tutmaya karar verdi.בוסקה התחייב באופן אישי כי יגורשו גם ילדים מתחת לגיל שנתיים.
Birleşik Krallık, 1829'da Avustralya'nın batı bölümünü kontrol altında tutmaktaydı.בריטניה טענה לבעלות על מערב אוסטרליה ב-1829.
Daniel'ın ölümünden kendini sorumlu tutmaktadır.מושא אהבתו של דניאל.
Bassus’un ölümünden sonra Elagabalus, Faustina'ya kocasının yasını tutmayı yasakladı.След смъртта му, Елагабал забранява на Фаустина да го оплаква.
Çoğu insan, hipertansiyonu kontrol altında tutmak için birden fazla ilaca ihtiyaç duyar.На много хора се налага да вземат повече от едно лекарство за контролиране на хипертонията.
Şarkının temasında bir erkek bedenini cennetteki bir yıldızla bir tutmaktadır.Текстът на песента съпоставя мъжкото тяло със звезда.
Dolaylı masraflar yaklaşık 15 milyar dolar tutmakta ve bunun en büyük kısmını işgücü kaybı oluşturmaktadır.Непреките разходи са около $ 15 млрд., от които най-големият компонент е пропуснатата работа.
Kolordu halen cephe hattının Berlin - Cottbus anayolunu kesimini tutmaktaydı.Корпусът все още се държи на линията Берлин-Котбус.
Orphe bakışlarını sevgili eşinden uzak tutmakta güçlük çekmektedir.Той не може да откъсне погледа си от любимата.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod