Suriye İç Savaşı'nda, Hükumet güçleriyle birlikte savaşarak Suriye'yi bir tutmayı hedefler.自分個人としては、外国軍と戦い、シリアのために死ぬ用意ができている。
Gerçek Mesmer'i göz önünde tutmak zordur.寄せ手が本丸・主郭の位置を把握しにくい。
Bunun başlıca sebebi, örümcekleri bir arada tutmanın zorluğudur.恒常性の維持が困難になることが原因である。
Düşük gelirli vatandaşları vergiden muaf tutmak.地主は相続税の減免を受けられる。
Ancak, siyahın birincil amacı 4...d6 ile merkezi güçlü tutmak olmalıdır.白が3手目に3.d4と指すと黒に3.… d6と指される。
Sonra her yaptığı resmin kaydını tutmaya karar verdi.以来、表紙写真の全てを撮影してきた。
Özel Hareketler: Top Tutma Aparkat Dennis: 2 Ejderha Savaşçı'dan biridir.エクスプロウド 上級 サラマンダー:2匹の火竜を召喚。
Zamanın modasına uygun şık bir kıyafet giymekte, bir baston tutmaktadır.コートを羽織ったファッションを好むためか年中コートを着用している。
Google, müşterilerin verilerini tutmadığını beyan etti.Google 已声明其未拥有客户的数据。
Haberin râvîlerinden birinde bir konuyu zabt etme (aklında tutma) konusunda şüpheler bulunmaktadır.不可知論另外一個與懷疑論不同的地方是,懷疑論的質疑對象是知識(真理的途徑),不可知論的質疑對象則是真理(通常指神)。
Quebec ve Montreal yönetimi bunun üzerine üç günü yas tutma günü ilân etti.魁北克和蒙特利尔政府宣布默哀三天。
Sinirlidir Sivri: Genelde arkadaşı Kara ile balık tutmaya gider.因為自身的魚種特性,他能將自己的體色與週遭環境合而為一。
Moggach'ın Elizabeth için niyeti ''sırlarını kendinde tutmasıydı.莫盖茨则有意让伊丽莎白“把秘密都藏在心里。
Newton'ın hareket yasaları tutmak gerekiyordu.假若接受牛顿运动定律。
Seni anmaz, Yeruşalim'i en büyük sevincimden üstün tutmazsam, Dilim damağıma yapışsın!我若不记念你,若不看耶路撒冷过于我所最喜乐的,情愿我的舌头贴于上膛。
Vukuf-ı Kalbî: Kalbi uyanık tutmak gerekir.色界有:就是一念不生的心,作主的心。
Kanıtları daha kolay ve kısa tutmak için bu varsayım genellikle yapılır.通常采用这个假设来使证明更加简洁。
Örneğin, bir seferde 10 aylık bir süreçte tek bir elektronun tutmakta Penning tuzağı kullanıldı.例如,在一次實驗中,一個電子被限制於潘寧阱的時間長達10個月之久。
Genelde bir öğrenci olduğu düşünülen aşık, sevgilisi Lenore'u kaybetmenin yasını tutmaktadır.這名戀人,普遍被認為是一名學生,因失去他的所愛勒諾(Lenore)而深感悲痛。
IV. Aleksios sözlerini tutmanın zor olduğunun farkına vardı.阿历克塞四世意识到他的承诺是难以维持的。
2011 yılında başlatılan uygulama ile çilek üretimi önemli yer tutmaya başlamıştır.2011年,烏鴉開始大量生產。
Buna gücü yetmeyenin ise 3 gün oruç tutması gereklidir .”复群来拥,不得行者三日。
Onun dolayı insanları çevreye zarar vermekten ve böylece aynı hatayı yapmaktan uzak tutmak için uyarırlar.如今應加強包圍,防備他們突圍逃跑,而且要想方設法使他們判斷失誤。
Sıfır Noktası Modülü'nü ele geçirirler; ancak geri dönme planları tutmaz.耶和華必在埃及地降禍刑罰他們,他們必不能返回猶大。
Oksijen gerekiyorsa, "üfleme" (Oksijen kaynağını çocuğun yüzüne yakın bir yerde tutma) önerilir.如果需要氧气,最好采用“漏气”方法(让氧气源在孩子的脸附近),因为氧气面罩相比,这种方法不易打扰孩子。
Sürüm 3.0, dosyaların önceki sürümlerini tutmaz ve başka bir programla açılan dosyları atlar.3.0版本不會保留先前版本的檔案,並會略過被其他程式開啟了的檔案。
Toprağın su tutma kabiliyetini ve havalanmasını arttırır.此外,她們善於駕馭水和飛行的能力。
Düzeyini çok üst sınırda tutmaktadır.她的內臟以甕高懸。
Ben de buna biraz ışık tutmaya çalışıyorum.但我们还需要一个聚光灯。
Orayı tutmak istiyorlardı.又稱站籠。
Zar suyu emer, yük tutma kabiliyetindeki artış ve kapasitans (direnç) ölçülür.晉之水軍,必至於此矣!宜畜眾力,待來一戰。
Dolaylı masraflar yaklaşık 15 milyar dolar tutmakta ve bunun en büyük kısmını işgücü kaybı oluşturmaktadır.而偏头痛造成的间接损失约为150亿美元,其中误工带来的损失所占比例最大。
Konumlandırma sinyali Rb saati ile oluşturulur ve GPS süre tutma sistemine benzer bir mimari kullanılır.定位信號將由銣原子鐘生成,採用類似GPS報時系統的體系結構。
Perdeyi hep açık tutmak...力线总是封闭的。
Genellikle koruma, saçları düzenli tutmak, moda, dini ve tıbbî nedenlerden dolayı giyilmektedir.通常於保暖,也可因美觀、清潔或是宗教而穿戴。
Saldırgan karşılık gelen “gizli” anahtarı gizli tutmaktadır.”或“此事背后一定有一个天大的秘密。
Filmde konuşmalar çok az yer tutmaktadır.电影承载的东西没有那么多。
D)Öğleden sonra balık tutmaya gidecegiz.遊行人士於下午一時許和平散去。
Zikir, hatırlamak, anmak, zihinde tutmak, unutmamak anlamına Kur’an kaynaklı bir terimdir.向念、念遍、念憶、復憶,心心不忘、心之所應,是名正念。
Bu nedenle Peygamber'den doğrudan şefaat talep etmek, onu Allah'a ortak tutmaktır.根據《古蘭經》,真主指示先知把「真主的意志」傳達給各國民眾。
Sözlerimi tutmak zorunda mıyım? (…) benim başlangıcım gülmek ve güldürmektir.尚未出道前開始就在《笑笑也可以》(笑っていいとも!
Koşmaktan, yüzmekten, balık tutmaktan ve tüplü dalıştan hoşlanır.他喜欢跑步、游泳、飞行、钓鱼和深海潜水。
Günümüz veritabanları bu çapta büyüyen verileri tutmakta yeterli değildir.”帝不允,因命近日迁俸者,皆不得辞。
Onlardan daha küçük olma, ipleri daha yan yana, ve ayırmadan tutma özelliği bakımından tercih edilir.如更動過的設計較少,一般不會入選;若更動過的設計較多,一般都會入選。
Anıtın amacı, bir kişinin, olayın ya da tarihsel bir dönemin anısını canlı tutmaktır.比如某人的回憶、一場歷史事件。
Hobileri golf oynamak ve balık tutmaktır.興趣有打高爾夫、釣魚。
Giyimin en önemli özelliklerinden biri de onu giyen kişiyi rahat tutmaktır.服裝最主要的功能是保護穿著衣服的人,使得感到舒適。
Bunlar Henry'nin tarafını tutmaktan vazgeçerler.他们借这个机会开始反对亨利。
Sferi tutmak Glory'nin canını ve elini yakar!說到感動處,許佑生哽咽地握住葛瑞的手。
En sonunda, Romalılar lejyonlarla yan yana çarpışması için paralı askerler tutmaya başlamak zorunda kaldı.最后罗马只能开始去找雇佣兵来和军团一起战斗。
İmparatorun ayakkabısını tutma görevleri vardır.是大臣戴幞頭著靴的创始人。
Eje'ye "Sen benim sözümü tutmadın bundan sonra gebe kalasın ve doğum sancıları çekesin" der.君曰:「愛我哉,忘其口而念我!」及彌子色衰而愛弛,得罪於君。
Tōya Gölü Japonya'nın buz tutmayan en kuzeyindeki gölüdür.是日本最北的不凍湖。
Mısır Filosu'nun kuzey çıkışı tutmak için gönderilmesi, bir tuzak oluşturma girişimi gibi görülüyor.埃及舰队受命巡航海峡,封住海峡北部的出口。
Tutmak anlamına gelen "İmsak" da, sükuta benzer bir ilkedir.這些額外的內能或稱為應變能,就如同壓縮的彈簧。
Birden fazla fotoğraf seçmek ve tutmak için yeteneği.熱中於攝影和拍照的一家人。
Film çok tutmasının ardından 4 devam filmi gelmiştir.但4Lum離開後已較少拍攝影片。
Google, müşterilerin verilerini tutmadığını beyan etti.구글은 고객의 데이터를 보유하지 않는다고 명시했다.
Vukuf-ı Kalbî: Kalbi uyanık tutmak gerekir.이는 진심(瞋心)을 대치하는 것이니, 자애로운 마음을 자성으로 삼는 것이다."
Tutmak (T): Bir nesneyi elle tutmak.견근본(堅根本): 근본(根本)을 견고하게 한다.