Ana içeriğe geç
Sözlük

tutma ile cümle

tutma kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
Isı pompasının amacı ise bir ortamı sıcak tutmaktır.Η βαρύτητα της Γης της επιτρέπει να κρατήσει μια ατμόσφαιρα.
Tutmak için bir de sapları bulunur.Κρατούν και αυτοί κλαδιά.
Ana madde: Almanya'da spor Spor, Alman yaşamında önemli bir yer tutmaktadır.Ο αθλητισμός αποτελεί αναπόσπαστο μέρος της γερμανικής ζωής.
Gine'de birçok batı Afrika ülkesinde olduğu gibi Fufu olarak adlandırılan yiyecek önemli bir yer tutmaktadır.Η κασάβα είναι ένα βασικό είδος διατροφής στη Δυτική Αφρική, όπου τρώγεται ευρέως.
Telefon, internet gibi haberleşme araçlarının hiçbirinin yüz yüze iletişimin yerini tutmaması.Ωστόσο, τα social media δεν θα μπορούσαν να υποκαταστήσουν πλήρως την πρόσωπο με πρόσωπο επικοινωνία.
Ayrıca imparatorun bir takım tutması da kabalık kabul edilirdi.Επιπροσθέτως, θεωρούταν ανάρμοστο να υποστηρίζει ο αυτοκράτορας συγκεκριμένη ομάδα.
Tom günlük tutmaya karar verdi.Ο Τομ αποφάσισε να κρατήσει ημερολόγιο.
Tabii ki balık tutmayı severim.Βεβαίως μου αρέσει να ψαρεύω.
Tabii ki balık tutmayı severim.Βεβαίως μου αρέσει το ψάρεμα.
Diğer şarkıcılar Wolfram'ı tutmaktadırlar.De øvrige sangere støtter Wolfram.
Google, müşterilerin verilerini tutmadığını beyan etti.Google har udtalt, at de ikke ejer kundernes data.
Tutmak anlamına gelen "İmsak" da, sükuta benzer bir ilkedir.(Se også artikler, som begynder med Durup Sogn) Durup Sogn er et sogn i Salling.
Çocuklarımı ve karımı tutmaya çalıştım ama başaramadım.DR forsøger at holde fast i børn og unge, men det lykkes ikke.
Bates'i ondan uzak tutmak için yapabileceğim her şeyi denedim" demiştir.Jeg gjorde alt, hvad jeg kunne, for at undgå det".
Bu kızlar, insanları dünyadaki kötülüklerden korumaya ve uzak tutmaya çalışırlardı.De føler, at han beskytter dem mod alverdens ondskab.
Sanıkların çoğu avukat tutma hakları yoktu.Erhvervsjurister kan ikke opnå advokatbestalling.
Bayreuth'da bir gelenek olarak seyirciler birinci perdeden sonra hiç alkış tutmazlar.I Bayreuth klapper publikum ikke ved slutningen af første akt, som det ellers er normalt ved operaopførelser.
Elde tutmak : Bilginin organizasyonu içinde kalmasını olabildiğince iyi bir şekilde sağlamak.Relation: Giv så relevant information som muligt.
Kendini bu durumdan güçlü bir biçimde ayrı tutmak ihtiyacı hissetmiştir.Det tvinger hende til at forholde sig til sig selv på en ny måde.
"Hawaii Volkanık Gözlemevi" 1928'den beri bu yanardağı devamlı gözleme tabi tutmaktadır.Vulkanen er blevet intenst overvåget af Hawaiis vulkanobservatorium siden 1912.
Gölde balık tutma izni maliye tarafından ihale ile balıkçılara verilir.Det er kun tilladt at fiske på søen med fiskekort.
Ancak Babe'i uyku tutmaz.Men så let giver Babe ikke op.
Düzenli olarak rüya günlüğü tutmak rüyaların hatırlanmasını da kolaylaştıracaktır.Man kan også skrive en drømmedagbog, så man kan finde gengående ting i sine drømme.
Orayı tutmak istiyorlardı.Arbejderne søgte dertil.
Hiçbir koşulda bir oyuncuyu tutmak, elle itmek ve çelme takmaya izin verilmez.På intet tidspunkt er det tilladt at holde en spiller, skubbe med hænderne eller lave benspænd.
Günlük tutmaktır."Holdested hele døgnet".
Son kez balık tutmaya gittiğinde bir şey yakaladın mı?Fangede du noget sidst du tog ud for at fiske?
Mademki bir söz verdin, onu tutmalısın.Når du lovet noget, må du også overholde det.
Google, müşterilerin verilerini tutmadığını beyan etti.Google har erklært at de ikke eier kundenes data.
Nubya gibi yabancı toprakların fethi, ülke dışında sürekli bir garnizon tutmayı gerektirmiştir.Erobring av fremmed territorium som Nubia, krevde en permanent styrke som garnison i utlandet.
Bauman, aynı zamanda postmodernizm hakkındaki çalışmalarıyla da önemli bir yer tutmaktadır.Anderson har blant annet tatt et oppgjør med postmodernismen.
Deneyin amacı gelecekte Uluslararası Termonükleer Deneysel Reaktör gibi projelere ışık tutmaktır.Dette er et pågående forskningsprosjekt ved International Thermonuclear Experimental Reactor.
Dolayısıyla oyunda vaadleri tutup tutmamak serbestir.Det er derfor svært viktig å unngå å forstyrre dem når leiken pågår.
Günlük tutmaktır."Dagsavisen».
Statik dalışsa (Static Apnea), su altında zamanlı nefes tutmaktır.Statisk (Static) – Holde pusten lengst mulig under vann.
Vukuf-ı Kalbî: Kalbi uyanık tutmak gerekir.Da Hearts presset på for å skaffe seg et vinnermål, ble de kontret i senk.
Grósz avlanmaktan ve balık tutmaktan hoşlanırdı.Som fritidssyssel likte han å jakte og fiske.
Ama onları kapalı bir mekanda tutmak çok zordur.I bruk har det vist seg vanskelig å holde på plass stolpene.
Balık tutmak isteyenler için de iyi bir seçim.Det er en god plass for folk som liker sjøfiske.
Olta balık tutmak için kullanılır.Vannet brukes til fiskeoppdrett.
Bu alan içinde kaleciye topu eliyle tutma hakkı verilmiştir.Det er innenfor dette området målvakten har lov til å ta ballen med hendene.
Mahalleye yılda bir iki kez kar yağar ama tutmaz.Snøfall er sjeldent, men kan inntreffe en gang eller to i året.
Ferruh da sırrını tutmaya söz verir.Tilslutt går Hugo med på å fortelle Andreas sin hemmelighet.
Bu not tutma yöntemi Kur'an dersleri hariç hemen hemen bütün derslerde uygulanmaktaydı.Disse tekstene ble nesten uten unntak brukt ved universitetene.
Toprağın su tutma kabiliyetini ve havalanmasını arttırır.Dette betyr at omdreiningstall og vannhastigheten må økes.
Hobileri golf oynamak ve balık tutmaktır.En annen måte å redde ballen på er å fiske.
Londra'da yaşamaya başlamasıyla birlikte Davies, Tottenham Hotspur'u tutmaya başladı.Med oppvekst i Southgate, Greater London, startet Bunn sin karriere hos Tottenham Hotspur.
Mart 1927 yılında SS'i tutmak amacıyla Reichsfuhrer-SS olarak atandı.I mars 1927 ble han utnevnt til Reichsführer-SS.
Çünkü, burada Breslin'i bir ömür boyu tutmak istemektedirler.De ble boende Newlyn for resten av deres liv.
Recep İvedik karakterinin TV'de tutmasının üzerine çekilmiştir.Politiet skal ha overvåket hans telekommunikasjon.
Ara sıra bacakları tutmamaz olur.Av og til dekker de ikke hele bakkroppen.
Hillsborough, hala üçüncü kademedeki bir futbol maçı için en yüksek katılım rekorunu elinde tutmaktadır.Maracanã innehar rekorden for høyeste registrert tilskuerantall på en fotballkamp.
Bascılar genel olarak parçada zamanı tutma görevine atanmışlardı.Underintendanter hadde ofte tjenesten i intendanturet som deltidsbeskjeftigelse.
Günümüzde yeni müşteri kazanmanın maliyeti, eldeki müşteriyi tutmaktan daha maliyetlidir.Disse koster i dag mer enn hele bilen er verd.
Hükümet onları stratejik varlık olarak tutmakta veya doğal tekel oldukları için korumaktadır.Pemerintah menjaganya sebagai aset strategis atau karena mereka sebagai monopoli natural.
Leporello Donna Anna'nin evi dışında evi gözü önünde tutmaktadır.Leporello sedang menjaga di luar rumah Donna Ana.
Google, müşterilerin verilerini tutmadığını beyan etti.Google menyatakan bahwa mereka tidak memiliki data pelanggan.
Sigara içme alışkanlığı ve köy göletinde balık tutma zevkine sahiptir.Dia hobi merokok dan suka memancing di kolam desa setempat.
Burada Darcy’le karşılaşır, teyzesinin davranışını öğrendikten sonra onu da uyku tutmamıştır.Di sana, ia bertemu Mr. Darcy, yang juga tidak bisa tidur setelah mendengar perilaku bibinya.
Vukuf-ı Kalbî: Kalbi uyanık tutmak gerekir.Perkasalah perbuatan tangan-Nya, * dicerai-beraikan-Nya orang yang angkuh hatinya.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod