Hobileri golf oynamak ve balık tutmaktır.Hänen harrastuksiaan on golf ja kalastus.
Önemli olan ethernet MAC adresinin tutmasıdır.Ethernetin MAC-kerroksella huolehditaan myös verkkokortin MAC-osoitteista.
Birden fazla fotoğraf seçmek ve tutmak için yeteneği.Uusia taitoja ovat leipominen ja valokuvaus.
Fakat Dış İşleri Bakanı Kun, güçleri elinde tutmaktaydı.Sisäisissä asioissa päälliköt saivat pitää valtansa.
Don Pasquale verdiği sözü tutmamaktadır.Don Juan ei onnistu viettely-yrityksissään.
Tutmak (T): Bir nesneyi elle tutmak.Kettunen, Anne: IInes jaksaa patoaan vartioida.
Bunun sebebi, ışık kaynağı ve uçuş yönleri arasındaki açıyı sabit tutmalarıdır.Luonnossa ne suunnistautuvat siten, että lentosuunnan ja valonlähteen suunnan välinen kulma pysyy vakiona.
Tutmak için bir de sapları bulunur.Hän sai myös luvan hirvien pitämiselle.
Laurence Olivier gibi biri Danimarka ve diğeri Britanya olmak üzere iki şövalyelik unvanı tutmaktadır.Kuten Laurence Olivierilla, hänelläkin on ritarinarvot sekä Tanskassa että Britanniassa.
Fakat yaşı tutmadığı için onu cepheye göndermiyorlardı.Ikänsä vuoksi häntä ei kuitenkaan vangittu.
Çocukların ellerini çabuk tutmaları gerekmektedir.Lapset ovat yllättävän näppäriä käsistään.
İngiliz İç Savaşı döneminde Manchester çok koyu parlamentocular tarafını tutmaktaydı.Sisällissodan aikana Bedford oli parlamentaristien puolella.
Ayrıca Beşiktaş takımını tutmaktadır.Lisäksi hänellä on usieta joukkuemitaleita.
Statik dalışsa (Static Apnea), su altında zamanlı nefes tutmaktır.Staattinen sukellus (Static apnea, STA) - Lajissa pidätetään hengitystä ja kellutaan vedessä kasvot alaspäin.
Alman birlikleri Fransa'nın Caen şehrini kontrolü altında tutmaktadır.Brittiläiset joukot juuttuivat Caenin kaupungin ulkopuolelle.
Kelime manası, kendini tutmak, bir şeyden el çekmektir.Sanonta jäädä käpälälautaan tarkoittaa kiikkiin eli kiinni jäämistä jostakin teosta.
Herkes bu daireyi tutmak üzere harekete geçer.Keskusta pyrkii pitämään koko maan asuttuna.
Öncelikli olarak yiyeceği parçalara ayırmak için tutmaya yararlar.Mustamamba puolestaan käyttää ravinnokseen lähinnä pikkunisäkkäitä.
Bunun başlıca sebebi, örümcekleri bir arada tutmanın zorluğudur.Tähän oli syynä lähinnä savuhormien yhdistäminen yhdeksi.
Artık ihtiyacın olmayan eşyaları üzerinde tutma.Älä puhu toiminnastasi asiaankuulumattomille.
İki taraf da sözlerini tutmadı ve savaş 1015 sonbaharında yeniden patladı.Seuraavana vuonna solmittiin välirauha, mutta sota jatkui taas vuonna 1625.
Dolaylı masraflar yaklaşık 15 milyar dolar tutmakta ve bunun en büyük kısmını işgücü kaybı oluşturmaktadır.Työn kustannusarvio on yli viisi miljardia dollaria, josta puolet joudutaan lainaamaan yksityisiltä tahoilta.
İmparatorun ayakkabısını tutma görevleri vardır.Jumalten neuvoston tehtäväksi jäi Kingun kohtalosta päättäminen.
Radyoaktif paratonerlerin radyasyondan korunması için önlem almak ve kayıtlarını tutmak.Säteilytetyn materiaalin hävittämisessä ja säilömisessä tulee huolehtia säteilyturvallisuudesta.
Sezon sonunda takımı kümede tutmayı başardı.Loppukauden aikana joukkue varmisti sarjapaikkansa.
Askeriyede çavuşlar nöbet tutmazlar ancak komutanların emriyle nöbet tutabilirler.Tämän vaiheen aikana et voi mennä kaupunkiin, koska vartijat ottavat sinut kiinni.
Tōya Gölü Japonya'nın buz tutmayan en kuzeyindeki gölüdür.Valdez on pohjoisin satama Pohjois-Amerikassa, joka ei jäädy.
Lahitin yanlarında iki güvenlik görevlisi nöbet tutmaktadır.Lottoarvonnalla on kaksi virallista valvojaa.
Asla kör bir adamın kolunu tutmayınız. O sizinkini tutsun.Älkää koskaan tarttuko sokean käsivarteen. Antakaa hänen tarttua teidän käsivarteenne.
Bir insan sözünü tutmalı.Ihmisen täytyy pitää sanansa.
İki taraf da sözlerini tutmadı ve savaş 1015 sonbaharında yeniden patladı.Καμία πλευρά δεν τήρησε τις υποσχέσεις της και ο πόλεμος ξέσπασε και πάλι το φθινόπωρο του 1015.
Sophia da unvanını korudu ve sarayın bir bölümünü kendisi için tutmaya devam etti.Η Σοφία διατήρησε επίσης την κατάταξή της και συνέχισε να κατέχει ένα τμήμα του παλατιού για τον εαυτό της.
Artık ihtiyacın olmayan eşyaları üzerinde tutma.Μην επιμένεις σε αυτό που δεν χρειάζεσαι.
Genelde bir öğrenci olduğu düşünülen aşık, sevgilisi Lenore'u kaybetmenin yasını tutmaktadır.Ο άνδρας, που συχνά θεωρείται πως είναι κάποιος μαθητής, θρηνεί το χαμό της αγαπημένης του Lenore.
Küçük olduklarından binlercesini laboratuvarda tutmak mümkündür.Μόνο μικρές ποσότητες έχουν συντεθεί σε εργαστήρια.
Dolaylı masraflar yaklaşık 15 milyar dolar tutmakta ve bunun en büyük kısmını işgücü kaybı oluşturmaktadır.Το έμμεσο κόστος ανέρχεται στα 15 δις δολ., με βασικό στοιχείο την απώλεια ωρών εργασίας.
İsmi söylenen kişi topu tutmaya çalışır.Το άτομο που θα ακούσει το όνομά του πρέπει να πιάσει την μπάλα.
Quebec ve Montreal yönetimi bunun üzerine üç günü yas tutma günü ilân etti.Οι κυβερνήσεις του Κεμπέκ και του Μόντρεαλ κυβερνήσεων κύρηξαν τρεις ημέρες πένθους.
Kalbi uyanık tutmak gerekir.Η εποχή μας χρειάζεται αφύπνιση.
Ama yine tutmadı.Μα πάλι δεν πειράζει.
Fakat Basiliscus bu iki generale yaptığı vaatleri tutmadı.Ο Μόντελ αγνόησε και τις δύο αυτές διαταγές.
Hiçbir sözünü tutmaz.Δεν τήρησε την υπόσχεσή του.
Yerde yatmakta olan bir cesedin elinde mikrokaset kayıt cihazı ve bir Altıpatlar tabanca tutmaktadır.Το πτώμα που βρίσκεται στο κέντρο του δωματίου κρατά ένα περίστροφο και ένα μίνι κασετόφωνο είναι στο πάτωμα.
Ancak Babe'i uyku tutmaz.Αλλά ούτε η Πηνελόπη μπορεί να κοιμηθεί.
Asla yas tutmayacağım!’Δεν θα παραδοθούμε ποτέ!»
Grósz avlanmaktan ve balık tutmaktan hoşlanırdı.Του αρέσει το ψάρεμα και το κυνήγι.
Zamanın modasına uygun şık bir kıyafet giymekte, bir baston tutmaktadır.Φοράει ένα φαρδύ φόρεμα σύμφωνα με την μόδα της εποχής.
Ancak, siyahın birincil amacı 4...d6 ile merkezi güçlü tutmak olmalıdır.Τα μαύρα προτίθενται να δώσουν άμεση συνέχεια με τις κινήσεις 3...Αη7 και 4...δ6.
Yaygın olarak insanların el ve ayaklarını tutmaz hale getirirler.Περιγράφονται ενίοτε δίχως χέρια ή πόδια.
Perdeyi hep açık tutmak...Νυν πάντα πεπλήρωται φωτός ...
Ocak-Mart aylarında buzda balık tutmak popülerdir.Τους μήνες Δεκέμβριο-Φεβρουάριο χιονίζει.
Fakat taraf tutmadık.Δεν έλαβε μέρος.
Kartal ayaklarıyla buğday ve üzüm de dahil olmak üzere çeşitli tarım ürünleri tutmaktadır.Στα πόδια του αετού βρίσκονται διάφορα αγροτικά προϊόντα, ανάμεσα στα οποία σιτάρι και σταφύλια.
Raylı sistem önemli yer tutmaktadır.Σημαντική θέση κατέχει και η Πλειάς Ηλέκτρα.
Üstelik kitap Anna'nın duygusal fırtınalarına da ışık tutmaktadır.Στη σκήτη υπάγεται και η Σκήτη της μικρής Αγίας Άννας.
Atenizm tek tanrıyı güneş ile eş tutmakta ve diğer tanrıları bertaraf etmekteydi.Εξίσωσε τη μοναδική θεότητα με τον ήλιο και απέρριψε όλους τους άλλους θεούς.
Taraftarları arasında İtalyanlar önemli bir yer tutmaktaydı.Μεταξύ των κατηγορουμένων ήταν και ένας Ιταλός.
Fakat İmparator Basiliscus bu iki generale ettiği vaatleri tutmadı.Ο Βασιλίσκος, ωστόσο, δεν τήρησε τις υποσχέσεις που έδωσε στους δύο στρατηγούς.
Birçok ödül alan topluluk, Türk tiyatrosu tarihinde önemli bir yer tutmaktadır.Παρ' όλα αυτά, υπάρχουν πολλές άλλες πόλεις που παίζουν σημαντικό ρόλο στην ιταλική μόδα.
Çoğu insan, hipertansiyonu kontrol altında tutmak için birden fazla ilaca ihtiyaç duyar.Πολλοί ασθενείς απαιτούν πλέον του ενός φαρμάκου για τον έλεγχο της υπέρτασής τους.