Tutmak için bir de sapları bulunur.На них також залишилися залишки ліпнини.
Bilgisayarın öğretmenin yerini tutması çok zor.Прихожани забезпечували квартирою вчителя.
Bu yüzün iki ucunda Dioskuruslar atların yularlarını tutmaktadırlar.По рейках вагони тягли упряжки з двох коней.
Hiçbir sözünü tutmaz.Вона не порушує обіцянки.
Önemli olan ethernet MAC adresinin tutmasıdır.Це схоже на MAC-адресу Ethernet.
Hiçbir zaman ağlamayın ve yas tutmayın, böylece düşmanlarımızın hiçbir şeyden haberi olmaz.Ніколи не пий і не пали, інакше не допоможуть всі решта рекомендацій.
Beşiktaş takımını tutmaktadır.Кістяк команди зберігся.
Balık tutmayı seviyorum.Я люблю риболовлю.
O sık sık nehirde balık tutmaya giderdi.Він часто ходив рибалити на річку.
Tom, Mary'yi John'dan uzak tutmak istiyor.Том хоче, щоб Мері трималася від Джона подалі.
Google, müşterilerin verilerini tutmadığını beyan etti.Společnost Google prohlásila, že si nepřisvojuje žádná vlastnická práva na data zákazníků.
Craze, boş vakitlerinde balık tutmaktan hoşlanmaktaydı.Ve volném čase Arvydas rád rybaří.
Newton'ın hareket yasaları tutmak gerekiyordu.Vychází se z Newtonových pohybových zákonů.
Elinde bir el feneri ve 9mmlik Luger tabanca tutmaktaydı.Používal pistolové střelivo 9 mm Luger.
Birleşik Krallık, 1829'da Avustralya'nın batı bölümünü kontrol altında tutmaktaydı.Oficiálně Spojené království vyhlásilo své nároky na západní část Austrálie roku 1829.
Fakat yaşı tutmadığı için onu cepheye göndermiyorlardı.Díky pokročilému věku však nebyl uvězněn.
Yetiştiriciler: Bir Cem’in nüfusunu sabit tutmakla görevli kast.Mezi průměrné byli řazeni ti, kteří dávali (lidem) dostatečnou obživu.
Fakat bu gimmicki de tutmadı.Ani tým McLaren však nespal.
Boston Bruinsi tutmakta ve ölesiye Boston Red Sox fanatiğidir.Damon je fanouškem týmu Boston Red Sox.
Stalin, birliklere ne pahasına olursa olsun mevzilerini tutmalarını emretti.Ta ho měla podle příkazu Stalina bránit za každou cenu.
Grubun üyeleri gerçek kimliklerini saklı tutmaktadırlar.The Residents důsledně tají svoji identitu.
Ancak su tutma kapasitesi yönünden killi topraklar daha fazla su tutabilirler.Nejlépe ze všech mechů dokáže zadržovat vodu.
Çocukların ellerini çabuk tutmaları gerekmektedir.To je pokynem pro děti, aby si rychle sedly.
Onu Zeus'tan uzak tutmak adına Argos Panoptis adlı canavarın gözetimine bırakır.Ta jej naopak varuje před tím, co lze čekat od žárlivého Alcida.
Bauman, aynı zamanda postmodernizm hakkındaki çalışmalarıyla da önemli bir yer tutmaktadır.Bauman, Úvahy o postmoderní době.
Olta balık tutmak için kullanılır.Rybník je využíván k rybolovu.
Kadınlar 800 metre olimpiyat rekorunu hâlen elinde tutmaktadır.80 m překážek v olympijském rekordu.
Sanıkların çoğu avukat tutma hakları yoktu.Advokátní komora nechce uznávat vzdělání některých právníků.
Kısa süreli bellek veya Geçici Bellek, bilgileri tutma süresi 30 saniyeden daha kısa olan bellektir.Krátký čas na oslovení – reklamní spot trvá přibližně 30 sekund.
Nedenlerini anlamak, şiddeti azaltmak veya riski düşük tutmak için ilk adımdır.Jejím účelem je snížit riziko uklouznutí, namáhání šlach.
Artık ihtiyacın olmayan eşyaları üzerinde tutma.Nesbírejte nic, co neznáte.
Hayvanat bahçesi yetkililerinin onu canlı tutmasının hayvan koruma mevzuatına aykırı olduğunu belirtti.Tím, že jej udržela naživu, Zoo porušila legislativu o ochraně zvířat.
Herkes bu daireyi tutmak üzere harekete geçer.Tato budova vám poskytuje možnost bydlet v bytě.
Kelime manası, kendini tutmak, bir şeyden el çekmektir.Prevence znamená předcházet něčemu, ochránit se před něčím.
Bu geçitleri bir sonraki ilkbahara kadar elde tutmak öngörülmektedir.Zbývá jenom naděje na příští jaro.
Günlerden bir gün kızlar dereye balık tutmaya gitmişler.Jednoho dne se dva muži z vesnice rozhodli jít lodí na ryby.
Zengin kesimin buna dayalı olarak kendilerini geri tutmaları bu modelin gerçekleşmesi için şarttı.Je smutnou ironií, že si tento pobyt musel sám zaplatit.
Dışkısını tutmak veya bırakmaktan haz duyarlar.Nevíme, zda ji rozdáváme nebo ztrácíme.
Orphe bakışlarını sevgili eşinden uzak tutmakta güçlük çekmektedir.Zraněná Vida odchází od milence.
Sergei ise her şeyden Katerina'yı sorumlu tutmaktadır.Věnujte Kateřině co si zaslouží! .
Göğüs radyografisi ve hemogram kullanımı, tanı sırasındaki diğer şartları hariç tutmak adına yapılabilir.Žíhání na bezvodý oxid kobaltitý lze provést pouze za zvláštních podmínek.
Günümüzde yeni müşteri kazanmanın maliyeti, eldeki müşteriyi tutmaktan daha maliyetlidir.U skoro všech obchodních situací je dražší získat nové zákazníky, než si udržet stávající.
Yine bu güreşte ayaktan tutmak da kafiyen yasaktır.Ti v něm naopak mají zakázáno hrát.
Son yıllarda ay çekirdeği tarımı da önemli yer tutmaktadır.V posledním desetiletí se stala velice populární také horská kola.
Çünkü, burada Breslin'i bir ömür boyu tutmak istemektedirler.Zůstal však po celý život věrný Brescii.
Kasabanın yerel ekonomisinde Kimyasal Sanayi önemli bir yer tutmaktadır.Významně je v kraji zastoupen průmysl chemický.
Kalbi uyanık tutmak gerekir.Postižený by měl zůstat v klidu.
Her nasılsa Michelangelo parayı kendisinde tutmayı başardı.Dle všeho ji Michelangelo zobrazil podle vzpomínky na svou matku.
Ancak, ajansın kendisini bir aktör olarak başlatma sözünü tutmamasından dolayı istifa etti.Udělali to prý proto, že ministr se odmítl stát jejich agentem.
Her iki güç de İç Moğolistan'ı Dış Moğolistan'dan politik olarak ayrı tutmaya kararlıydı.Ambele puteri au decis să mențină separată din punct de vedere politic Mongolia Interioară de Mongolia.
Uzun süre et yemekten kaçındı ve oruç tutmayı bir siyasi protesto yöntemi olarak kullandı.El se abținea de la mâncat pentru lungi perioade, folosind postul ca formă de protest politic.
Genelde bir öğrenci olduğu düşünülen aşık, sevgilisi Lenore'u kaybetmenin yasını tutmaktadır.Bărbatul, adesea identificat ca fiind un student, plânge moartea iubitei sale, Lenore.
Zikir de namaz kılmak, oruç tutmak vb. emirler gibi Allah'ın bir emridir.Dumnezeu vă cheamă, cu îngăduința Sa, în Rai, și la iertare.
Orada 1 ay boyunca İngilizce kurslarına tabii tutmaktadır.La această universitate a urmat cursuri de limbă engleză timp de mai multe luni.
Stalin, birliklere ne pahasına olursa olsun mevzilerini tutmalarını emretti.Rommel a primit în schimb ordinul să reziste pe poziții cu orice preț.
Bayreuth'da bir gelenek olarak seyirciler birinci perdeden sonra hiç alkış tutmazlar.La Bayreuth a apărut o tradiție ca după primul act al operei să nu se aplaude.
Ayrıca hayvancılık önemli bir yer tutmaktadır.Deasemeni, creșterea animalelor ocupă un loc important.
Halen 3000 metre Avrupa rekorunu elinde tutmaktadır.Deține recordul mondial la 3.000 m în sală.
Kartal ayaklarıyla buğday ve üzüm de dahil olmak üzere çeşitli tarım ürünleri tutmaktadır.Picioarele vulturului au între gheare diferite produse agricole inclusiv grâu și struguri.
Özel güvenlik görevlileri ise VIP alanları ve iletişim güvenliğini kontrol altında tutmaktadır.Un departament special de securitate se ocupă de protecția VIP și de securitatea telecomunicațiilor.