Ana içeriğe geç
Sözlük

tutma ile cümle

tutma kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
9
ORT. KELİME
İskender Büyük'e bile kafa tutma cesaretine sahiptir.Van der Capellen durfde grote risico's te nemen.
Çar halının üzerine diz çökmüş, ölmekte olan oğluna sarılmış, onun kanlı kafasını eliyle tutmaktadır.Laat zijn wonden mij doorwonden, Worde ik bij zijn kruis verslonden In het bloed van uwen Zoon.
Paloma iki tane günlük tutmaktadır.Tongeren telt twee wekelijkse markten.
Bazı mağazalar elle yazılmış sözleşmelere, diğerleri ise stok tutmaya başladı.Op sommige paperassen zijn plattegronden getekend, aan andere hangen zegels.
Diğer yandan Artemision Boğazı'nı tutmak için artık bir neden kalmamıştı.Tot nu toe zijn geen andere vondsten van het skelet van Longisquama gedaan.
Daniel'ın ölümünden kendini sorumlu tutmaktadır.Peter houdt het wat David betreft op dood door schuld.
Minikleri diğer insanlardan gizli tutmaya çalışır.Het verborgen gebied houden mensen bewust verborgen voor anderen.
Gölde balık tutma izni maliye tarafından ihale ile balıkçılara verilir.Om te mogen vissen in het meer heeft men een visvergunning nodig.
13 yaşından itibaren günlük tutmaya başladı.Tot haar 111e jaar kaartte ze nog iedere dag.
Planı baş tutmayan Formula Bir patronu İngiliz iş adamı Bernie Ecclestone Macaristana yöneldi.Deze taak werd doorgesluisd naar de Formula One Administration, eigendom van Bernie Ecclestone.
Balık tutma sporu ve dalgıçlık burada popüler sporlardır.Fietsen en roeien zijn hier daardoor populaire sportactiviteiten.
Balık tutmayı seviyorum.Ik hou van het vissen.
Okul zamanımda balık tutmaya giderdim.Ik ging dikwijls vissen in mijn schooltijd.
Bulanık sularda balık tutmaya mı çalışıyorsun?Probeer je te vissen in troebel water?
Bulanık sularda balık tutmaya mı çalışıyorsun?Proberen jullie te vissen in troebel water?
Google, müşterilerin verilerini tutmadığını beyan etti.Google zapewnił, że nie jest właścicielem danych klientów.
B plakasındaki tanrı ise her elinde bir deniz atı ya da ejderha tutmaktadır.Bóstwo na elemencie b dzierży w każdej dłoni konika morskiego lub smoka.
Günümüz veritabanları bu çapta büyüyen verileri tutmakta yeterli değildir.Faktycznie oskarżeni (oprócz jednego) nie byli tego dnia w Wierzchowinach.
F plakasındaki tanrıça bir kuşu yükselmiş sağ eliyle tutmaktadır.Na elemencie f: bogini trzyma w wyciągniętej w górę prawej ręce ptaka.
Herkes bu daireyi tutmak üzere harekete geçer.Uważaj, za co kupujesz mieszkanie.
Bryansk bölgesinde Sovyet partizanları cephe gerisinde büyük bir bölgeyi kontrolleri altında tutmaktaydı.W regionie Briańska partyzanci kontrowali duże obszary znajdujące się za linią frontu.
Kasabanın yerel ekonomisinde Kimyasal Sanayi önemli bir yer tutmaktadır.Nie mniej ważny dla lokalnej gospodarki jest przemysł chemiczny.
D)Öğleden sonra balık tutmaya gidecegiz.Codziennie wychodził rano i łowił ryby.
Sahibi tutmak için koşmuş, arkasından yalvarmış, bağırmış, boşuna.On jednak nie posłuchał jej głosu, lecz zadał jej gwałt, zbezcześcił i obcował z nią.
Fakat yaşı tutmadığı için onu cepheye göndermiyorlardı.Ze względu na przekroczoną granice wieku nie został wysłany na front.
Maggie bir ev tutmak zorunda kalır.Izabela zajmuje się domem.
Callistus Claudius'u arkadaşı Scribonius Largus'u özel doktoru olarak tutmaya ikna etmişti.Przekonał Klaudiusza do zatrudnienia swego przyjaciela Skryboniusza Largusa jako osobistego lekarza.
Mahalleye yılda bir iki kez kar yağar ama tutmaz.Kilka razy w roku na górze pada śnieg, jednak nie utrzymuje się dłużej niż kilka dni.
Bu kuş türü utangaçtır ve kendilerini gizli tutmaya çalışırlar.Ptaki te są skryte i trudne do dostrzeżenia.
Balık tutma sporu ve dalgıçlık burada popüler sporlardır.Golf i żeglarstwo są popularnymi sportami.
Don Pasquale verdiği sözü tutmamaktadır.Don Vito spełnia jego prośbę.
En uygun yetişme ortamı, su tutmayan toprak ve kısmen gölgeli yerlerdir.Jest to najgorętsze miejsce na Ziemi, niemal całkowicie pozbawione cienia i wody.
Bu durumdan Claire kendini sorumlu tutmaktadır.Zostawia Claire samą sobie.
Ek olarak, cam üzerinde el ya da parmakları uzun süre tutmak, ufak yanıklara sebep olabilir.Jednak długie trzymanie dłoni lub palców w pozycji zgiętej może doprowadzić nawet do powstania pęcherzy.
Grósz avlanmaktan ve balık tutmaktan hoşlanırdı.Był miłośnikiem polowań i łowienia ryb.
Perdeyi hep açık tutmak...Godło obwiedzione linią ciągłą.
Kartal ayaklarıyla buğday ve üzüm de dahil olmak üzere çeşitli tarım ürünleri tutmaktadır.Orzeł trzyma w szponach różnego rodzaju produkty rolne m.in. winogrona i pszenicę.
Etkili, güvenilir bir ödeme sistemi tesis etmek ve bu sistemi çalışır vaziyette tutmak.Opracowała pewien niezawodny system, który ma w tym pomóc.
Olta balık tutmak için kullanılır.Jezioro jest wykorzystywane do połowu ryb.
D plakasında sakallı tanrı her iki eliyle de bir geyiğin butunu tutmaktadır.Element d przedstawia brodatego boga trzymającego w każdej ręce za tylne nogi jelenia.
Sovyet kuvvetlerinin ilerlemesi öylesine güçlüydü ki, 30 km'lik bir cephe hattını tutmakta olan Alman 123.Uderzenie sił radzieckich było tak silne, że broniące się formacje niemieckie, a mianowicie 123.
Anlaşılmayan bir konuyu insan içinde tutmalıdır.Mężczyzna trzymał w niej niezachowany przedmiot.
Bu kızlar, insanları dünyadaki kötülüklerden korumaya ve uzak tutmaya çalışırlardı.To on nauczył ludzi, jak żyć właściwie i przetrwać na świecie.
İmparatorun ayakkabısını tutma görevleri vardır.Siostry cesarza będą nosiły ten sam tytuł”.
Craze, boş vakitlerinde balık tutmaktan hoşlanmaktaydı.W wolnych chwilach lubi wędkować.
Kızlar cüceyi tutmaya çabalarken o habire bağırıyormuş: - Ceketimi yırtmayın!Jej matka budzi się z krzykiem: Nie zabijajcie mi dziecka!
Asla yas tutmayacağım!’Nigdy ci nie skłamię.
Soprano vokal olan şahısın nefes kontrollerini sıkı tutması esas alınır.Prana utożsamiana bywa z oddechem.
İngiliz İç Savaşı döneminde Manchester çok koyu parlamentocular tarafını tutmaktaydı.W czasach angielskiej wojny domowej Somerset był w przeważającej części po stronie Parlamentu.
Uzun süre et yemekten kaçındı ve oruç tutmayı bir siyasi protesto yöntemi olarak kullandı.Wielokrotnie powstrzymywał się od jedzenia, używając postu jako broni politycznej.
Genelde buraya dua etmek ve dilek tutmak için insanlar geliyor.Ludzie licznie przybywali w to miejsce, by się pomodlić.
Yas tutma savaşın gerçekleştiği Muharrem ayının 10'unda (Aşure Günü) doruğa çıkar.15. dzień przybywania księżyca (လပြည့် /la̰bjḛ/) jest cywilnym dniem pełni.
Sergei ise her şeyden Katerina'yı sorumlu tutmaktadır.Alexander czując się winnym postanawia zaopiekować się Kathariną.
Eje'ye "Sen benim sözümü tutmadın bundan sonra gebe kalasın ve doğum sancıları çekesin" der.Nie jest nim, jak dotąd uznawano „Daj, ać ja pobruszę, a ty poczywaj!”
Açıldığı günden beri bankanın imajında çok önemli bir yer tutmaktadır.Od początku istnienia stacji bardzo ważne miejsce w jej ofercie programowej zajmuje publicystyka.
Bunlar Henry'nin tarafını tutmaktan vazgeçerler.Najpierw musieli przywrócić pamięć Henry’ego.
Löw, özellikle oyuncularının topu ayağında fazla tutmasından endişeliydi.Wydawał się bardzo niepewny kiedy miał piłkę pod nogami.
Sıfır Noktası Modülü'nü ele geçirirler; ancak geri dönme planları tutmaz.De skriver själva hem och ber om förlåtelse, men återvänder inte.
Maggie bir ev tutmak zorunda kalır.Ida har ett hem.
Uzun süre et yemekten kaçındı ve oruç tutmayı bir siyasi protesto yöntemi olarak kullandı.Han avstod från föda under långa perioder, och använde fasta som en form av politisk protest.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod
tutma ile cümle - Sayfa 34 - tutma kelimesiyle örnek cümleler | KKTC App