Fakat Angelo yine sözünü tutmaz.O Senhor Reeves não é mais uma promessa.
İngiliz İç Savaşı döneminde Manchester çok koyu parlamentocular tarafını tutmaktaydı.Durante a Guerra civil inglesa William se aliou aos parlamentares.
Bauman, aynı zamanda postmodernizm hakkındaki çalışmalarıyla da önemli bir yer tutmaktadır.Beck possuiu uma posição crítica, se contrapondo às correntes do pós-modernismo.
Boston Bruinsi tutmakta ve ölesiye Boston Red Sox fanatiğidir.É arremessador titular destro, do Boston Red Sox.
Hiçbir sözünü tutmaz.Ele não deixou um testamento.
Ancak yaşadığı geçim zorluğu onu bu hayalinden muaf tutmaktadır.Ele começa então a prejudicá-la, para impedir que realize seu sonho.
Birleşik Krallık, 1829'da Avustralya'nın batı bölümünü kontrol altında tutmaktaydı.O Reino Unido reclamou a parte ocidental da Austrália em 1828.
Kelime anlamı: verdiği sözleri tutmayan, kendi söylediğini kendi duymayan.Ex.: Acredite no que eu digo, não se esqueça de quem é que paga o seu salário.
Perdeyi hep açık tutmak...O colarinho alto deverá estar sempre fechado.
Dikkat edilmesi gereken, omurgayı dik tutmaya yardımcı olacak sağlam bir oturuşun tercih edilmesidir.Seria necessário esperar por uma oportunidade que fosse favorável para tentar capturar aquela praça.
Grósz avlanmaktan ve balık tutmaktan hoşlanırdı.Ele é um aventureiro, fã de caça, pesca e mergulho.
19. yüzyıl gezginlerinin kent nüfusu için verdikleri rakamlar genellikle birbirini tutmaz.Os viajantes que reportaram suas viagens pela Província no século XIX não citam a vila.
Bu bakımdan köy oldukça önemli bir yer tutmaktadır.O que resta da cidade ocupa uma grande área.
Buna gücü yetmeyenin ise 3 gün oruç tutması gereklidir .Em áreas desabitadas, quem o encontrou deve aguardar três dias.
İsmi söylenen kişi topu tutmaya çalışır.Quem os solta é chamado baloeiro.
Devlet hiç kimsenin tarafını tutmaz; kendi çıkarı da yoktur.Não é terem uma participação no governo; que nada pertence a eles.
Ancak nişan almak ve namluyu hedefin üstünde tutmak pek de kolay değil.É muito frio e não desiste de matar o alvo.
Osmanlı kurmayı bu bölgede sadece gözetleme postaları tutmaktadır.Hoje só é preciso o passaporte para passar pelos postos de controlo de segurança.
Sözlerimi tutmak zorunda mıyım? (…) benim başlangıcım gülmek ve güldürmektir.O lema do evento é "primeiro fazer as pessoas rirem, e depois pensarem".
Yüzmeye ya da balık tutmaya gidebilirsin.Você pode ir nadar ou pescar.
Tom bir avukat tutmayı göze alamaz.Tom não pode pagar um advogado.
Kurbanı sakin tutmaya çalışın.Stel het slachtoffer gerust.
B plakasındaki tanrı ise her elinde bir deniz atı ya da ejderha tutmaktadır.De god op plaat b houdt in elke hand een zeepaard of een draak.
Oran'daki bazı Yahudiler Ladino dilini 19. yy'la kadar hayatta tutmayı başardılar.Sommige Joden in Oran bleven tot in de 19e eeuw Ladino spreken.
F plakasındaki tanrıça bir kuşu yükselmiş sağ eliyle tutmaktadır.Op plaat f houdt de godin een vogel in haar geheven rechterhand.
A plakasında sakallı adam figürü her iki eliyle kendisinden daha ufak bir adamın elini tutmaktadır.Op plaat a houdt de gebaarde figuur in elke hand een veel kleinere man bij de arm.
Surlar ayrıca 1921'den beri İspanyol anıt statüsünü (Bien de Interés Cultural) elinde tutmaktadır.De muur heeft sinds 1921 tevens Spaanse monumentstatus als Bien de Interés Cultural.
Suçsuz bir adamın ölümünden bizi sorumlu tutma.Sla geen onschuldige dood.
Kilise'de peygamberlik kavramı çok önemli bir yer tutmaktadır.In de christelijke kerk neemt de prediking een belangrijke plaats in.
Bu nedenle Peygamber'den doğrudan şefaat talep etmek, onu Allah'a ortak tutmaktır.God noemt in de Koran de namen van sommige profeten en loft hen ook daarbij.
Elinde bir el feneri ve 9mmlik Luger tabanca tutmaktaydı.Je begint met een mes en een pistool (Luger 9mm).
Grósz avlanmaktan ve balık tutmaktan hoşlanırdı.Hij genoot van de jacht, vissen en paardrijden.
Olta balık tutmak için kullanılır.Het meer wordt gebruikt om te vissen.
Halen 3000 metre Avrupa rekorunu elinde tutmaktadır.Ze heeft nog altijd het Europese record op de 3000 m in handen.
Buna karşılık Sabahattin Bey'i ve onun düşüncelerini, Kâmil Paşa'yı tutmaktadır.Het is het attribuut van Bacchus en zijn dienaren, de saters.
Marty, Biff'i onlardan uzak tutmaya çalışır.Marty spreekt Biff hierover aan.
Artık ihtiyacın olmayan eşyaları üzerinde tutma.Hou je niet bezig met dingen waar je niets van weet.
Kahraman, uyuyan bir Furi'nin (intikam tanrıçası) üzerine basmakta, elinde bir kılıç tutmaktadır.De heilige staat op een gehelmde krijgsman die in zijn hand een zwaard vasthoudt.
Her nasılsa Michelangelo parayı kendisinde tutmayı başardı.Toch zette Michelangelo zijn plannen door.
Günlerden bir gün kızlar dereye balık tutmaya gitmişler.Samen gingen ze elke dag naar de zee om vissen te vangen.
Bir İncil kıssasına göre İsa havarilere balık tutmada yardım ederken kendisi tam olarak 153 balık tutmuştur.Nadat Jezus hen had toegesproken, vingen zij 153 grote vissen in hun netten.
Hobileri golf oynamak ve balık tutmaktır.Zijn hobbies waren voetballen en vissen.
Kanıtları daha kolay ve kısa tutmak için bu varsayım genellikle yapılır.Dit is meestal een indicatie dat de voorslag snel en kort gespeeld moet worden.
Avukat tutma hakkı verilmediği için kendi savunmasını kendisi yaptı.Omdat hij zelf geen advocaat kon betalen, deed hij dat zelf.
Tutmak için bir de sapları bulunur.Ze hebben tevens staarten die dienen om iets vast te grijpen.
Sayıları tutmak için marköz adı verilen mandallı tahtalar kullanılır.Ze gebruikten zogenaamde kerfstokken om aantallen bij te houden.
Önemli olan ethernet MAC adresinin tutmasıdır.Bij Ethernetnetwerken is dat met name het MAC-adres.
Bir defasında balık tutmaya götürmüş, dönüşte de sırtına alıp merdivenleri çıkartmıştı.Hij keerde op zijn stappen terug en draaide zich vervolgens met zijn rug naar het podium.
Genelde buraya dua etmek ve dilek tutmak için insanlar geliyor.Mensen kunnen zich hier terugtrekken voor gebed en vasten.
Bu çizgiler, üzerine gelecek olan sıvayı tutmak içindir.Deze shotjes nemen is noodzakelijk om naar het volgende niveau te gaan.
Bunun üzerine bin Fokidalı askeri bu geçidi tutmaları için gönderdi.Daarom stuurde hij een leger van 200.000 man om deze doorgang af te dwingen.
Ama yine tutmadı.Maar weer ging het niet door.
Birden fazla fotoğraf seçmek ve tutmak için yeteneği.Zijn talent lag in de enscenering van foto’s en het kiezen van het juiste moment.
Newton'ın hareket yasaları tutmak gerekiyordu.De wet van actie en reactie van Newton.
Alman kuvvetleri, bu bölgeyi ne pahasına olursa olsun elde tutmaya çalıştılar.De Noordelijken wilden deze stad koste wat het kost innemen.
Aynı zamanda doğası sayesinde turizm de ekonomisinde önemli yer tutmaktadır.Vanwege het historisch centrum vormt toerisme tevens een belangrijk onderdeel van de economie.
Denizde balık tutma yarışması, çocuklar için çizim yarışmaları gibi etkinlikler olur.In Marine Mania is het mogelijk om watershows te maken.
İşletim sistemini ayakta tutmaya yarar.Hierdoor kan het besturingssysteem crashen.
Hiçbir zaman ağlamayın ve yas tutmayın, böylece düşmanlarımızın hiçbir şeyden haberi olmaz.Praat niet te hard en niet te vaak, zodat u anderen niet tot last zult zijn.
Çocukların ellerini çabuk tutmaları gerekmektedir.Een kinderhand is snel gevuld.